Türkiye’nin eğitim meselesi yalnızca okul, müfredat, sınav, öğretmen, üniversite veya teknoloji meselesi değildir.
Asıl mesele:
Nasıl bir insan yetiştireceğiz?
Bu sorunun hemen ardından ikinci soru gelir:
Nasıl bir Türkiye ve nasıl bir medeniyet tasavvur ediyoruz?
Bir milletin eğitim sistemi, aslında o milletin geleceğe bırakmak istediği insan tasavvurunun kurumsal ifadesidir.
Bu sebeple Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca daha başarılı bir eğitim sistemi değil, kendi tarihî tecrübesinden, milli kimliğinden, millî kültüründen, dilinden, ahlâkından, irfanından ve bilim anlayışından beslenen bir Türkiye Maarif Sistemi’dir.
Mevcut Türkiye Maarif Raporu bu istikamette güçlü bir başlangıç yapmaktadır. Rapor; millî hafıza, Türkçe, insan, ahlâk, bilim, üretim, sanat, estetik ve Türk dünyası arasında bağ kurmaktadır.
Ancak Türkiye’nin maarif meselesi bu çerçeveyi daha derine taşımayı gerektirmektedir.
Çünkü:
Bilgi insanı güçlendirir; fakat hangi yönde güçleneceğini değerler belirler.
Dil düşünceyi taşır.
Kültür hafızayı taşır.
Ahlâk davranışı yönlendirir.
İrfan bilgiyi hikmete dönüştürür.
Sanat güzeli öğretir.
Maarif ise bütün bunları insan şahsiyetinde birleştirir.
Bu raporun ana tezi şudur:
Türkiye eğitim sistemini sürekli yenileyen değil, nesiller boyunca sürdürülebilecek bir Türkiye Maarif Sistemi kurmalıdır.
Bu sistem;
kökü Türkiye’de, dili Türkçede, aklı bilimde, vicdanı ahlâkta, ruhu irfanda, ufku dünyada ve hedefi insanlığa hizmette olan bir insan yetiştirmeyi amaçlamalıdır.
Eğitimin merkezinde ders değil insan vardır.
Okul insan içindir.
Müfredat insan içindir.
Bilim insan içindir.
Teknoloji insan içindir.
Üniversite insan içindir.
Dolayısıyla Türkiye’nin maarif sorusu öncelikle şu şekilde kurulmalıdır:
Türkiye nasıl bir insan yetiştirmek istiyor?
Bu insan;
bir şahsiyet olmalıdır.
Maarifin Sesi’ndeki hayatın anlamı üzerine yaklaşım da bu dönüşümü desteklemektedir: çocuğa yalnızca “ne olacaksın?” sorusunu değil, “nasıl bir insan olmak istiyorsun?” sorusunu yöneltmek gerekir.
Bu, Türkiye’nin maarif sisteminin temel sorularından biri hâline getirilmelidir.
Bir toplum hafızasını kaybederse geleceğini kurmakta zorlanır.
Bu nedenle eğitim yalnızca geleceğe hazırlık değildir.
Eğitim aynı zamanda geçmişten geleceğe hafıza aktarımıdır.
Çocuk;
tanımadan kendisini bütünüyle tanıyamaz.
Millî hafıza geçmişi kutsamak değildir.
Geçmişle konuşabilme yeteneğidir.
Bu nedenle Türkiye’de her çocuğun eğitim hayatı boyunca tanıması gereken bir Millî Kültür Çekirdeği oluşturulmalıdır.
Bu çekirdek;
Dede Korkut’tan Yunus Emre’ye,
Mevlânâ’dan Fuzûlî’ye,
Bâkî’den Şeyh Gâlib’e,
Evliya Çelebi’den Katip Çelebi’ye,
Nâbî’den Nâmık Kemal’e,
Mehmet Âkif’ten Yahya Kemal’e,
Tanpınar’dan Necip Fazıl’a,
Nurettin Topçu’dan Cemil Meriç’e,
Fuat Sezgin’den çağdaş bilim insanlarına
uzanan geniş bir kültür havzasını kapsamalıdır.
Amaç ezberletmek değil:
Bir milletin büyük sorularla nasıl düşündüğünü çocuklara göstermek olmalıdır.
Türkiye’nin maarif politikasında Türkçe stratejik mesele olarak ele alınmalıdır.
Çünkü dil yalnızca iletişim değildir.
