eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Yusuf Alpaslan ÖZDEMİR

Öncelikle muallim. Selçuk Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa devam ediyor. Konya’da yaşıyor. Bir orta öğretim kurumunda Edebiyat Muallimi, yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayınlanan, yerel bir gazetede düzenli olarak kültür sanat sayfaları hazırlayan bir kul, bir okur-yazar.

    Yahya Kemal’in Bulgaristan Tatili ve Diğer Bazı Şeyler

    Farklı türlerdeki pek çok eseri edebiyatımıza kazandıran, 1957’de tedavi için Paris’e giden ve bir yıl sonra döndüğü İstanbul’da tedavi gördüğü Cerrahpaşa Hastanesinde 1 Kasım 1958’de hayatını kaybeden Yahya Kemal Beyatlı hakkında pek çok şey yazıldı, yazılıyor ve yazılmaya devam edecek şüphesiz.

    Edebiyat tarihimize geçen nice ismi kuru övgü yazılarıyla yahut klişe bilgilerle hatırlamak pek matah olmasa gerek. Kim ve ne olursa olsun bir insanı haddinden fazla yüceltmek de yermek de objektif tutumu zedeler.

    Şair-eleştirmen Osman Özbahçe’nin Ebabil’den çıkan ‘Yüzyılları Birleştiren Şair Ahmet Haşim’ başlıklı çalışması doğru eleştirel bakışın usulünü göstermesi hasebiyle oldukça ehemmiyetli. Oldukça iddialı ve tartışılması gereken iddiaların havada uçuştuğu, yer yer sert nitelemelere başvuran eserde sadece Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı değil; Yakup Kadri, Peyami Safa, Memet Fuat, Abdülhak Şinasi Hisar, Tanpınar, Beşir Ayvazoğlu, Orhan Okay, Mehmet Kaplan, Zahir Güvemli vd. hakkında şaşırtıcı değerlendirmeler yer almaktadır.

    Kitapta Yahya Kemal hakkında anlatılan en çarpıcı iddialardan biri, İstanbul işgal altındayken ve de devletin verdiği ödenek söz konusuyken Bulgaristan tatili macerasıdır. Bu seyahat, Millî Mücadele yıllarının şartları içinde ve devlet imkânlarının kullanılması mesabesinde bambaşka bir anlam kazanır: İstanbul işgal altındadır, Anadolu’da ölüm kalım mücadelesi verilmektedir; o sırada memleketin büyük şairlerinden biri Bulgaristan’dadır.

    Osman Özbahçe’nin vurguladığı üzere dönemin bilgi ve belgeleri yerli yerindedir. Önce tarihleri, belgeleri, tanıklıkları ve iddiaları birbirinden ayırmamız icap eder.

    Yahya Kemal’in Millî Mücadele yıllarındaki tutumu, sonradan oluşturulan büyük şair portresiyle ne ölçüde örtüşmektedir?” şeklinde daha ciddi bir zemine taşınan meselede Özbahçe’nin kitabın hacmi kaygısıyla iki tarafın görüşlerini hakkıyla yansıtmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla Bulgaristan tatili iddialarını çok yönlü ele almanın elzem olduğunu düşündüm.

    Başlayalım o halde.

    Bulgaristan seyahati: Kaçış mı, tedavi mi, gizli görev mi?

    Önce olayın kendisini, yorumlardan ayırmamız elzemdir. Yahya Kemal’in Bulgaristan seyahati 1921 yılında gerçekleşmiştir. Bu konuda en önemli akademik çalışmalardan biri Fırat Karagülle’nin İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi’nde 2013 yılında yayımlanan “Yahya Kemal’in Mütareke ve Millî Mücadele Dönemindeki Konumuyla İlgili Yeni Bilgiler” başlıklı araştırmasıdır. Bu makale, sonradan anlatılmış hatıralar yanında dönemin gazete haberlerine, Yahya Kemal’in kendi yazılarına ve seyahatin kronolojisine dayanmaktadır.

