eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN

•1959 yılı, Konya Çumra doğumlu. •1985’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. •1993’de AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Din Eğitimi Anabilim Dalında doktorasını tamamladı. •2016’da Anadolu Üniversitesi sosyoloji bölümünü bitirdi. •2019’da Marmara Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı eğitimi aldı. •Ankara’da 5 yıl DKAB öğretmenliği, 3 yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nda eğitim uzmanı olarak görev yaptı. •1994- 2011 yıllarında Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde ve 2011-2020 yılları arasında Marmara Üniversitesi’nde çalıştı. •Tunus’ta 10 ay, Belçika’da 3 ay, Fransa ve Almanya’da birer ay araştırmalarda bulundu. •1998’de doçent 2004'de profesör oldu. Evli ve iki çocuk babası. •Hâlen Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. •Aynı zamanda aile danışmanıdır. •İLGİ ALANLARI: Din eğitimi yöntemleri, ahlâk eğitimi yöntemleri, karşılaştırmalı din eğitimi sistemleri, program geliştirme, aile ve çocuk eğitimi, aile danışmanlığı, manevi danışmanlığı.

    Maneviyatın Potansiyel Tuzakları: Ruhun Kör Noktaları

    Maneviyat, dindarlık ve takva üzere yaşamak, insanın iç dünyasını derinleştiren ve çoğu zaman büyük bir huzur verir. Ancak, her güçlü araç gibi, bilinçsizce kullanıldığında kendimizi ve başkalarını incitebileceğimiz potansiyel tuzaklar da barındırır. Bu tuzakların en yaygın ve incelikli olanı “manevi atlama” olarak adlandırılır. Bu, maneviyatı, kişisel zorluklardan, olumsuz duygulardan veya çözülmemiş çatışmalardan kaçınma ya da onları maskeleme yolu olarak kullanma eğilimini içerir.

    Manevi atlama, maneviyatın/dinin, dilini ve uygulamalarını, gerçek, acı verici, insani duygulardan ve çözülmemiş psikolojik meselelerden kaçmak için bir kalkan veya kısa yol olarak kullanma eğilimidir. Temelde, dindar yaşamak adına, “karanlık” sayılan yönlerimizi görmezden gelmektir.

    Dindar olmak, dinî hassasiyeti yüksek olmak, takvalı yaşamak, hayatımızı zenginleştirir ve birçok fayda sağlayabilir, ancak manevi ideallerin önyargıya, başkalarının ihtiyaçlarını göz ardı etmeye veya sorumluluktan kaçmaya yol açması gibi tuzaklara düşmemeye dikkat etmek önemlidir.

    Konuyu örneklerle açıklamak anlaşılmayı kolaylaştıracaktır.

    Örnek 1: Sorumluluktan Kaçış

    Basit ifade: Birine verdiğiniz zarar için özür dilemek yerine, “Ne yapalım, işin olacağı varmış.” demek.

    Geliştirilmiş örnek: Bir arkadaşınıza, unutkanlığınız nedeniyle çok önemli bir buluşmayı unuttuğunuzda, onun hayal kırıklığını ve kırgınlığını dinlemek ve sorumluluğu üzerinize almak yerine, “Belki de Allah böyle olmasını istedi, daha iyisi için oldu.” demek. Kadere atıfta bulunarak, kişisel hatayı ve ilişkisel onarım ihtiyacını atlamaktır.

    Örnek 2: Duygusal Geçersiz Kılma

    Basit ifade: Diğer kişinin sadece “olumlu düşünmesi gerektiğini” söylemek.

    Geliştirilmiş örnek: İşini kaybetmiş ve derin bir endişe ile gelecek korkusu yaşayan birine, “Korkuya odaklanma, sadece sevgiyi ve bolluğu düşün, gerisi gelir.” demek. Bu, kişinin gerçek ve haklı duygularını görmezden gelerek, onları “maneviyatı eksik olmakla” suçlar niteliktedir. Oysa gerçek maneviyat, korkuya da şefkatle alan açar.

    Örnek 3: Pasifliği Haklı Çıkarma

    Dünyadaki adaletsizlikler karşısında hiçbir eylemde bulunmamak ve “Bu dünyada mutlu olunmaz, gerçek olan ahirettir.”[1] diyerek pasif kalmayı meşrulaştırmak. Bu, manevi bir bakış açısını, dünyevi sorumluluklardan ve empatiden kaçmak için kullanmaktır.

    Örnek 4: Sahte Üstünlük ve Yargılama

    Hayatın sıradan zorluklarıyla (trafik, maddi sıkıntılar, anlaşmazlıklar) uğraşan insanlara tepeden bakarak, “Onlar henüz farkındalık seviyesine ulaşamadılar, ben bu tür dünyevi şeylerle uğraşmıyorum.” diye düşünmek. Bu, maneviyatı bir ayrıştırma ve kibir aracına dönüştürür.

    Örnek 5: Dua ve Teslimiyeti, Pratik Sorumluluklardan Kaçış İçin Kullanmak

    Bir aile, ciddi maddi sıkıntı içindedir, faturalar birikmiştir. Aile reisi, “Allah kerimdir, rızkımızı verir.” deyip hiçbir ek iş arayışına, bütçe planlamasına veya sosyal yardım başvurusuna yönelmez. Eşi endişelendiğinde ise, “Senin imanın nerede? Allah’a tevekkül etmek gerekir.” diyerek onu susturur.[2]

    Tuzağı: Tevekkül, çalışıp sebeplere sarıldıktan sonra elinden geleni yapıp sonucu Allah’a bırakmaktır. Bu örnekte ise “sebep” aşaması (çaba gösterme) tamamen atlanmış, dinî bir kavram (tevekkül) pasiflik ve sorumluluktan kaçış için kullanılmıştır.

