eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Yusuf Alpaslan ÖZDEMİR

Öncelikle muallim. Selçuk Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa devam ediyor. Konya’da yaşıyor. Bir orta öğretim kurumunda Edebiyat Muallimi, yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayınlanan, yerel bir gazetede düzenli olarak kültür sanat sayfaları hazırlayan bir kul, bir okur-yazar.

    D. Mehmet Doğan’ın Ardında Kalan Büyük Boşluk

    Pek aziz ve muhterem hocamız, mütefekkirimiz, Türkçemizin yılmaz savunucusu ve bekçisi D. Mehmet Doğan’ı sözlük hazırlayan, yakın tarih üzerine yazan, Türkiye Yazarlar Birliğini kuran çalışkan münevver diye anlatmak mümkündür. Söylenenlerin tamamı doğrudur; yine de bir şeyler eksik kalır. Hocamızın asıl büyüklüğünün, birbirinden kopmuş görünen kültür sahalarını aynı mesuliyet altında toplamasında yatttığını ilk elden bir kabul etmemiz gerekir. Dil, tarih, edebiyat, basın, sinema, şehir, kurumlaşma, Türk dünyası, Mehmed Âkif, Nureddin Topçu, Ankara… tüm yollar onda milletin hafızasına çıkıyordu. Hangi alana yönelse temel sorusu değişmezdi: Kendimiz olarak kalabilecek miyiz, yoksa geçmişiyle bağı kesilmiş, kelimeleri azaltılmış, değerleri başkalarınca tarif edilen topluluğa mı dönüşeceğiz?

    Doğan hocamın ömrü işte bu soruya verilmiş uzun, yorulmak bilmeyen cevaptır.

    Kitap yazmakla yetinmedi; sözlük hazırladı. Sözlükle yetinmedi; ansiklopedi yayınlarını yönetti. Gazete yazılarıyla yetinmedi; yazarları müşterek çatı altında buluşturdu. Kurum kurmakla yetinmedi; ödüller, yıllıklar, kültür kervanları, okuma programları ve milletlerarası şiir şölenleriyle o kuruma hafıza kazandırdı. Mehmed Âkif’i anlatmakla yetinmedi; Safahat okumalarının, anma toplantılarının ve Taceddin Dergâhı çevresinde canlı kültür ortamının oluşması için çalıştı. Türk dünyasından söz etmekle yetinmedi; Balkanlardan Türkistan’a uzanan coğrafyada şairleri yüz yüze getirdi. Onu farklı kılan taraf, fikri faaliyete; itirazı kitaba; kaygıyı kuruma; kültür idealini geleneğe dönüştürme kudretiydi.

    Kamusu milletin namusu sayan adam

    D. Mehmet Doğan’ın adı her şeyden önce Büyük Türkçe Sözlük ile özdeşleşti. İlk baskısı 1981’de yayımlanan eser, yıllar boyunca genişledi; yeni baskılarla yaşayan dilin, klâsik metinlerin ve edebî şahitlerin buluştuğu büyük hafıza mahzenine dönüştü. Son geniş yayında söz varlığı 130 bine, eserlerinden misal alınan şair ve yazarların sayısı 1135’e ulaştı. Kelimelerin Osmanlıca yazılışları da cabası. Her madde arkasında okuma, tarama, karşılaştırma, seçme, tarif etme ve yeniden düşünme vardır. Doğan’ın kendi ifadesiyle sözlükçülük “zor ve hor” iştir. Okur sözlüğü her gün açar, hazırlayanı çoğu zaman hatırlamaz. O, görünmeyen emeğe ömrünün en verimli yıllarını verdi.

    Sözlük onun elinde kelimelerin mezarlığı olmadı; milletin konuşan hafızasına dönüştü. Âkif’in şiirinde yaşayan, eski gazetede rastlanan, romanda anlam katmanı kazanan, halkın dilinde yüzyıllarca taşınan kelimeyi aynı kültür ırmağının parçası saydı. Kelimeyi sözlük maddesi kadar tarihî tecrübenin kabı olarak gördü. “Kelimelerle dostum; kelime dostuyum ben!” sözü, meslek beyanından ziyade şahsiyet tarifidir. Dostuna nasıl hoyrat davranmazsa kelimeye de öyle davranmadı. Kökünü, sesini, çağrışımını, anlam sahasını gözetti. Dil zevki onun nazarında süs sayılmazdı; düşüncenin nizamı, kültürün ölçüsü, insanın kendisine karşı mesuliyetiydi.

