Hayatın imtihanları karşısında sıkça başvurduğumuz teselli cümlesi “Her şeyde bir hayır vardır.” veya “Olanda hayır vardır.” ifadeleridir. Günlük yaşamda beklenmedik bir aksilik, kayıp ya da planlarımızı altüst eden bir felaketle karşılaştığımızda bu söz, kimi zaman kırılan bir bardağın ardından, kimi zaman dağılan bir yuva ve bir boşanmanın, kimi zaman da olumsuz sonuçlanan bir iş başvurusunun ardından dile getirilir. Ancak burada asıl soru şudur: Gerçekten başımıza gelen her olayda mutlak bir hayır mı vardır, yoksa bu söz, acılar karşısında tutunduğumuz psikolojik bir sığınak mı, hatta kader anlayışımızı yanlış temellendiren bir zihinsel yanılsama mı?
Öncelikle şu gerçeği kabul etmeliyiz: Başımıza gelen her şeyde hayır yoktur. Hatta bu söze körü körüne inanmak, bizi gerçeklikten ve adalet duygumuzdan uzaklaştırabilir.
Neden mi? Çünkü bu dünya bir imtihan dünyasıdır ve imtihanın doğasında hem iyilik (hayır) hem de kötülük (şer) vardır. İmanın 6 şartından biri de “Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak.” Bu demektir ki, Allah hayır da şer de yaratır. Bu dünyada masum bir çocuğun yaşadığı travmalar, bir insanın doğru yoldan sapması, bir ailenin dağılması gibi olaylarda hiçbir hayır yoktur. Bunlar, doğrudan doğruya insanın iradesiyle veya sistemin kusurlarıyla ortaya çıkan şerlerdir. Bu konuda benim verdiğim örnek şudur: 13 yaşındaki bir kız çocuğunun hiç bir kusuru olmadığı hâlde tecavüze uğrayıp hamile kalıyor, doğan çocuk yuvada büyüyor ve hem anne hem de çocuk bu travmayı ömür boyu çekiyor.
Bakara Suresi 216. ayet, bu konuya çok açıklık getirir: “Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bu ayet, bazı şeylerin görünenden farklı olabileceğini söyler, ama her şeyi kapsamaz.
Hayır ve Şer Nedir? İki Kavram Arasındaki Derin Uçurum
Bu noktada “hayır” ve “şer” kavramlarını netleştirmekte fayda var.
Hayır, dinin ve aklın beğendiği, güzel ve faydalı görülen şeylerdir. Allah’ın insanlara bahşettiği her türlü maddi ve manevi nimet, karşılık beklemeden yapılan iyilik, ahlakça makbul olan her davranış hayırdır. Hayır, iyiliğin, güzelliğin ve faydanın ta kendisidir.
Şer ise hayrın tam zıttıdır. Kötü, zararlı, günah olan her şey, şerdir. İnsanın doğasıyla bağdaşmayan, Allah’ın emirlerine aykırı olan ve cezayı gerektiren inanç ve davranışlardır. Şer, kötülüğün ve fesadın adıdır.
Peki, Başımıza Gelen Şerler Neden?
İnsanın başına istemediği durumlar iki nedenle gelir: 1. Sınav için 2. İnsanın kusur ve isteyerek yaptığı kötülüklerden.
Allah bize musibetleri, bazen tıpkı engelli olmak gibi, sınav için verebilir. Eğer başımıza gelen her şey hayır olsaydı, hayatımızda hiç zorluk, acı veya günah olmazdı. Ama öyle değil. Hayat, âdeta bir sınav salonu gibidir. Allah, bu sınavda bazen nimetlerle (hayırla), bazen de musibetlerle (şerle) dener.
Kur’an-ı Kerim’de bu durum açıkça belirtilir:
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara Suresi, 155)
Bazen şer, insanın kendi eylemlerinin, hatalarının veya yaptıklarının bir sonucu olarak dünyada zuhur eder. Bu, Allah’ın adaletinin ve kusursuz sisteminin bir parçasıdır. Unutmayalım: Allah hayrı razı olarak yaratır; şerri ise yaratan da O’dur, ama sebebi insandır.
“Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.” (Nisa Suresi, 78)
İnsanın kendi ihmali, tembelliği, dikkatsizliği veya ahlaki zaafları yüzünden başına gelen felaketleri “Kader böyleymiş, bunda da bir hayır vardır.” diyerek geçiştirmesi, sorumluluktan kaçmanın en kolay yoludur. Olan her şeyde doğrudan bir “hayır” aramak, adaleti ve aklı devre dışı bırakmaktır. Buradaki sonuç hayır değil; apaçık bir ihmalin, irade zafiyetinin ve tedbirsizliğin doğurduğu bir şerdir.