Dil hafızadır.
Dil düşüncedir.
Dil kimliktir.
Dil edebiyattır.
Dil medeniyet aktarımıdır.
Maarifin Sesi’nde de Türkçenin güçlü bir millî eğitim için taşıdığı merkezî rol açık biçimde vurgulanmaktadır. Türkçenin Yunus Emre, Fuzûlî, Bâkî, Şeyh Gâlib, Mehmet Âkif gibi isimler üzerinden bir medeniyet dili olduğu yaklaşımı, raporun Türkçe politikasını daha derin bir zemine taşımaktadır.
Bu nedenle:
Fakat bu seferberlik yalnızca yazım ve imla seferberliği değildir.
Her çocuk:
Türkçe öğretimi;
destan + masal + hikâye + şiir + türkü + klasik eser + çağdaş edebiyat + sözlü kültür
bütünlüğünde yeniden tasarlanmalıdır.
Maarif politikası kültürü yalnızca kitaplardan okumamalıdır.
Bir milletin hafızası bazen bir kitapta, bazen bir taş yapıda, bazen bir kelimede, bazen de bir türkünün ezgisinde saklıdır.
Maarifin Sesi’ndeki “Türküler ve Eğitim” yaklaşımı bu bakımdan son derece değerlidir. Türkülerin yalnızca müzik değil; dil, şiir, tarih, kültür, sanat ve toplumsal hafıza taşıyıcısı olduğu vurgulanmaktadır.
Bu yaklaşım eğitim politikası hâline getirilmelidir.
Çocuk;
türküyü dinlemeli,
hikâyesini öğrenmeli,
sözlerini anlamalı,
hangi coğrafyadan çıktığını bilmeli,
hangi tarihî olayın izini taşıdığını araştırmalı,
yerel ağız ve kelimeleri fark etmeli,
mümkünse birlikte söylemelidir.
Böylece müzik dersi yalnızca nota öğretmez.
Kimlik, hafıza ve ortak duygu öğretir.
Türkiye’nin her bölgesinin türküleri, masalları, halk oyunları, deyimleri ve sözlü kültürü bir Türkiye Kültür Atlası içerisinde eğitim sistemine kazandırılmalıdır.
Bilgi insanı başarılı yapabilir.
Fakat iyi insan yapacağı garanti değildir.
Bu nedenle maarifin bilgi kadar önemli ikinci boyutu ahlâktır.
Ahlâk ayrı bir dersin konusu olmaktan çıkarılıp okul hayatının bütününe yayılmalıdır.
Çocuk;
emanet,
adalet,
merhamet,
dürüstlük,
sabır,
vefa,
sorumluluk,
hakkaniyet,
yardımlaşma,
özdenetim
gibi kavramları yalnızca öğrenmemeli, yaşamalıdır.
Maarifin Sesi’ndeki “Vicdana Talebe, Nefse Öğretmen Olmak” yazısı eğitimin vicdan, nefis terbiyesi ve şahsiyet inşası boyutunu öne çıkarmaktadır.
Bu yaklaşım yeni maarif sisteminde:
Akıl + kalp + vicdan + irade
bütünlüğü olarak ele alınmalıdır.
Türkiye’nin maarif tartışmalarında en fazla ihmal edilen kavramlardan biri irfandır.
İrfan cehaletin karşıtı olan kuru bilgi değildir.
İrfan;
bilginin anlam kazanması,
bilginin insan davranışına dönüşmesi,
bilginin hikmetle buluşmasıdır.
Bu nedenle:
Bilmek başka, anlamak başka, yaşamak başkadır.
Maarif;
bilmekten anlamaya,
anlamaktan olgunlaşmaya,
olgunlaşmaktan sorumluluğa
uzanan bir süreç olmalıdır.
Bu yaklaşım Türkiye’nin tarihî eğitim tecrübesindeki talim–terbiye–tedip bütünlüğünün çağdaş eğitim diliyle yeniden düşünülmesini gerektirir.
Maarif yalnızca zihni değil, davranışı da eğitmelidir.
Çünkü bir insanın eğitimi;
konuşmasında,
dinlemesinde,
selamlaşmasında,
yaşlıya davranışında,
çocuğa yaklaşımında,
emanete riayetinde,
işini yapış biçiminde
görünür.