    Örnek 6: Günah Korkusuyla, Psikolojik Travmayı Görmezden Gelmek

    Çocukluğunda duygusal ihmale uğramış bir kişi, yaşadığı derin öfke, kırgınlık ve değersizlik duygularını, “Büyüklerime saygısızlık etmek günahtır, onları affetmem lazım.” diyerek bastırır. Psikolojik desteğe ihtiyacı olduğu hâlde, “Biraz dua et, şükret, geçer.” tavsiyeleriyle kendi iç çatışmalarını çözümlemeden üstünü örtmeye çalışır.

    Tuzağı: Affetmek, önce yaşanan acının tanınması ve hissedilmesi sürecinden geçer. Bu örnekte, dinî bir erdem (affetmek ve saygı), kişinin kendi haklı duygularını “günah” diye yargılayarak içselleştirmesine ve gerçek bir duygusal iyileşme sürecine girmesine engel olmaktadır.

    Örnek 7: Dinî Öğretileri, Başkalarını Sorgulamadan İtaate Zorlamak İçin Kullanmak

    Bir dinî grup içinde, lider tartışılmaz otorite olarak sunulur. Liderin tartışmalı bir kararına itiraz eden bir üyeye, “Şeytan seni sorgulatıyor.”, “İtaat etmek imanın gereğidir.” veya “Sen henüz o kavrayışa erişemedin.” gibi söylemlerle itiraz hakkı elinden alınır.

    “Biz insana, anne babasına iyilik etmesini emrettik. Şayet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.” (Ankebut, 29/8)

    “Hâlik’a isyan olan yerde, mahluka itâat yoktur.” (Buhârî, Ahkâm)

    “Allah (C.C.)’a itâat etmeyen kimseye itâat yoktur.” (Ahmed bin Hanbel)

    “Allah (C.C.)’a mâsiyet olan yerde (kula) itâat yoktur.” (Ahmed bin Hanbel)

    “Kula itâat, ancak mâruf (meşru ve helâl) olandadır.” (Buhârî)

    Tuzağı: İtaat ve teslimiyet, körü körüne bağlılık değil, akıl ve kalp ile verilen bir onaydır. Bu örnekte, dinî kavramlar, eleştirel düşünceyi ve sağlıklı sınırları bastırmak, hatta manipüle etmek için bir araç hâline getirilmiştir.

    Örnek 8: “Kader” Kavramını, Adaletsizliklere Kayıtsız Kalmak İçin Bir Mazeret Olarak Kullanmak

    Toplumda yaşanan büyük bir haksızlık veya zulüm karşısında, “Olacağı varmış.”, “Kaderde bu da varmış.” denilerek hiçbir sosyal adalet arayışı, eleştiri veya yardım çabası gösterilmez. Hatta bu durumu protesto edenlere, “Kadere rıza göstermek imandandır.” denilerek çaba göstermek küçümsenir.

    Tuzağı: İslam inancında “kader”, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine, “Kader, tedbiri terk etmek değildir.” ilkesi vardır. Bu örnekte kader inancı, pasiflik ve adalet arayışından kaçınmak için çarpıtılmaktadır.[3]

    Örnek 9: Dini Sadece İbadetlerle Sınırlayıp Ahlakı Küçümsemek

    Bir kişi, namazını düzenli kılar, orucunu tutar, ancak aile içinde öfkelidir, komşularıyla ilişkilerinde dedikoducu ve kindardır, iş yerinde haksızlık yapar. Kendisine veya başkalarına bu çelişkiler hatırlatıldığında, “Ben farzları yapıyorum, gerisi teferruat.” veya “O ibadetlerimin sevabıyla Allah diğer kusurlarımı affeder.” şeklinde savunmaya geçer.

    Tuzağı: İbadetlerin asıl amacı, kişiyi ahlaken olgunlaştırmak ve “güzel ahlak” sahibi yapmaktır. Peygamberimiz (AS) “Müminlerin imanca en olgunu, ahlakı en güzel olanıdır.” buyurmuştur. Bu örnekte, ritüeller bir “kalkan” olarak kullanılmakta, dinin ruhu ve özü olan ahlaki dönüşüm ve iç sorgulama atlanmaktadır.

    “Dini yalanlayanı gördün mü? Oysa yetimi itip kakan işte odur. Ve miskini (yoksulu, çalışmaya gücü olmayanı) doyurmaya teşvik etmez. İşte o namaz kılanlara yazıklar olsun. Onlar ki, namazlarından gâfil olanlardır. Onlar riya yapanlardır (gösteriş için yapanlardır). Ve mâûna (zekâta ve yardımlaşmaya) mani olurlar.” (Mâûn 107/1-7)


    [1] “Rabbenâ âtina fid’dünyâ haseneten ve fil’âhireti haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.” “Allah’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru”. Hasene, “iyilik, iyi hâl, iyi ve hayırlı iş” anlamlarına gelir. Bu ayetteki “dünyada hasene” ifadesi, sağlık, afiyet, başarı, refah, iman ve ilim gibi meziyet ve fırsatları; “ahirette hasene” ise cenneti ifade eder.

    [2] Sözlü dua, kalbi Allah’a bağlarken; fiilî dua, Allah’ın koyduğu kanunlara uygun davranmayı gerektirir.

    [3] Dünya imtihan yeridir; zulüm ve haksızlıklar olabilir. Bu, Allah’ın adaletsizliği değil, insanın özgür iradesiyle yaptığı tercihlerdir. Adaletin tesis edilmesi, bireylerin ve toplumların görevidir. Hukuk, ahlâk ve sosyal düzen bu emirle şekillenir. Dünyada eksik kalan adalet, ahirette Allah’ın mutlak adaletiyle tamamlanacaktır.

    Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.