    Yahya Kemal’in kendi hatıralarından ve Nihad Sami Banarlı’nın aktardığı sohbetlerden öğrendiğimize göre şair, Çar Ferdinand vapuruyla Bulgaristan’a gitmiş, Burgaz’da bir gece kaldıktan sonra Sofya’ya geçmiştir. Sofya’da yaklaşık iki ay ikamet etmiş, Banki kaplıcalarına gidip gelmiştir. Dönüşte Filibe üzerinden İstanbul’a gelmiştir.

    Yahya Kemal’in Nihat Sami Banarlı’ya anlattığı gerekçesi, hastalığı nedeniyle kaplıca tedavisidir. Şair, Sofya’da bir otelde kaldığını, ardından başka bir otelde iki aya yakın ikamet ettiğini, gündüzleri Banki kaplıcalarına gidip geldiğini anlatır.

    Ancak bu açıklama soruları ortadan kaldırmıyor. Seyahat, sıradan bir zamanda yapılmamıştır çünkü. 1921 yazı, Millî Mücadele’nin en kritik dönemlerindendir. Yunan ordusunun Anadolu’da ilerleyişi, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Sakarya öncesindeki askerî gelişmeler İstanbul’da da yakından izlenmektedir.

    Yahya Kemal’in Bulgaristan’a gittiği sırada Anadolu’daki mücadele devam etmektedir. Dolayısıyla seyahatin siyasi ve tarihî bağlamı tartışmaya açık hâle getirmiştir.

    Ankara’nın gizli görevi iddiası

    Kimi kaynaklarda Yahya Kemal’in Sofya’da bulunduğu sırada Ankara Hükümeti adına özel bir görev yürüttüğü iddiası da iddia edilmiştir. Bu iddianın önemli kaynaklarından biri, Yahya Kemal’in Bulgaristan’da tanıştığı gazeteci M. Necmettin Deliorman’dır. Deliorman, 14 Kasım 1958 tarihli Her Gün gazetesindeki yazısında Yahya Kemal’in Sofya’da bulunmasını Ankara’nın diplomatik ve askerî girişimleriyle ilişkilendirir. Deliorman’a göre Ankara, Bulgaristan’la ilişkileri geliştirmek, Bulgarların Yunanistan’a karşı iş birliğini sağlamak ve Yunan kuvvetlerinin bir bölümünü Anadolu cephesinden uzak tutmak istemektedir. Yahya Kemal’in görevi de Ankara’dan gönderilen Cevat Abbas Bey’in Bulgar Başvekili Aleksander Stamboliyski ile görüşmesine zemin hazırlamaktır. İlgili yazıda Fuat Balkan’ın Bulgaristan’daki faaliyetleri ve Yunan kuvvetlerine yönelik operasyonlar da bu temasların devamı olarak yer alır.

    Daha önemlisi, bu iddia yalnızca 1958’de ortaya atılmış bir hatıradan ibaret değildir. Vakit gazetesinin 28 Eylül 1921 tarihli nüshasında, Atina kaynaklı bir haber verilir. Haberde Yahya Kemal’in Ankara Hükümeti tarafından Sofya’ya gönderildiği ve Bulgar Hükümeti nezdinde özel bir görevle görevlendirildiği belirtilmektedir.

    Haberdeki ifade açıktır: Ankara, Yahya Kemal Bey’i Sofya’ya göndermiştir. Bu haberin varlığı, gizli görev ihtimalini ciddiye almamızı gerektirir. Ancak bir gazete haberi, görevin mahiyetinin ve gerçekten yerine getirilip getirilmediğinin ayrıntılarıyla kanıtlandığı anlamına gelmez. Nitekim Karagülle de makalesinde şairin Bulgaristan’daki siyasi temaslarından söz etmesine rağmen görüşmelerin içeriğini ayrıntılı biçimde açıklamadığını belirtir.

    Deliorman’ın makalesinde kaçış suçlamasının asıl kaynağı Falih Rıfkı Atay gösterilmektedir.

