eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Üniversite, Bilim ve Liderlik: Kemal Bıyıkoğlu

Yüksek öğrenim hayatımızın en müstesna şahsiyetlerinden biri olan merhum Kemal Bıyıkoğlu’nu, vefatının 40. yılında hayırla yâd ediyoruz. Bilindiği üzere, okuma çabalarımızda biyografiler önemli bir yer tutmaktadır. Sahasında önemli çalışmalar ortaya koymuş insanların hayatlarından çıkarılacak çok önemli mesajlar vardır. Kendi payıma onlardan çokça istifade ediyorum.

Kemal Bıyıkoğlu’nun hayat serüveni, mücadelesi de gelecek nesillere ufuk açacak niteliktedir. Yeter ki böylesi büyük insanları zamanın tozlu rafları arasında unutmayalım, unutturmayalım.

Bugün burada bizimle birlikte olan Polatlı belediyesi eski başkanlarından Sn. Yakup Çelik, rahmetli Hoca’mızın hayatını kaleme alma vazifesini bana tevdi ettikten sonra, hocamızın kıymetli evladı Nadir Bıyıkoğlu beyefendi ile yoğun bir şekilde çalıştık. Kemal Bıyıkoğlu’nun rahle-i tedrisinden geçen gerek ülkemizin kaderinde rol oynamış önemli şahsiyetlerle, gerekse üniversite hayatımızda değer ortaya koymuş birçok insanla bir araya geldik. Bu görüşmelerimizin bazılarına onca iş yoğunluğu içinde Belediye Başkanımız Yakup Çelik beyefendi de katılma inceliğini gösterdi.

Hoca’mızın dostları, yakın mesai arkadaşları ve öğrencileri ile yaptığımız görüşmelerde kendisine karşı çok derin bir sevgi ve hürmetin varlığına şahit olduk. Birebir görüşemediğimiz, ancak telefon vasıtası ile görüştüğümüz kişiler de hatıralarını ve Hoca’mızla ilgili duygu ve düşüncelerini kaleme almayı kendilerine vazife bildiler.

Peki Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu hocanın etrafında oluşan bu sevgi halesinin sırrı neydi? Hayat karşısındaki dik duruşu mu, insanlığı mı, üniversite hocalığı mı, proje adamlığı mı, vizyon sahibi olması mı? Milli bir kimliğe sahip olması mı? Evet bunların hepsi birlikte Hoca’ya karşı büyük bir saygının oluşmasını sağlamıştır.

Öncelikle Hoca’mız projeleri olan ve bu projeleri hayata geçirmek için bütüncül bir yaklaşıma sahip bir insandı. Türkiye’nin 5. üniversitesi olarak kurulan Atatürk Üniversitesi’nin rektörlük görevini yürüttüğü 7 yıl içerisinde öğretim kadrosunun oluşması, lojmanlar, kurulacak fakülteler, enstitüler, laboratuvarlar, kütüphaneler, üniversite camisi, eğitim öğretim programları, halkla temas, üniversiteyi Erzurum halkıyla buluşturmak, Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinde üniversitelerin kurulması gibi bütün hususlarda kafa yormuş ve bunları bir bir hayata geçirmiş bir proje insanıydı.

Rahmetli Hoca’mızın icraatlarına ve muhtelif yerlerde verdiği mülakatlara baktığımızda Türk fikir hayatının en özgün şahsiyetlerinden biri olan Nurettin Topçu ile benzerlikler arz ettiğini görmekteyiz.

Türkiye’nin Maarif Davası adlı eserinde Topçu şunları söylemektedir:

“Mektebi nerede arayalım? Neresi mekteptir? Bazan çocukluğun mukaddes hülyalarıyla içine girilen sınıflı, muallimli, siyah tahtalı ve dersaneli çatı mektep olmuyor da birkaç gencin bir kalp etrafında kendini arayan topluluğu mektep olabiliyor.”