    Kelimelere, kullandığımız sözlerin seçimine verdiği önem beni derinden etkiledi. Zamanla şunu açıkça fark ettim: Hocanın verdiği kelime terbiyesiyle yapıt, yazın, sözcük, öykü, kent, olanak, delirim vd. gibi kelimelerden uzak durdum, görmek istemedim. Asıl mesele yasak listesi hazırlamanın çok ötesindeydi; her kelimenin nereden geldiğini, hangi anlamı örttüğünü, hangi sesi susturduğunu düşünme alışkanlığı kazanmaktı. “Eser” ile “yapıt”, “hikâye” ile “öykü”, “şehir” ile “kent”, “imkân” ile “olanak” aynı ruh iklimini taşımıyordu. Doğan, kelime tercihinin dünya görüşünden, estetik zevkten ve tarih şuurundan bağımsız kalamayacağını öğretti. Onun tesiri, kitaplığımızdaki sözlük kadar cümlemizde görünür hâle geldi.

    Dil kavgasının ardındaki medeniyet meselesi

    Doğan’ın mücadelesini eski kelimelere düşkünlük seviyesine indirmek, fikrî ufkunu daraltır. Onun derdi dil zevkinin ötesinde medeniyet devamlılığıydı. Harf inkılâbını ve dil devrimini, toplumun geçmiş metinlerle bağını koparan iki büyük müdahale olarak değerlendirdi. Kütüphaneler dolusu eserin geniş kitleler için okunamaz hâle gelmesini, binlerce kelimenin gündelik dilden çekilmesini, ilmî ve edebî ifade gücünün daralmasını tarihî kayıp saydı. Batılılaşma İhaneti, Dil Kültür Yabancılaşma, Bir Lügat Bulamadım, Yüzyılın Soykırımı, Türkçenin Cenaze Töreni ve Kelimelerin Seyir Defteri gibi kitaplar aynı endişenin farklı cephelerdeki izlerini sürer.

    Eleştirileri kimi zaman sert, hükümleri keskin, üslubu uzlaşmazdı. Zaten yıllarca üstü örtülen meseleleri yumuşak cümlelerle gündemleştirmek ve gündemde tutmak güçtür. Dil kurultaylarını, resmî sözlükleri, imlâdaki keyfî değişiklikleri, ilmî ölçü yerine siyasî emre teslim olan aydınları belgeler üzerinden sorguladı. Kurultay zabıtlarını, gazete kupürlerini, eski sözlükleri ve metinleri karşılaştırdı. Tepkisini hakarete yaslamadı; ironiye, kaynağa ve kelime hâkimiyetine dayandırdı. Muhafazakâr çevrelerde gördüğü yanlışları da esirgemedi. Böylece eleştirisini taraf sadakatinden daha yüksek ölçüye, hakikat mesuliyetine bağladı.

    Onun modernleşme tenkidi geçmişe kapanma çağrısı sayılamaz. Japonya, Çin ve Kore gibi toplumların alfabelerini terk etmeden modernleşmesini hatırlatırken asıl sorusu şuydu: İlerlemek için hafızayı silmek şart mı? Yeni olanı öğrenmek uğruna eski olanı anlaşılmaz kılmak hangi aklın ürünüdür? Kendi medeniyet dilini tasfiye eden toplum, ithal kavramlarla ne kadar özgün düşünebilir? Doğan, Türkiye’nin modernleşme hesabını teknik gelişme rakamlarından önce zihnî bağımsızlık üzerinden okudu. O nedenle dil mücadelesi aynı zamanda kültürel istiklâl mücadelesiydi.

    Onun itirazı, geçmişe duyulan hissî bağlılıktan doğmuyordu. Belgeleri konuşturuyor, doğru bilinenlerin kaynağına gidiyor, resmî anlatının dışarıda bıraktığı ayrıntıları gün yüzüne çıkarıyordu. Birinci Türk Dil Kurultayı’nı incelerken ilmî ölçünün siyaset karşısında nasıl gerilediğini; sözlükleri karşılaştırırken kelimeler üzerinden milletin hayatına nasıl müdahale edildiğini; eski gazete metinlerini tararken dönemin dalkavukluk dilini ortaya koyuyordu. İlim ile siyasetin aynı istikamette yürümediği anlarda ilmin nasıl sustuğunu, hakikatin nasıl örselendiğini gösteriyordu.