    Falih Rıfkı, 2 Mayıs 1965 tarihli Dünya gazetesinde yayımlanan yazısında Yahya Kemal ile Nâzım Hikmet’i karşılaştırırken şairin Bulgaristan seyahatini gündeme getirir. İddiası şudur: Mustafa Kemal, Yahya Kemal’in Anadolu’ya gelmesini istemiş, bunun için kendisine para gönderilmiştir. Ancak Eskişehir bozgunu üzerine Yahya Kemal korkuya kapılmış ve Bulgaristan’a gitmiştir.

    Falih Rıfkı bununla da yetinmez. Yahya Kemal’in daha sonra Bursa’da Mustafa Kemal’le karşılaştığında onun ayağına kapanıp ayağını öptüğünü ileri sürer. Bu davranışı geçmişteki kaçışını unutturma çabası olarak yorumlar.

    Öncelikle Falih Rıfkı’nın anlattıkları, olayın görgü tanıklığına dayanan ve bağımsız belgelerle doğrulanmış tarihî bir tespit değildir. Bunlar, olaylardan yıllar sonra yayımlanmış ağır ithamlardır. Üstelik Falih Rıfkı’nın anlattığı seyahatle ilgili kronoloji, başka belgelerle birlikte değerlendirilmelidir. Yahya Kemal’in Bulgaristan seyahati 1921 yazında gerçekleşmiştir. Bursa’da Mustafa Kemal’le karşılaşması ise Ekim 1922’de, Büyük Zafer’den sonradır. İki olay arasında bir yıldan fazla zaman vardır.

    Yahya Kemal, hatıralarında Bursa ziyaretini farklı biçimde anlatır. Şaire göre Darülfünun’daki öğrencilerle birlikte Bursa’ya gitmiş, Mustafa Kemal’in karşılamış, ardından onun davetiyle köşkte kalmış ve her akşam sofrasında bulunmuştur. Bu hatırada ayak öpme veya yere kapanma şeklinde bir ifade bulunmamaktadır.

    Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi’nde yayımlanan ve Yahya Kemal’in diplomatik hayatını ele alan araştırmada, şairin Bursa’daki görüşmesi ve Ankara’ya gidişi kendi anlatımından aktarılır.

    Anlaşılacağı üzere Falih Rıfkı’nın iddiasının doğruluğunu gösterecek bağımsız bir belge ortaya konulmuş değildir.

    Neticede Fırat Karagülle de makalesini Yahya Kemal’in ölümünden sonra yayımladığından ve şairin cevap verme imkânı bulunmamasından mütevellit ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiğini belirtir.

    Altını çizmem gereken bir başka önemli ayrıntı daha var: Yahya Kemal, Bulgaristan’dan döndükten sonra Millî Mücadele’ye destek veren yazılarını sürdürmüştür. Dahası, 1921’in ilk yarısında İstanbul’daki gençler arasında millî mücadeleye destek veren bir aydın olarak tanınmaktadır. Nitekim 25 Mart 1921’de Darülfünun öğrencileri onun şerefine bir toplantı düzenlemiş, Yakup Kadri Karaosmanoğlu da iki gün sonra İkdam gazetesinde bu toplantıyı anlatan bir yazı yayımlamıştır.

    Toplantıya Ahmet Haşim de katılmıştır. Bu ayrıntı önemlidir: Yahya Kemal, işgal altındaki İstanbul’da millî mücadeleye destek veren bir aydın olarak kamuoyu önünde karşılık bulmaktadır. Bu durum, onun daha sonra yaptığı seyahatin eleştirilemeyeceği anlamına gelmese de hayatının tamamını korkaklık suçlamasıyla açıklamayı imkânsız kılmaktadır.

    Ahmet Hâşim ve Yahya Kemal: Dostluk, rekabet, iktidar mücadelesi

    Haşim-Beyatlı ilişkisi, edebiyat tarihimizin en ilginç ve en azından bazı yönleriyle yeterince aydınlatılmamış rekabetlerindendir.