Maarifin Sesi’ndeki “İnsanın Güzelliği, Dilin Zarafeti” yazısı bu ilişkiyi dil–edep–vefa–irfan–estetik–ahlâk ekseninde kurmaktadır.
Buradan hareketle yeni maarif sisteminin hedeflerinden biri:
Zarif insan
olmalıdır.
Zarafet yalnızca görgü değildir.
Zarafet;
başkasını incitmemek,
hakkını gözetmek,
ölçülü konuşmak,
işini güzel yapmak,
emanete sahip çıkmak,
güzeli üretmek
demektir.
Okul, çocuğun ilk eğitim kurumu değildir.
İlk mektep ailedir.
Çocuk;
dili,
sevgiyi,
saygıyı,
sorumluluğu,
dua ve şükrü,
çalışmayı,
paylaşmayı,
merhameti
öncelikle aile içinde öğrenir.
Bu nedenle aile eğitim politikasının dışındaki bir alan olarak görülemez.
Maarif sistemi:
okul + aile + çevre + kültür + medya
bütünlüğünde ele alınmalıdır.
Maarifin Sesi’ndeki aile ve fıtrata uygun terbiye eksenli çalışmalar da bu alanın raporda daha güçlü biçimde yer almasını desteklemektedir.
Türkiye’nin eğitim sisteminde okuma bir sınav hazırlığı olmaktan çıkarılmalıdır.
Okuma;
kendini kurma faaliyetidir.
Maarifin Sesi’ndeki “Medeniyetlerin İnşasında Okumanın Rolü” yazısı okumayı yalnızca harfleri takip etmek olarak görmeyip gözlemleme, dinleme, düşünme, anlama ve medeniyet kurma süreçleriyle ilişkilendirmektedir.
Bu nedenle:
Her öğrenci:
alanlarından düzenli okumalar yapmalıdır.
Hedef yalnızca kitap sayısı değildir.
Okuyan, anlayan, yorumlayan ve hayatına taşıyan insan yetiştirmektir.
Çocuklara şehirleri yalnızca coğrafya dersiyle öğretmek yetersizdir.
Bir şehir:
Bu nedenle Türkiye’de Şehir ve Medeniyet Eğitimi başlatılmalıdır.
Her öğrenci yaşadığı şehri araştırmalıdır.
Mahallesinin tarihini,
eski yapılarını,
önemli şahsiyetlerini,
türkülerini,
yemeklerini,
el sanatlarını,
vakıflarını,
mezarlıklarını,
suyollarını,
camilerini,
okullarını
tanımalıdır.
Böylece çocuk yaşadığı yere yalnızca “adres” olarak değil, medeniyet mekânı olarak bakmayı öğrenir.
Türkiye’nin tarihî maarif tecrübesinin önemli unsurlarından biri iyilik ve vakıf kültürüdür.
Eğitim yalnızca devletin yaptığı bir hizmet değildir.
Toplumun çocuk yetiştirme sorumluluğudur.
Bu nedenle okullarda:
gibi uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır.
Çocuk iyiliği yalnızca konuşmamalı:
iyilik yapmalıdır.
Vatan sevgisi yalnızca törenlerde söylenen bir söz olmamalıdır.
Çocuğa vatan;
toprak,
insan,
dil,
tarih,
hafıza,
sorumluluk
bütünlüğü içerisinde anlatılmalıdır.
Maarifin Sesi’nde vatan sevgisinin İstiklâl Marşı, tarih ve ortak hafıza üzerinden ele alınması, bu kavramın eğitimde yalnızca slogan düzeyinde bırakılmaması gerektiğini göstermektedir.
Çocuğun zihninde:
Vatanı sevmek, vatan için iyi yetişmek ve vatanın geleceğine katkı vermektir.
fikri yerleşmelidir.
Millî olmak bilime karşı olmak değildir.
Tam tersine:
Kendi medeniyetinin bilim üretme kapasitesine inanmak ve yeniden bilim üretmektir.
Türkiye’nin maarif sistemi;
Farabî,
İbn Sina,
Birûnî,
Harezmi,
Ali Kuşçu,
Takiyyüddin,
Piri Reis,
Fuat Sezgin,
Aziz Sancar
gibi isimleri yalnızca “tarihî şahsiyet” olarak değil, bilgi üretme geleneğinin örnekleri olarak ele almalıdır.
Amaç geçmişle övünmek değil:
Geçmişte üreten bir toplumun bugün de üretebileceğine inanmak ve bunun altyapısını kurmaktır.