    Doğan’ın eleştirileri karşısında herkes aynı kanaate varmayabilir. Zaten onun istediği de sessiz tasdik değildi. Kaynağa bakılmasını, hükümlerin tartılmasını, dil ve tarih meselelerinin hazır kabuller dışına çıkarılmasını istiyordu. Türkiye’de uzun yıllar konuşulması sakıncalı sayılan konuları tartışma sahasına taşıması başlı başına fikrî hizmettir. Onun kitaplarından çıkan okur, aynı düşüncelerle ayrılmasa bile aynı sorularla yaşamaya devam eder. Hakiki fikir adamının tesiri de burada başlar.

    Fikri teşkilâta dönüştüren kurucu irade

    D. Mehmet Doğan hocamızın kültür hayatımıza en kalıcı katkılarındandır Türkiye Yazarlar Birliği. 1978’de kuruluş çalışmalarını yürüttüğü TYB, yazarın meslek sahibi olarak tanınması, farklı çevrelerden edebiyat ve fikir insanlarının aynı çatı altında buluşması, yaşayan isimlerle geçmişteki büyük şahsiyetlerin hatırlanması yolunda hayati rol üstlendi. Yılın yazar, fikir adamı ve sanatçılarını değerlendiren ödüller; Kültür ve Sanat Yıllıkları; şubeler; yazar okulları; Mesnevi ve Safahat okumaları; bilgi şölenleri; şehir toplantıları; kültür kervanları… Bütün faaliyetler kültürün rastlantıya bırakılamayacağı fikrinden doğdu.

    Türkiye’de nice dernek heyecanla kurulur, kurucusunun nefesi kesilince sessizliğe gömülür. TYB’nin yarım asra yaklaşan serüveni, Doğan’ın kurum aklını ve devamlılık ısrarını gösterir. O, faaliyetin parlaklığından çok geleneğe dönüşme kudretiyle ilgileniyordu. Her yıl tekrarlanan ödül, yıllık, okuma yahut şölen; dağınık kültür hayatına takvim, hafıza ve müşterek ölçü kazandırıyordu. TYB zamanla farklı görüşlerden insanları buluşturan geniş zemin hâline geldi. Doğan’ın büyüklüğü burada da belirir: Kendi sözünü söyleyen yazar olmanın yanında başkalarının söz söyleyebileceği meydanı kurdu.

    Kültür hayatında kalıcı tesir, iyi kitap yazmaktan ibaret kalmaz. Eserin dolaşıma gireceği yayın ortamına, yazarın sesini duyuracağı kürsüye, genç kalemlerin yetişeceği mektebe, geçmişteki büyük isimlerin hatırlanacağı geleneğe de ihtiyaç vardır. Doğan, bu görünmeyen zemini inşa etti. Kendisine ait kitapların yanında yüzlerce yazarın emeğine alan açtı. Kurduğu yapı, nesiller arasında irtibat sağladı. Başka isimlerin yetişmesine, tanınmasına ve eser vermesine imkân hazırlayan kültür adamının tesiri, kendi külliyatının sınırlarını aşar.

    Türkçenin Uluslararası Şiir Şölenleri, o kurucu ufkun sınırları aşan örneklerindendir. 1992’den itibaren düzenlenen şölenler Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Anadolu’dan yüzlerce şairi aynı dil çevresinde buluşturdu. Siyasî hudutların parçaladığı kültür coğrafyasını şiir üzerinden yeniden konuşturmak istiyordu. Türk dünyası onun için hamaset haritası sayılmazdı; ortak kelimelerin, şiirlerin, hatıraların ve yüz yüze temasların yaşadığı büyük saha idi. Türkiye Türkçesinin müşterek iletişim dili hâline gelmesini savunurken siyasî gücün ötesinde kültürel emeğe dikkat çekti. Kurulan her temas, okunan her şiir, yayımlanan her seçki; koparılmış bağa atılan yeni düğümdü.