    Ahmet Hâşim de Yahya Kemal de Dergâh çevresindedir. İkisi de dönemin şiir anlayışını değiştiren isimlerdir. Bu ortaklığın aralarındaki sanat ve nüfuz rekabetini ortadan kaldırmadığını unutmayalım ama.

    Gaye Belkız Yeter Şahin’in 2021 tarihli 100. Yılında Dergâh Dergisi kitabında yayımlanan araştırması, Haşim’in Dergâh çevresindeki konumunu özellikle biriciklik arzusu ve rekabet üzerinden inceler. Araştırmada, Mustafa Nihat Özön’ün oğlu Nijat Özön’e anlattığı hatıralar da aktarılır. Mustafa Nihat Özön, Haşim’in kıskanç, alıngan ve kolayca öfkelenebilen bir kişiliğe sahip olduğunu; Yahya Kemal, Yakup Kadri ve Falih Rıfkı’nın oluşturduğu sosyal çevrenin dışında kalmaktan zaman zaman rahatsızlık duyduğunu anlatır. Dergâh’ın kuruluşundan itibaren kimin merkezde olacağı, kimin sanat anlayışının belirleyici olacağı meselesi edebî ve kişisel bir rekabet alanıdır. Bu rekabetin en ilginç misallerinden biri, derginin isim meselesidir. Yahya Kemal’in Dergâh çevresinde belirleyici bir konum kazanması, Haşim’in de kendisini derginin kurucuları arasında görmesi, iki şairin aynı edebî hareket içinde farklı ağırlık merkezleri oluşturduğunu göstermektedir.

    Yahya Kemal çevresinde toplanan gençler, onun şiir anlayışını ve sanat otoritesini benimserken Haşim kendi özgünlüğünü ve bağımsız konumunu korumaya çalışır. Bunu bir düşmanlık hikâyesine indirgemek doğru değilse de iki şairin birbirini yalnızca estetik açıdan değil, edebiyat çevresindeki konumları bakımından da değerlendirdiği açıktır. Ayrıca Özbahçe’nin kitabında Yahya Kemal’in saf şiir iddialarını Haşim öldükten sonra dillendirmesi de gözden kaçırmamamız gereken bir ayrıntıdır.

    Haşim’in Yahya Kemal’e yönelttiği eleştiri: Cevizin içi ve dışı

    1922’de Ayde dergisinde yayımlanan metinlerde Yahya Kemal’in edebiyat anlayışıyla alay edilir. Bunlar arasında Haşim’in de içinde bulunduğu Dergâh çevresine yönelik eleştiriler vardır. Özellikle Ayde’de yayımlanan “Cevizin İçi ve Dışı” başlıklı yazı dikkat çekicidir. Yazıda Yahya Kemal’in edebiyatta iç ve dış ayrımı üzerinden geliştirdiği anlayış, ceviz metaforuyla hicvedilir. Yazının sonunda cevizin içinin çürük ve kurtlu çıkması üzerinden karşı tarafın edebiyatı alaya alınır. Yazı, Haşim’in Yahya Kemal’in arkasında sürüklenen bir şair olarak göstermektedir. Bazı dönemin mizahî metinlerinde de Haşim, Yahya Kemal’in etkisinde kalan, onun sanat otoritesini izleyen bir isim gibi sunulur. Bu, Haşim’in bağımsız şiir kişiliği açısından rahatsız edici bir konumlandırmadır. Dolayısıyla ciddiye alınmaması gerekmektedir kanaatindeyim.

    İki şair daha sonraki yıllarda da birbirlerinin şiir anlayışını değerlendirmeye devam etmiştir.

    Selçuk Karakılıç’ın Türk Dil Kurumu’nun resmi sitesinde yer alan “Yahya Kemal ve Bir Dedikodunun Uzun Hikâyesi” başlıklı araştırmasında Yahya Kemal’in 1930’larda Haşim’in şiirini ve sembolizm anlayışını nasıl değerlendirdiğini de ele alınır.