Bıyıkoğlu hocanın ise bir gün Milli Eğitim Eski Bakanlarımızdan Ömer Dinçer’in de öğrenci olarak katıldığı Milli Türk Talebe Birliği’nin iftar yemeğinde söyledikleri ile Nurettin Topçu’nun mektebe bakış açısı birbirine çok örtüşmektedir.

Hoca o konuşmasında şöyle diyor: “Çocuklar aslında biz bir üniversiteyiz ve ben de bu üniversitenin yöneticisiyim. Bir başka ifade ile burası üniversite yani okul. Milli Türk Talebe Birliği de bir okuldur. Bunu hiç unutmayın.”

Topçu ile Kemal Bıyıkoğlu hocanın üniversiteye bakışı sade bununla sınırlı değil. Topçu kitabında şunları yazmıştır:

“Büyük ruhî inkılâbın yapılabilmesi için sade şöhretle, saadeti düşünerek üniversiteye doçent, profesör olmaktan başka emelleri bulunmayan insanlar değil, köyde yaralı bereli, gübrelik içinde dolaşan, daima mustarip ve kim olduklarını bilmediği birtakım efendilere uşak olmaya mahkûm, büyük ecdadının tarihinden getirdiği zekâ kabiliyetlerini her gün toprağa gömen köylü çocuklarını, insanlık için örnek olacak bir medeniyetin sahipleri haline getirmeyi ülkü edinen profesörler lazım.”

İşte Topçu’nun bu sözlerinin uygulayıcısı Kemal Bıyıkoğlu olmuştur.

Merhum Hocamız Kemal Bıyıkoğlu’nun bir mülakatında söylediği şu sözler de dikkat çekicidir:  

“Üniversitede dinamik, yapıcı, yaratıcı ve bulucu ilim ortamı hazırlamak; daha seviyeli araştırma ve öğretim yapmak, ülkeye daha yararlı aydınlar yetiştirmek ve Türk kültürünü daha süratli geliştirmek için başlıca vasıtadır: Ağır sorumluluk yükleyen bir vasıta. Fakat hiçbir zaman üniversiteyi toplum etkilerinden sıyırıp; sırça köşkten ideolojik eleştiriler yapan bir düşünce merkezi haline getirme veya topluma karşı yapılacak tahriklerin ocağı haline getirme vasıtası ya da sıçrama tahtası değildir. “

Hocamız Kemal Bıyıkoğlu bu söylediklerinin hepsini gerçekleştirme vecdi ile gece gündüz çalışmıştır.  Üniversiteleri kendi ifadesi ile fildişi kulesinden indirmiş ve bölge halkı ile kucaklaştırmıştır.  Onun hayatında durmak yok, hafta sonları belli bir plan dahilinde Erzurum’un ilçeleri Çat, Pasinler, Narman, Tortum, İspir, Horasan, Şenkaya gibi daha nice ilçe ve köylere gezi tertiplemiştir. Bu gezilerde fakültelerden yanına çeşitli bölümlerden hocaları alır.  Tıp fakültesi hocaları halkın sağlık sorunları ile ilgilenirken tarihçiler sahada tarih araştırmaları yapar, edebiyatçılar ise yöresel söyleyişleri, türküleri, atasözü ve deyimleri derlerler. Ziraat fakültesinden hocalar tarla günleri vasıtasıyla çiftçilerle buluşur.  Kendisi başta olmak üzere zootekni alanındaki hocalar da Erzurum için hayatî önem taşıyan hayvancılıkla ilgili sorunları dinler, bazen papyon kravatı ile hayvan damlarına girip yeri geldiğinde hayvanın ağzındaki salyaları temizler, bir hastalık olup olmadığını kontrol eder. Bütün bu geziler 70’li yılların vasıtalarıyla kış koşullarında da devam eder.

Üniversitesinde halk günleri tertip eder, sık sık da esnaf ziyaretinde bulunur. Kitap hazırlanırken yaptığımız görüşmelerde Hoca’nın Ankaralı olduğunu öğrenenler “Biz Hocamızı Erzurumlu biliyorduk” diyenler çok olmuştur. Kemal Bıyıkoğlu Erzurum’la öylesine ünsiyet kazanmıştır ki siyasete girse Erzurum halkının onu yalnız bırakacağı asla düşünülmez.