Türkiye’nin yeni nesli teknoloji tüketicisi olmamalıdır.
Türkiye;
yapay zekâ kullanan,
yapay zekâ geliştiren,
veri üreten,
algoritma tasarlayan,
bilim üreten
bir ülke olmalıdır.
Ancak teknoloji insanın yerine geçmemelidir.
Teknoloji aklın aracı olmalıdır; aklın efendisi değil.
Bu nedenle dijital eğitim politikası:
ekran + kitap + öğretmen + oyun + doğa + sanat + insan ilişkisi
dengesini korumalıdır.
Türkiye’nin maarif sisteminin başarısını belirleyecek temel aktör öğretmendir.
Öğretmen;
alanını bilen,
pedagojiyi bilen,
çocuğu tanıyan,
Türkçeyi güzel kullanan,
kültürünü bilen,
ahlâkî sorumluluk taşıyan,
öğrenmeye devam eden
bir şahsiyet olmalıdır.
Öğretmen yalnızca müfredatı aktaran kişi değildir.
Öğretmen, öğrencinin karşısındaki yaşayan müfredattır.
Bu nedenle öğretmen yetiştirme sisteminde dört unsur birlikte ele alınmalıdır:
Alan bilgisi + pedagoji + kültür + şahsiyet.
İyi okul yalnızca iyi bina değildir.
İyi okul:
iyi öğretmen,
iyi kitap,
iyi dil,
iyi ilişki,
iyi davranış,
iyi sanat,
iyi oyun,
iyi düşünce,
iyi örneklik
üreten okuldur.
Bir okulda değerler eğitimi verilirken kopya normalleşiyorsa,
saygı anlatılırken öğretmen aşağılanıyorsa,
kitap okutulurken çocuk okumuyorsa,
adalet anlatılırken haksızlık görmezden geliniyorsa
maarif gerçekleşmez.
Bu nedenle:
Değerler eğitimi bir ders değil, okul kültürüdür.
Türkiye’nin ölçme sistemi yalnızca akademik başarıyı ölçmemelidir.
Çocuğun:
birlikte değerlendirilmelidir.
Sınav tamamen kaldırılmamalı; fakat hayatın tamamını sınava dönüştüren anlayış terk edilmelidir.
Maarif yalnızca üniversiteye öğrenci hazırlamamalıdır.
Her meslek değerlidir.
Çiftçi,
öğretmen,
mühendis,
zanaatkâr,
hemşire,
doktor,
teknisyen,
araştırmacı,
sanatçı,
yazılımcı
toplumun üretim zincirinin parçalarıdır.
Çocuğa:
“Ne iş yapacaksın?” kadar “İşini nasıl yapacaksın?”
sorusu da sorulmalıdır.
Üretim ahlâkı;
emeğe saygı,
işini iyi yapma,
mesleğe sadakat,
kalite,
dürüstlük
üzerine kurulmalıdır.
Türkiye’nin maarif ufku yalnızca Anadolu ile sınırlı olmamalıdır.
Azerbaycan,
Kazakistan,
Kırgızistan,
Özbekistan,
Türkmenistan,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
ve dünyanın farklı bölgelerindeki Türk topluluklarıyla eğitim bağları güçlendirilmelidir.
Ortak:
oluşturulmalıdır.
Hedef siyasi slogan değil:
ortak tarih ve kültür üzerinden ortak gelecek kurabilmektir.
Millî olmak dünyaya kapanmak değildir.
Evrensel olmak da köksüzleşmek değildir.
Türkiye’nin doğru istikameti:
Kökten evrensele gitmektir.
Kendi dilini bilen başka dilleri öğrenmelidir.
Kendi tarihini bilen dünya tarihini okumalıdır.
Kendi medeniyetini tanıyan diğer medeniyetleri incelemelidir.
Kendi kimliğine güvenen dünyayla yarışmalıdır.
Türkiye’nin maarif modeli:
yerli + millî + bilimsel + evrensel
dengesini kurmalıdır.
2035 Türkiye’sinin hedefi yalnızca uluslararası sınavlarda daha yüksek puan almak olmamalıdır.
Hedef:
İnsan yetiştiren, bilgi üreten, kültürünü yaşatan ve insanlığa katkı sunan bir maarif ülkesi olmak.
2035’te Türkiye:
bir ülke olmalıdır.