    Yahya Kemal, Haşim’in şiirini doğrudan Fransız sembolizminin basit bir örneği saymaya karşı çıkar, Haşim’in serbest nazım konusundaki yeniliğini de hassaten değerlendirir.

    Tartışma, iki şairin birbirinin sanatını basitçe reddetmediğini, aksine birbirlerinin edebî konumunu belirlemeye çalıştığını göstermektedir. Dolayısıyla Ahmet Haşim’i Yahya Kemal’in aleyhindeki bütün iddiaların kaynağı gibi göstermek tarihî gerçekliği çarpıtma mesabesindedir. Haşim’in rolü daha çok aynı edebî sahada otorite, özgünlük ve öncülük mücadelesi veren bir rakip olarak anlaşılmalıdır.

    İntihal suçlamaları: Fransız şiirinin gölgesinde bir Türk şairi

    Yahya Kemal hakkında gündeme getirilen en ciddi edebî suçlamalardan biri, Fransız şairlerinden etkilenmekle kalmayıp onların şiirlerinden bazı unsurları aşırdığı iddiasıdır. Bu tartışmanın tarihî kökeni oldukça eskidir.

    1920 yılında, aruz ve hece tartışmalarının şiddetlendiği bir dönemde Yahya Kemal’in şiirlerinde başka şairlerden alınmış mısralar bulunduğu ileri sürülüyor. Özellikle Yusuf Ziya ve çevresindeki tartışmalar, Yahya Kemal’in şiirlerinin Fransız edebiyatından aynen tercüme edildiği iddiasına kadar uzanmıştır.

    Yahya Kemal bu suçlamalara karşı çıkmış, Akşam gazetesinde yayımlanan yazısında kendisine yöneltilen iddiaların kanıtlanmasını istemiştir. Sonraki yıllarda mesele daha da büyümüştür.

    Selçuk Karakılıç’ın andığım araştırmasında özellikle şu isimler ve eserler öne çıkar: Maurice Maeterlinck ve Serres Chaudes, José-Maria de Heredia Les Trophées, Victor Hugo, Baudelaire ve diğer Fransız şiirinin büyük isimleri.

    Yahya Kemal’in bazı şiirlerinde Fransız şiirinin biçim, tema ve imge dünyasından yararlandığı açıktır. Hatta kendisi de Maeterlinck’in etkisiyle Mehlika Sultan şiirini yazdığını ifade etmiştir. Ancak intihal ile etkilenme arasındaki sınırı korumak gerekir. Bir şairin başka bir şairden etkilenmesi, imgeyi, temayı veya şiir tekniğini dönüştürerek kullanması, tek başına intihal kanıtı olamaz. İntihal diyebilmek için somut metin karşılaştırması, kaynak ilişkisi ve özgün katkının niteliği ortaya konulmalıdır.

    Yahya Kemal’in Fransız şiirini yakından tanıdığı, ondan beslendiği ve bazı şiirlerini bu birikimden hareketle oluşturduğu tartışmasız bir gerçektir. Fakat şiirlerini çalıntı saymak, edebî etkilenme ile edebî hırsızlığı birbirine karıştırmak olur.

    Yahya Kemal’in Fransız şiirinden aldığı estetik unsurları Türkçenin ses ve ritim imkânları içinde yeniden kurma çabasını tartışmak daha yerindedir diyebilirim.

    Nâzım Hikmet meselesi

    Yahya Kemal’in en çok konuşulan özel ilişkilerinden biri, ressam Celile Hanım’la yaşadığı aşktır.

    Celile Hanım, Nâzım Hikmet’in annesidir. Yahya Kemal ise Nâzım’ın Bahriye Mektebi’ndeki öğretmenlerinden biridir.

    Yahya Kemal, genç Nâzım’ın şiirle ilgilenmesini desteklemiş, şiirlerini değerlendirmiş ve ilk şiirinin yayımlanmasına katkıda bulunmuştur.

