Muazzam bir ihtimalsin.
Gökyüzüne dokunmak gibi.
Tüm maviliklerin sahibi olmak gibi.
Hani nasıl desem “mutlu olmak” gibi… (Cahit Zarifoğlu)
Bir şiirin mısralarında, bir şarkının sözlerinde, belki bir yolculukta size tanıdık gelen, alıp götüren o his, duygularınız. Ne kadar farklı duygularımız var. Ne kadar farklı tepkilerimiz var. İnsanoğlu ne kadar garip ve bir o kadar muhteşem bir varlık değil mi? Bir olay birini ağlatıyor iken, başka bir insanın gülümsemesine sebep olabiliyor. Tıpkı “ bir ağacın kollarında, farklı renklerde ve farklı zamanlarda düşmeyi bekleyen yapraklar” gibi.
Hafıza, duygular, tepkiler hepsi beyinden çıkan bir dizi nöron aktivitelerinin görünür hali diyebiliriz. Halk arasında mutluluk hormonu (serotonin, dopomin, oksitosin, endorfin) denilen hormonlar genel olarak beyinden (hipotalamus, hipofiz bölgeleri) salgılanmaktadır. Bunun yanı sıra vücudun diğer olaylar karşısında salınım yaptığı hormonlarda (kortizol, adrenalin, noradrenalin) vardır. Hafıza dediğimiz yapı; bilgilerin alınıp, sentezlendiği ve gerekli görülenlerin kısa ya da uzun süreli depolandığı alan diye ifade edilir.
Beyin ise kıvrımlı bir et parçasından çok daha fazlasıdır. Nöron dediğimiz muhteşem yapılar, beyni ve sinir sistemini oluşturan hücrelerdir. Kasların hareketi, dış dünyayı hissetmeniz, düşünme, anıların oluşumunda mesajların iletilmesinde ve alınmasında rol oynar. Omurilikte bulunan nöronlar “duyusal, motor ve ara nöronlar” bilim insanları tarafından kategorize edilebilmiş iken; beyin nöronlarının çeşitliliği konusunda halen araştırmalar devam etmektedir. Yani olayların insan da oluşturduğu duyguların farklı olmasını tam olarak açıklanamamasının sebebi, denilebilir.
Descartes’ın “Düşünüyorum, o halde varım” materyalizm yapısından; 1995 de bir sinir bilimcinin bunun bir yanılgı olduğu üzerine yazdığı kitap ile duygusal zeka kavramı ortaya atılmıştır. Duyguların tasavvuf, felsefenin, şairlerin konusundan, beynin konusu olduğu üzerine de çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bununla ilgili Prof.Dr.Nevzat Tarhan’ın bir konuşmasında “duyguların davranışa dönüşmesinde beynin farklı bölgelerin rolü olduğunu, beynin kalbe benzeyen bir sistemi olduğu” konusunda açıklamaları bulunuyor.
Duyguların hafızası konusuna daha güncel ve yüzeysel bakacak olursak, şunları söyleyebiliriz. Devamlı yürüyüş yaptığınız parkta, o çok beğendiğiniz insan sizi sevdiğini söylüyor. Beyin beklenen cümlenin duyulması ile hemen dopamin, seratonin dediğimiz mutluluk hormonlarını salgılamaya başlıyor. Yine beyin, alışkanlık haline getirdiğiniz o parktaki yürüme eylemine hormonları dahil ediyor ve hafızanıza bu şekilde yeni bir kod oluşturuyor. Sizin için önemli olan bu olay daha sonra hatırlanmak üzere uzun süreli hafızaya yerleştiriliyor. Ve siz yıllar sonra o parkta yine yürümeye kalktığınızda, olayı hatırlamıyor bile olsanız, beyin tarafından mutluluk hormonu salgılanıyor ve yürüyüşünüzü keyifli bir şekilde yapıyorsunuz.
Yine çocukluğunuzda yaşadığınız bir olayda, anne/babadan alınan olumsuz bir tepki, beyniniz tarafından elma ile üzüntünün aynı kodda birleştirilmesine neden oluyor. Bu durum her elma yediğiniz de sizde farkında olmadığınız sessiz bir üzüntü yaratabiliyor. Bu gibi örnekler ile duygularımızın beyinden geldiği, duyusal bir hafıza yapımızın olduğunu basite indirgenmiş halde anlayabiliriz.
O halde, hayatta “Karıncayı bile incitmem deme! Bile’den incinir karınca; Söz söylemek irfan ister, anlamak insan” düşüncesi ile yaşamak gerekir. Çevremize, beynimize, gönlümüze, baktığımız yerlere, güzel hisler bırakmalı…
Duygularınıza, hafızanıza ve kendinize iyi bakın.