Türkiye’nin maarif politikasının hükümetler üstü bir ana çerçeveye ihtiyacı vardır.
Bu çerçeve bir Türkiye Maarif Sözleşmesi ile ortaya konulabilir.
Sözleşmenin temel ilkeleri:
Bu ilkeler hükümetler değişse de Türkiye’nin uzun dönemli maarif omurgasını oluşturmalıdır.
Türkiye’nin kendi eğitim düşüncesini üretebilmesi için bağımsız, akademik ve disiplinlerarası bir Türkiye Maarif Enstitüsü kurulmalıdır.
Enstitü;
alanlarında araştırmalar yürütmelidir.
Her beş yılda bir:
Türkiye Maarif Raporu
yayımlamalıdır.
Türkiye’nin yeni maarif sözlüğünün merkezinde şu kavramlar bulunmalıdır:
Bu kavramlar birbirinden bağımsız değil, birbirini tamamlayan bir sistem olarak görülmelidir.
Dil hafızayı taşır.
Hafıza kimliği besler.
Kimlik sorumluluk üretir.
Bilgi aklı geliştirir.
Ahlâk bilgiyi yönlendirir.
İrfan bilgiyi derinleştirir.
Sanat güzeli öğretir.
Üretim bilgiyi hayata geçirir.
Maarif bütün bunları insanda birleştirir.
Türkiye’nin maarif dönüşümünün ilk 1000 gününde:
Türkiye’nin geleceği yalnızca teknolojiyle kurulamaz.
Teknolojiye sahip olup insan yetiştiremeyen toplumlar teknolojinin tüketicisi olur.
Bilgiye sahip olup ahlâk üretemeyen toplumlar gücü doğru kullanamaz.
Tarihini bilmeyen toplumlar hafızasını kaybeder.
Dilini kaybeden toplum düşünce dünyasını daraltır.
Kültürünü kaybeden toplum kendisini başkasının aynasından görmeye başlar.
Bu nedenle Türkiye’nin maarif meselesi aslında:
insan meselesidir.
İnsan meselesi:
ahlâk meselesidir.
Ahlâk meselesi:
vicdan meselesidir.
Vicdan meselesi:
değer meselesidir.
Değer meselesi:
kültür ve medeniyet meselesidir.
Bütün bunların taşıyıcısı ise:
dildir.
Bu nedenle Türkiye’nin maarif anlayışı şu bütünlük içerisinde yeniden kurulmalıdır:
Türkçe + tarih + kültür + ahlâk + irfan + bilim + sanat + üretim + teknoloji + insanlık.
Türkiye’nin ihtiyacı köksüz bir modernleşme değildir.
Geçmişi tekrar eden bir gelenekçilik de değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı:
Köklerinden güç alarak geleceği kuran bir maariftir.
Bu maarif;
Türkçeyi bilen,
tarihini anlayan,
kültürünü yaşayan,
vicdan sahibi,
ahlâklı,
irfan sahibi,
bilimsel düşünen,
güzel konuşan,
güzel iş yapan,
üreten,
sorgulayan,
sanatı ve estetiği bilen,
teknolojiye hükmeden,
ailesine ve milletine karşı sorumluluk taşıyan,
dünyaya açık
ve insanlığa faydalı
bir nesil yetiştirmelidir.
Türkiye’nin maarif hedefi bu sebeple yalnızca:
“başarılı öğrenci”
değildir.
Hedef:
İYİ İNSAN + NİTELİKLİ VATANDAŞ + BİLGİ ÜRETEN ZİHİN + SORUMLU MESLEK İNSANI + KÜLTÜR TAŞIYICISI + MEDENİYET KURUCUSU
olan yeni nesildir.
Ve bütün bu hedeflerin merkezinde tek bir soru vardır:
Bu soruya verilen cevap, Türkiye’nin maarifinin geleceğini belirleyecektir.
KÖKÜ MİLLÎ HAFIZADA, DİLİ TÜRKÇEDE, AKLI BİLİMDE, VİCDANI AHLAKTA, DERİNLİĞİ İRFANDA, GÜZELLİĞİ SANATTA, GELECEĞİ DÜŞÜNMEK VE ÜRETMEKTE, UFUKLARI DÜNYADA VE HEDEFİ ÖNCE MİLLETİMİZE SONRA İNSANLIĞA HİZMETTE BİR NESİL.