Örneğin:
– Kırmızı ışıkta geçen bir sürücünün yaptığı kazada,
– Ders çalışmayıp sınavdan kalan bir öğrencinin başarısızlığında,
– Deprem yönetmeliğine uymadan çürük bina yapan bir müteahhidin sebep olduğu yıkımda,
– Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu yaşanan iş kazalarında,
– Ailesi ve çevresinde tarafından defalarca ve kanıtlarlauyarılmasına rağmen, sürekli ve bile bile kötülük içinde bulunan birisi ile yapılan evlilikte,
– Yapılan hırsızlık ve dolandırıcılıklarda,
– Uyuşturucu vb. kötü alışkanlıklara ısrarla devam etmede.
“Hayır (Ders) Çıkarmak” ile “Hayır Vardır Demek”Farkı
Olayları doğru değerlendirebilmek için iki kavramı birbirinden ayırmak gerekir:
1. Olayın kendisinde doğrudan hayır aramak: Her kötülüğü, adaletsizliği ve yanlışı baştan “hayırlı” kabul etmek, insanı edilgenleştirir ve kötülüğü meşrulaştırma tehlikesi taşır.(Örneğin, şiddete ve tecavüze uğrayan bir çocuğun durumu.)
2. Yaşananlardan bir ders ve hayır çıkarabilmek: İnsanın asıl görevi ve ahlaki erdemi buradadır. Başımıza gelen acı bir tecrübeden ders çıkarmak, eksiklerimizi görmek, hatalarımızı düzeltmek ve geleceğe daha bilinçli adım atmak bizim irademize bağlıdır.
Yani hayır, hadisenin kendi mekanik akışında kendiliğinden var olan pasif bir durum değil; insanın o hadise karşısında gösterdiği basiret, sabır, ahlaki tutum ve aldığı doğru kararlarla bizzat ürettiği bir kazanımdır.
Öyleyse Zorluk Anında Ne Yapmalı?
Başımıza bir felaket, bir hastalık veya büyük bir üzüntü geldiğinde tutunacağımız iki sağlam dal vardır:
1. Nefis Muhasebesi: Önce kendi içimize dönmeli, kendimizi hesaba çekmeliyiz. Bu zorluk, unuttuğumuz veya göz ardı ettiğimiz bir hatamızın uyarısı mı? Eğer öyleyse tövbe etmeli ve doğru yola dönmeliyiz.
2. Sabır ve Teslimiyet: Eğer yaptığımız gözle görülür bir hata yoksa, bu musibet sırf bizim sabrımızı ve sadakatimizi ölçmek için olabilir. O zaman yapılacak en güzel şey, isyan etmeden, “Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” (Bakara Suresi, 156) diyerek sabretmek ve hak yolunda ilerlemeye devam etmektir.
Sonuç: Sözün Doğrusu
“Her şeyde (olanda) hayır vardır.” sözü, hem akla hem de dine aykırıdır. Bu sözü kullanırken çok dikkatli olmalı, kendi hatalarımızı ve başkalarının acılarını görmezden gelmemeliyiz.
Bu sözün isabetli ve doğru şekli şudur: “Olan veya başımıza gelen BAZI ŞEYLERDE hayır OLABİLİR.”
Hayat, hayırla şerrin iç içe olduğu, imtihanlarla dolu bir yolculuktur. Önemli olan, iyilik geldiğinde şükretmek, kötülük geldiğinde ise sabredip ders çıkarmaya çalışmaktır. Unutmayalım ki, bu dünyadaki her şeyin bir anlamı ve bir hikmeti vardır, ama o hikmeti her zaman hemen göremeyebiliriz. İşte asıl sınav da bu noktada başlar.
Olan iyi veya kötü hadiselerde hayır vardır demek netice hayırlı olmuştur demek değildir.Şayet böyle olmasaydı daha da kötüsü olabilirdi,böyle zuhur etmesi daha beterini engelledi.demektir.
İnsanımızın bu deyimi kullanma amacı böyledir.
İnsanı ölümden koruyan ecelidir.Ecel ölümdür ve zamanı gelmediği için kaza ile atlattığın bir olayda seni ölümden yine ölüm korumuştur.Burada kaza ölüme göre hayırlıdır.saygılar.