Kemal Bıyıkoğlu, rektörlük görevi süresince öyle cesur kararlar almıştır ki, bu aldığı kararlar Türkiye’nin bütününü etkileyen sosyal gelişmelere sebep olmuştur. Bunlardan birisi de şudur: Hoca’nın rektörlüğe başladığı yıllarda üniversitelere meslek liseleri ve imam hatip liseleri mezunları alınmıyordu. Aldığı bir kararla bu iki meslek lisesi grubundan Atatürk Üniversitesi’ne giren öğrenciler ülkenin kaderini değiştirmişlerdir. Hocamız bunun yanında farklı katı yapılanmalar içerisinde olan, diğer üniversitelere giremeyen millî vasıflara haiz insanların akademide kendilerine yer bulmasını sağlamıştır. Atatürk Üniversitesi’nden yetişen bu kadrolar, daha sonraki yıllarda başka üniversitelerin kurulmasının yolunu açmıştır. Başta Kars olmak üzere bölge illere önemli katkılar sunmuştur. Çukurova Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi’nin kadrolarıyla kurulmuştur. Özellikle Çukurova Tıp Fakültesi öğretim elemanlarının tamamı Erzurum menşeilidir. Yine Elazığ, Tokat, Erciyes Üniversitelerinin kurucu rektörleri ve kadroları Erzurum’da Kemal hocanın tedrisatından geçmiştir. Bu yönüyle Atatürk Üniversitesi bir anlamda üniversitelerin anası olmuştur.

Bir bilim adamı ve rektör olan Kemal Bıyıkoğlu aynı zamanda bir halk adamıdır. Dış görünüşüyle sert taviz vermez bir kişilik, giyim kuşamıyla da Batılı bir adamdır. Ama bütün bu görüntüsünün ardında bir halk tipi yatmaktadır. Çünkü onun hamuru Anadolu kültüründen müteşekkildir. Sırça köşklerde kolejlerde değil, bozkırın ortasında küçük bir köyde, tezeğin kokusunu teneffüs ederek büyümüş, milli eğitimin Anadolu’daki okullarında eğitim almış, özünden kopmadan kendi çabasıyla yetişmiş, köylünün ve milletinin acısını içinde hissetmiş bir aydındır. Yurt dışında kaldığı süreçte kendi yurdundan, milletinden kopmak yerine kendi insanına daha çok bağlanmış, Türk kültür ve irfanının zirveleriyle hemhal olmuş yerli bir insandır. Kemal hocamızın dini hayata bakışında özellikle akademik eğitiminin bir parçası olarak gittiği Amerika’nın Nebraska Üniversitesi’nde gördükleri çok etkili olmuştur ve orada gördüklerini şöyle dile getirmiştir:

“Nebraska Üniversitesi’nin yaşlı başlı profesörlerinin kilisede ibadet ettiklerini, özel cübbe giyerek kilise korosunda ilahi söylediklerini ve kiliseye para topladıklarını gördüğümde hayretler içinde kalmıştım. Çünkü ben Türkiye’de dindarlığın sadece çarşıda, pazarda ve sokaktaki adama mahsus olduğunu, camiye onların gittiğini, mürekkep yalamış aydın geçinen kravatlıların, beylerin kısacası Türk sosyetesinin bir ilericilik ve medenilik ya da Avrupalı olmak vehmiyle camiye gitmediklerini görerek büyümüş ve bu durumu kanıksamıştım. “

Kemal Bıyıkoğlu kendisiyle yapılan mülakatın bir bölümünde söylediği şu sözler de dikkat çekicidir.