    Nâzım Hikmet’in 3 Ekim 1918’de Yeni Mecmua’da yayımlanan ilk şiiri bu bakımdan önemlidir. Yahya Kemal’in şiir üzerinde düzeltmeler yaptığı ve yayımlanmasına aracılık ettiği hem Nâzım’ın hem de Yahya Kemal’in anlatımlarıyla desteklenmektedir. Ancak Yahya Kemal’in Celile Hanım’la ilişkisi, Nâzım’ın annesiyle öğretmeni arasındaki yakınlığı fark etmesi üzerine genç şair açısından karmaşık bir hâl almıştır. Yıllar sonra Yahya Kemal hakkında ortaya atılan suçlamalardan biri de Nâzım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ın, oğlunun hapisten çıkarılması için imza topladığı sırada Yahya Kemal’in bu çağrıya katılmadığı iddiasıdır.

    Falih Rıfkı’nın 1965 tarihli yazısı, Yahya Kemal’i Nâzım Hikmet’le karşılaştırırken bu tür suçlamaları da gündeme taşır.

    Şuna dikkat edelim lütfen: Yahya Kemal’in Nâzım’ın ilk şiirinin yayımlanmasına katkıda bulunması belgelenebilir bir edebiyat tarihi olayıdır. Celile Hanım’la ilişkisi ise biyografik kaynaklarda yer alan bir konudur. İmza vermediği iddiasının ise somut bir imza listesi veya bağımsız bir belgeyle doğrulanması gerekir. Bununla birlikte Nâzım Hikmet’in Yahya Kemal’le ilişkisi, sadece kişisel bir kırgınlık olarak ele alınamaz. İki şair arasında sanat anlayışı ve edebiyat tarihi bakımından da önemli bir mesafe vardır.

    Ahmet Haşim’in bu hikâyedeki yeri de ilginçtir. 1929’da Nâzım Hikmet’in “835 Satır”ı yayımlandığında Haşim, eseri ilk değerlendirenlerden biri olmuş ve başlangıçta olumlu yaklaşmış, ancak birkaç ay içinde görüşü değişmiştir. Yakup Kadri de başlangıçtaki övgüsünden sonra farklı bir tutum geliştirmiştir.

    Mehmet Can Doğan’ın 2018’de yayımlanan akademik araştırmasının bu değişimin dönemin gazete ve dergilerindeki yazılar üzerinden izini sürdüğünü de eklemiş olayım.

    Haşim’in Yahya Kemal’le rekabet eden bir şair olmadığını, yeni şiirin ortaya çıkışında Nâzım Hikmet gibi genç isimlerin de değerlendirilmesinde etkili bir figür olduğunun anlaşıldığını düşünüyorum.

    Yahya Kemal, Haşim ve Nâzım Hikmet arasındaki ilişki, Türk şiirinin modernleşme sürecinde birbirine temas eden ama farklı yönlere ilerleyen üç büyük sanat anlayışının hikâyesidir diyerek bu bölümü hitama erdirmiş olayım.

    Yahya Kemal Millî Mücadele’ye gerçekten destek verdi mi?

    Yahya Kemal’i Bulgaristan seyahati üzerinden değerlendirdiğim kısmı tekrar hatırlatayım, ki onun 1918-1922 yılları arasındaki faaliyetlerini görmezden gelmek olur. Nitekim Beyatlı, Millî Mücadele yıllarında İstanbul’da kalmış, İleri ve Tevhid-i Efkâr gazetelerinde yazılar yayımlamış, Anadolu hareketini destekleyen bir fikir çizgisi izlemiştir. Bu yazıların bir bölümü daha sonra “Eğil Dağlar” adıyla kitaplaştırmıştır da.

    Yahya Kemal, şiirleri yanında gazete yazılarıyla da İstanbul’daki aydınları ve gençleri etkilemeye çalışmıştır.

