Modern çağın en tuhaf çelişkilerinden birini yaşıyoruz: Bilgi hiç olmadığı kadar çoğaldı ama insanın kendine ve hayata dair soruları da aynı hızla derinleşti. Çocuklar bugün tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar geniş bir bilgi evrenine erişebiliyor; buna rağmen kimlik, aidiyet, ahlak ve hayatın anlamı konusunda daha kırılgan, daha arayış içinde bir...
Eskilerin tabiriyle velûd bir derviş olan Bursa Mısrî dergâhı şeyhi Mehmed Şemseddin (Ulusoy) Efendi’yi vefatının 90. Yılında rahmetle anıyoruz. İrili ufaklı 60 kadar eser kaleme almıştır. Bunlar arasında 8-10 sayfa olanlar olduğu gibi 800 sayfa olanlar da vardır. Doğrudan tasavvufî ahlak ile ilgili olanlar olduğu gibi Bursa folklorunu yakından ilgilendiren...
İslâm’a göre, insan ruhunda yaratılışı itibari ile hak ve hakikati kabul etme meyli vardır. Fıtrat bozulmazsa, Allah’ı bulup kavrayacak imkânlarda kendisine verilmiştir. Allah, insan fıtratına kendisini araştırıp bulma ve hak dini benimseme kabiliyeti vermiştir. Doğu ve batıdan Gazali, Descartes gibi birçok düşünür, aşkın bir varlığa inanmanın fıtri olduğunu, insan yaratılışı...
Başlarken Günümüzde bir anne ile babanın, bir öğretmenin yahut bir eğitimcinin karşısında duran büyük sorulardan birisi şudur: Bir çocuğa; dürüst, adaletli, merhametli, cesaretli, ölçülü, doğru, cömert, sabırlı, tevazu sahibi; kısacası erdemli bir insan olması gerektiğini nasıl ve ne şekilde anlatacağız? İlk bakışta bu, sıradan bir eğitim sorusu gibi görünebilir. Oysa dikkatle bakıldığında, bu soru aynı zamanda insanın mahiyetine, hayatın...
LGS 2026 sorularını inceledim. Branşım Türkçe-Edebiyat olduğu için özellikle baktım sorulara. Bir de din kültürü ve ahlak bilgisindeki sorulara merak ettim. Zamanında üniversite seçme sınavına uygun soru bankaları yazdığım ve kurs öğretmeni olarak çalıştığım için sorular hakkındaki kesin kanaatim şudur: LGS için hazırlanan Türkçe soruları üniversite seçme sınavı seviyesindedir. Sadece edebiyat konuları yok, diğer konulardaki sorular aynı mantıkla...
Bir baba, çocuğunun birlikte dışarı çıkıp oyun oynama isteğini “Bugün olmaz, yorgunum; yarın…” diyerek erteledi. Verilen söz üzerine çocuk, ertesi gün babasının işten dönüşünü dört gözle beklemeye başladı. Lakin baba, ertesi gün de işten yorgun geldi. Hâl böyle olunca dışarı çıkmaya, çocuğuyla oyun oynamaya yine niyeti yoktu. Gelir gelmez babasının...
Hayatın en büyük yüklerinden biri, dünyanın zihnimizde kurduğumuz düzene uygun işlemesini beklemektir. İnsanı yoran çoğu zaman olaylar değil, olayların gerçekleşmemesi gerektiğine dair beklentileridir. Bundan olsa gerek insan farkında olmadan hayatı bir mahkeme gibi düşünür. Ve bu mahkemede iyiler ödüllendirilecek, kötüler cezalandırılacak, çalışanlar kazanacak, hak edenler yükselecek, emek verenler karşılığını alacaktır....
Kişi, kendini bulmak içinkendini sürekli yitirmeyi göze alandır.Oruç Aruoba Necip Fazıl, buhranlı çağın kalbine saplanmış bir serzeniştir; bir isyan, bir çağrı. Bu ses, bohem bir hayatın içinden kopup gelir. Bohemlik, onun dilinde başıbozukluk ve serseriliktir; bir savruluşun, kaçışın, kendinden taşan bir hafakanın adıdır. Ve bu kaçış, varlığın kıyısında durup kendini...
Aslında çözüm gözümüzün önünde duruyor ama görmüyoruz. Hatta giderek uzaklaşıyoruz. Ruhumuza kötülük sinmiş durumda. Bunun nedeni bakar kör olmamızdan ileri geliyor. NTV’de Birol Güven’in konuğu olan Rıfat Becerikli Türk sineması genelinde Yeşil Çam özelini değerlendirdi, analiz etti (https://www.youtube.com/watch?v=Bq-5FM7nRYo&t=1369s ). Önünüzde yeni ufuklar açtı. Sinema eleştirmeni ve tarihçisi olan Rıfat Becerikli ilginç...
1980’li yıllar, öğretmenliğimin ilk seneleriydi. Cumartesi ve pazar günleri hatta akşamları bile öğrencilerimi özler; bir an önce okula gitmek isterdim. Bu durum, idari görevlerin bizi sınıflardan uzaklaştırdığı 2011’e kadar devam etti. “Ben öğrencilerden nasıl ayrılırım, nasıl emekli olurum? Belki de sınıfta ölürüm.” diye hayaller kurarken, zorunlu şartlar sebebiyle 2022 yılında...
“Kaht” Arapça da kıtlık, yokluk ve kuraklık demektir. Kıtlık; kuraklık, deprem, yangın, sel gibi doğal afetler, savaş veya ekonomik krizler sebebiyle yiyeceklerin halkın ihtiyacını karşılayamayacak derecede az olması veya bulunamaması sebebiyle; bazen açlıktan ölümlerin vuku bulduğu “yokluk” anlamında kullanılmaktadır. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu döneminde, (1873–1875) Orta Anadolu’da kitlesel...