“Dinin önemini kavradıktan sonra bir insanın dindar olmaması için hiçbir sebep yoktu. Çağımızın en ileri memleketleri dindar olduklarına göre dinin ilerlemeyi engellediği bir safsatadır. Üstelik insanoğlu çok büyük keşif ve icraatlarda bulundukça bilim ve teknikte ilerledikçe, ilim ummanına daldıkça aczini daha iyi görmekte, dinin asırlardan beri anlattıklarını müşahede eder hale gelmekte, dine daha çok sarılmaktadır. İşte çağdaşlaşmanın neticesi ve gerçek çağdaşlaşma budur.”

“… Pek çok kimsenin ne olduğunu bilmediği yeni laiklik ilkesini, Osmanlı devri artığı bazı din düşmanları dinsizlik gibi göstererek kavram kargaşası içerisinde kendi fikirlerini laiklik ilkesinin gölgesinde yürütme fırsatını bulmuşlardır.”

Bu sözler dönemine göre çok cesurca çıkışlardır. Eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan Hasan Celal Güzel ile kitap için yaptığımız görüşmede kendisinden sitayişle bahsetmiş ve cesaretine vurgu yapmıştır. Kendisi ile ilgili bir hatırasını da şöyle anlatmıştır:

“Bütçe komisyonunda aslında söz vermeden teknisyenlerin, bürokratların konuşması mümkün değildi. Bütçe komisyonuna genç olmama rağmen DPT’de yatırımlardan sorumlu olduğum için yüksek öğretimin eğitim müzakerelerine ben de giderdim. Bir gün bütçe komisyonundaydık. Atatürk Üniversitesi bütçesi görüşülürken muhalif milletvekilleri, millî hassasiyetlerinden dolayı Kemal Bey’i bombardımana tutmaya başladı. Konu Atatürk Üniversitesi’ne yapılan cami meselesiydi. Muhalifler, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nin kampüsüne yapılan camiyi çok büyük problem haline getirmişlerdi. Kemal Bıyıkoğlu bu müzakerelerde çok mazeretler beyan edebilir, birçok yabancı üniversitelerdeki ibadethanelerden bahsedebilirdi veya hiç sesini çıkarmayabilirdi. Ama bunların hiçbirini yapmadı. Hiç unutmuyorum. Önündeki masayı yumruklayarak ‘Cami yaptırdım ve bununla iftihar ediyorum, var mı başka diyeceğiniz.’ diye haykırdı.”

Merhum hocamız Kemal Bıyıkoğlu’nun Atatürk Üniversitesi’ne cami yaptırma kararı büyük hadiselere neden olmuştu. Ancak o cesur kararların adamıydı ve 40 bin Erzurumlu insanın katılımıyla temeli atılan Erzurum Üniversitesi camisi, üniversite ile halkın özverili çabalarının neticesinde hizmete girmiştir. Biz de geçen yıl Erzurum’da yapılan Hoca’mızın anma sempozyumunda bu camiye giderek secde etme şerefine eriştik.  

Üniversitesinde öncü, kendi alanında yetkin bir profesör, dersini anlatırken bir sanatkâr, çevresine dost canlısı bir arkadaş, asla hediye kabul etmeyen; evladının burs başvurusunu bile “yoksulun hakkıdır” diye reddeden asil ruhlu bir adamdır Kemal Bıyıkoğlu…

Kemal Bıyıkoğlu Türk milletinin müstesna bir ferdi olma payesini çoktan hak etmiştir. Çünkü o, vatanına, milletine, tarihine, coğrafyasına, inançlarına hasılı Türk milletine dost olmuş; kutsala dair ne varsa ilmiye sınıfı içinde Türk milletinin onurunu korumak görevini üstlenmiş ve Asım neslinin seçkin bir üyesi olma vasfını kazanmış bir bilim insanıdır.

Vefatının 40. yılında Türk milletinin bu aziz evladı, değerli büyüğümüz Kemal Bıyıkoğlu’nu hayırla yâd ediyoruz. Allah Rahmet eylesin. Bu toplantıyı tertip eden Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’ni de yaptığı bu önemli hizmetten dolayı tebrik ediyorum.

Adem KAPLAN

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.