    Âkif’i hatırlatmak, Ankara’yı kültür merkezi kılmak

    Mehmed Âkif, D. Mehmet Doğan’ın düşünce dünyasında araştırma konusu olmaktan çok daha fazlasını ifade etti. Âkif’te fikir ile ahlâkın, söz ile hayatın, iman ile millet mesuliyetinin birleştiğini gördü. İstiklâl Marşı: Bin Yılın Destanı, Camideki Şair ve Âkif çevresindeki diğer çalışmaları, millî şairi tören günlerinin donmuş simgesinden çıkarıp yaşayan fikir adamı olarak okumaya yöneltti. Taceddin Dergâhı’nın korunması, Âkif anmalarının devamlılığı ve Safahat okumaları için verdiği emek, kültürün mekân, metin ve hafıza beraberliğiyle yaşadığını gösterir.

    Vefatından sonra Taceddin Dergâhı haziresine defnedilmesi, hayat çizgisinin manalı hâtimesi oldu. Yıllarca izini sürdüğü Âkif’in hâtırasına komşu düştü. O mezar artık şahsi kabrin ötesinde kültür nöbetinin işaretidir. Ankara’nın edebiyat merkezi olarak tanınması için de büyük çaba gösteren Doğan, başkentin bürokrasiye hapsedilmiş suretine itiraz etti. Şairleri, yazarları, dergileri, dergâhları ve tarihî şahsiyetleriyle Ankara’nın kültür haritasını görünür kıldı. İstanbul merkezli kültür anlayışına karşı Ankara’dan güçlü, yerli ve sürekli ses yükseltti.

    Onun Ankara için yaptığı çalışmalar, kültürün coğrafyasını genişletme gayretidir. Edebiyat hayatının tek merkeze mahkûm edilmesine razı olmadı. Ankara’nın Millî Mücadele’den Cumhuriyet’e, Âkif’ten Topçu’ya, dergilerden yayınevlerine uzanan zenginliğini ortaya çıkardı. Kültür faaliyetlerinin Anadolu şehirlerine yayılması için gösterdiği çaba, merkez ile çevre arasındaki mesafeyi azaltmaya yönelikti. Şehirleri toplantı yapılan mekânlar yanında her şehrin tarihini, edebiyatını ve şahsiyetlerini yeniden keşfetmeye çalıştı.

    Görüntünün dilini bilen mütefekkir

    Mehmet hocamızın televizyonculuğu ve senaryo yazarlığı az hatırlanır ya da daha çok pek hatıra gelmez. Ankara Üniversitesi Basın ve Yayın Yüksekokulu Radyo-Televizyon Bölümünden mezun oldu; TRT’de ve Kültür Bakanlığında çalıştı. Kaybolan Şehirler, Mimar Sinan, Nureddin Topçu, Mehmed Âkif ve başka belgesel çalışmalarında metin ile görüntüyü buluşturdu. Şehirlerin mimarisine, sanat eserlerine ve tarihî şahsiyetlere kamera arkasından bakarken de aynı hafıza kaygısını taşıdı. Bugün görsel kültürün yazılı kültürü gölgede bıraktığı çağda, onun erken dönem televizyon çalışmalarının kıymeti daha açık görülüyor. Görüntüyü geçici eğlenceye teslim etmeyip kültür taşıyıcısına dönüştürmeye uğraştı.

    Gazeteciliği de aynı genişliğin parçasıydı. Farklı gazete ve dergilerde yıllarca yazdı; gündelik hadiseyi tarihî arka planla yorumladı. RTÜK üyeliği gibi kamusal görevlerde bulundu. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi ile Türk Aile Ansiklopedisi’nin yayınını yönetti. Yayıncılık yaptı, Yazar Yayınlarının kurulmasına öncülük etti. Onun hayatında kitap, gazete, ansiklopedi, belgesel, konferans ve kurum birbirine rakip alanlar olmadı. Her biri kültürel hafızayı taşıyan ayrı vasıtaydı.

    D. Mehmet Doğan’ın çok yönlülüğü, birbirinden habersiz işlerin toplamı sayılmaz. Sözlükçülüğü, gazeteciliği, senaryo yazarlığı, kurum yöneticiliği ve fikir adamlığı aynı merkeze bağlıydı. Hangi vasıtayı kullanırsa kullansın milletin kendisini tanımasına, geçmişini hatırlamasına ve diline dikkat etmesine çalışıyordu. Onun külliyatında konu çeşitliliği bulunduğu hâlde fikir dağınıklığı yoktur. Eserlerinde hafızasını kaybeden millet geleceğini hangi kelimelerle kuracağı ana odaktır.