    Türk Maarif Ansiklopedisi’nde Âlim Kahraman tarafından hazırlanan biyografide de şairin işgal yıllarında millî mücadeleyi desteklediği, Darülfünun’daki öğrencileriyle kurduğu çevrenin bu bakımdan etkili olduğu ve Yahya Kemal’in Anadolu’ya geçmemiş olması, tartışılabilecek tarihî bir tercihtir. Ankara’nın davetine icabet edememiş olması, Bulgaristan seyahatinin zamanlaması ve seyahatin gerçek gerekçesi elbette sorgulanabilir, ama bir insanın Anadolu’ya geçmemiş olması, İstanbul’da yaptığı bütün faaliyetleri değersiz kılmamalıdır. Aynı şekilde, İstanbul’da millî mücadeleyi destekleyen yazılar yazmış olması da seyahatiyle ilgili soruları ortadan kaldırmaz.

    Yahya Kemal’in ölümünden sonra başlayan hesaplaşma

    Yahya Kemal hakkındaki tartışmalar, ölümünden sonra daha da büyümüştür.

    1 Kasım 1958’de vefat eden Yahya Kemal’in sağlığında şiirlerini kitaplaştırmamış olması, eserlerinin önemli bir bölümünün ölümünden sonra yayımlanması edebî mirasının oluşumunda öğrencilerinin, dostlarının, yayıncılarının ve biyografi yazarlarının rolünü artırmıştır. Bir tarafta Yahya Kemal’i Türk şiirinin zirvelerinden biri olarak görenler, diğer tarafta onun sanatını, dünya görüşünü ve şahsiyetini eleştirenler vardır.

    Kim olursa olsun büyük şairleri korumak için tarihî gerçekleri çarpıtmaya ve saklamaya, yıkmak için de dedikoduları belge yerine koymaya ihtiyacımız yok.

    Unutmayalım ki; şairin büyüklüğü, hakkındaki tüm soruların susturulmasıyla değil, sorular karşısında eserinin ve hayatının ayakta kalabilmesiyle anlaşılır.

    Kaynaklar ve ileri okumalar

    Bu araştırmamın özellikle dayandığı birincil malzemeye veya akademik incelemeye ulaşmayı sağlayan kaynakları da ilgilisinin nazar-ı dikkatine sunuyorum…

    1. Fırat Karagülle, “Yahya Kemal’in Mütareke ve Millî Mücadele Dönemindeki Konumuyla İlgili Yeni Bilgiler”, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 2013. Bulgaristan seyahati, 1921 tarihli Vakit haberi ve Falih Rıfkı’nın suçlamaları bakımından en önemli çalışma.

    2. Ali Şükrü Çoruk, “Devrinde Yapılan Tespitler Işığında Millî Mücadele Döneminde Yahya Kemal”, Bir Ses Yaratan Kudret: Doğumunun 140. Yılında Yahya Kemal Beyatlı, 2024.

    3. Selçuk Karakılıç, “Yahya Kemal ve Bir Dedikodunun Uzun Hikâyesi”, Türk Dili. İntihal iddiaları ve edebî etkilenme tartışmaları.

    4. Gaye Belkız Yeter Şahin, “Ahmet Hâşim’in Dergâh’taki Yazı ve Şiirlerinde Biriciklik Arzusunun Yarattığı Rekabetin Yansımaları”, 100. Yılında Dergâh Dergisi, 2021.

    5. Mehmet Can Doğan, “Ahmet Hâşim ile Yakup Kadri’nin Nâzım Hikmet’in Şiiri Karşısındaki Tutumları”, Gazi Türkiyat, 2018.

    6. Âlim Kahraman, “Beyatlı, Yahya Kemal”, Türk Maarif Ansiklopedisi.

    7. Şair Yahya Kemal Beyatlı’nın Elçiliği ve Büyükelçiliği, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 2007.

    8. Yahya Kemal Beyatlı, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hatıralarım. Özellikle Bulgaristan seyahati ve Bursa ziyaretine ilişkin birincil tanıklıklar bakımından önemli.

    9. Nihad Sami Banarlı, Yahya Kemal’in Hatıraları. Şairin seyahatlerine ve şahsi sohbetlerine ilişkin aktarımlar.

    10. Osman Özbahçe, Yüzyılları Birleştiren Şair Ahmet Hâşim, Ebabil Yayınları, 2026.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.