    Nureddin Topçu’dan alınan mesuliyet terbiyesi

    İsminin başındaki “D” harfini Nureddin Topçu verdi. Benzer isimlerle karışmaması için eklenen, “devrimci” mânâsıyla açıklanan o harf zamanla düşünce soyunun nişanesine dönüştü. Doğan, Topçu’dan fikirle beraber mesuliyet ahlâkı, hareket şuuru ve hakikat karşısında taviz vermeme terbiyesi aldı. Hareket çevresinde başlayan fikrî yetişme, Dergâh Yayınları tecrübesi ve Ankara’daki kültür faaliyetleriyle olgunlaştı. Hocası gibi o da düşünceyi hayatın dışındaki zihnî süs saymadı. Fikir, insanı harekete geçirmiyorsa noksan kalıyordu.

    Kendi çalışma usulünü “sürekli çalışmak, mütemadiyen okumak ve yazmak” sözleriyle özetlemişti. Her yerde okuyabiliyor, aynı anda birkaç kitapla ilerliyor, metnini defalarca düzeltiyor, yayımlanana kadar değiştirme hakkını saklı tutuyordu. Başarısının sırrını gizemli kabiliyette aramadı; disiplinli emeğe bağladı. Klâsiklerden çağdaş edebiyata uzanan geniş okuma alanı, yazdıklarına derinlik kazandırdı. Âkif, Yahya Kemal, Hâşim, Tanpınar, Necip Fazıl, Tarık Buğra ve Topçu onun zihninde ayrı adacıklar hâlinde durmadı; Türkçenin ve düşüncenin devam eden büyük konuşmasını kurdular.

    Doğan’ın hayatı, fikir adamlığının masa başında tamamlanamayacağını gösterir. Okudu, yazdı, konuştu, yolculuk yaptı, insanları buluşturdu, kurum kurdu, tartıştı ve yeniden yazdı. Sözünün arkasında emeği, emeğinin arkasında inancı vardı. Bu nedenle yazdıkları kuru bilgi aktarımından fazlasını taşır. Okuru yerinden kaldırır, bildiklerini sorgulamaya ve sorumluluk almaya çağırır.

    Ardında kalan boşluğun mahiyeti

    D. Mehmet Doğan’ın kaybıyla doğan boşluğu “büyük yazarımızı kaybettik” cümlesi açıklayamaz, açıklamadığı karşılamadığı gibi nankör ve yetersizdir. Kaybedilen, birçok işi aynı ideal çevresinde yürütebilen kurucu merkezdir. Bugün sözlük hazırlayan uzman bulunabilir, yakın tarih üzerine yazan araştırmacı çıkabilir, kültür kuruluşu yöneten isimler görev alabilir, Âkif üzerine çalışan akademisyenler çoğalabilir. Doğan’ın farkı, bütün sahaları aynı medeniyet tasavvurunda birleştirmesiydi. Bilgiyi iradeyle, eleştiriyi kurumla, dili ahlâkla, tarihi bugünün mesuliyetiyle buluşturuyordu.

    Yokluğu en fazla kültür hayatımızın parçalanmışlığında hissediliyor, hep hissedilecektir. Uzmanlık alanları daralıyor; akademi kendi dili içinde kapanıyor; edebiyat çevreleri birbirinden habersiz yaşıyor; kurumlar faaliyet sayısını artırırken gelenek kurmakta zorlanıyor; sosyal medya fikri hızlandırırken hafızayı inceltiyor. Pek aziz ve muhterem hocamız  ise ayrılmış parçalar arasında bağ kurabiliyordu. Sözlük maddesinden medeniyet tartışmasına, eski gazete kupüründen güncel siyaset eleştirisine, şiir şöleninden Türk dünyası fikrine geçerken bütünlüğü kaybetmiyordu. Onun ardından eksilen kuşatıcı bakış ve uzun soluklu takip iradesidir.

    Başka bir boşluk da cesaret alanında açıldı. Resmî kabulleri, yerleşmiş ezberleri, itibarlı kurumları ve kendi çevresindeki yanlışları aynı açıklıkla eleştirebilen münevver sayısı azdır. Doğan bedel ödemeyi göze aldı; sözlükleri engellendi, düşünceleri görmezden gelindi, sert hücumlara uğradı. Yine de sesini kısmadı. Haklı çıkma rahatlığını geri plana atıp doğru bildiğini söylemenin mesuliyetini taşıdı. Kültür hayatında gerçek bağımsızlığın, maddi ve manevi bedeli göze almadan kurulamayacağını gösterdi.

    Onun kaybıyla kültür hayatımızda ortaya çıkan eksiklik, sayı ile ölçülemez. Eksilen; tecrübe, hafıza, cesaret, kurum aklı ve kelime zevkinin aynı şahsiyette birleşmesidir. Günümüzde çok konuşan, çok görünen, her gelişme üzerine süratle hüküm veren isimler çoğalıyor. Ömrünü aynı meseleye veren, yıllarca kaynak toplayan, fikrinin arkasında kurum ve eser bırakan münevverler ise seyrekleşiyor. Doğan’ın yokluğu, kültür hayatımızdaki derinlik kaybını daha görünür hâle getiriyor.

    Mirası nasıl yaşayacak?

    D. Mehmet Doğan’ın mirası kitap adlarını sıralamakla korun-a-maz. Onu anmak; kelime seçiminde dikkatli olmak, geçmiş metinlerle teması güçlendirmek, sözlüğü tekrar tekrar yenilemek, Âkif’i okumak, kültür faaliyetini sürekliliğe kavuşturmak, Türk dünyasını slogan yerine sahici temaslarla düşünmek, genç yazarlara alan açmak ve yanlış karşısında susmamaktır. Kurduğu kurumların şeklen yaşaması yetmez; kuruluşlarındaki mesuliyet ruhunun da yaşaması gerekir.

    Hocamızın eserleri yeniden okunmalı, fikirleri övgü perdesi arkasında dondurulmadan tartışılmalı, haklı çıktığı noktalar kadar aşırı hükümleri de ilmî ciddiyetle ele alınmalıdır. Büyük fikir adamına, mütefekkire, âlime gösterilecek hürmet, sözlerini dokunulmaz kılmak yerine açtığı meseleleri derinleştirmektir. O zaten rahat takipçiler istemedi; uyanık, kaynak arayan, kelimeyi tartan, hükmünü delille kuran okur istedi. Onun okulundan geçmek, aynı cümleleri tekrarlamak yerine aynı mesuliyetle düşünmeyi gerektirir.

    D. Mehmet Doğan kültür hayatımıza sözlükten fazla şey/ler kattı: Ölçü verdi. Kelimenin geçmişi bulunduğunu, kurumun hafızaya ihtiyaç duyduğunu, fikrin takip edilmedikçe tesirsiz kaldığını, kültürün emek ve devamlılık istediğini gösterdi. Kaybıyla oluşan boşluk hâlâ kapanmadı; zira boşluk tek kişinin yokluğundan çok, onun temsil ettiği münevver tipinin seyrekleşmesinden doğuyor. Okuyan, yazan, kuran, itiraz eden, seyahat eden, insanları buluşturan, eser bırakan ve bütün bunları aynı dava şuuru içinde yapan münevver tipi…

    D. Mehmet Doğan’ın büyüklüğü, bütün hayatını aynı istikamette tutabilmesindedir. Gençliğinde savunduğu meseleleri ilerleyen yaşlarında makam yahut çevre baskısı karşısında terk etmedi. Düşüncesini zamana, modaya veya siyasî iklime göre değiştirmedi. Kitaplarıyla savunduğu kültürel istiklâli kurumlarıyla güçlendirdi; kelime hassasiyetini günlük yazılarına, konuşmalarına ve hayatına taşıdı. Söylediği ile yaptığı arasındaki mesafeyi mümkün olduğu kadar kapattı.

    Bugün Türkçenin, kültürün ve düşüncenin önündeki meseleler değişmiş görünse de özde aynı soruya dayanıyor: Hafızamızı taşıyabilecek miyiz? D. Mehmet Doğan kendi cevabını ömrüyle verdi. Onun kelimelerini hayranlıkla seyretme sırası geçti, taşıdığı mesuliyeti devralma vakti geldi.

    Yusuf Alpaslan ÖZDEMİR

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.