Eğitim camiamızın aksakallarından Dr. Sakin Öner’in kaleme aldığı iki ciltlik “Dil ve Edebiyatta Türk Milliyetçiliği Tarihi” adlı eserin tanıtımı (lansman değil) 2026 yılı ocak ayının cumartesi gününe denk gelen onuncu günü Türk Edebiyatı Vakfı’nda icra edildi.
Tanıyanlar bilir. Seksenine merdiven dayayan Sakin Hoca, öğretmen ve yönetici olarak uzun yıllar her kademede eğitimimize hizmet etmiştir. Şairliği, yazarlığı ve yayıncılığı ise onu kıymetlendiren ek değerlerdir. Kitaplarından dolayı fakülte yıllarından beri kendisini bilirim. İstanbul’a geldikten sonra muhtelif mahfillerde karşılaşıp tanıştık. Bilge, kadirşinas, vefakâr, samimi, çalışkan, üretken, güler yüzlü kişiliği ve biraz da hemşehrilik bahanesiyle kendisini sever, sayarım.
Kitap tanıtım programını vesile kılarak Sultanahmet’e gittim. Gördüm ki başta eğitim camiamız olmak üzere, pek çok kurumdan önemli şahsiyet, mesafeleri kısalan adımları yavaşlasa da bu tanıtım programını teşrif etmiş. Hatta İstanbul dışından gelenler olmuş. Türk Edebiyatı Vakfı’nın konferans salonu, koridorları, lobisi, derslikleri, hatta merdivenleri dolup taşmış.
Bu programda dikkatimi çeken en önemli husus; çoğu emekli pozisyonunda olan katılımcıların ilerleyen yaşlarına aldırmadan uzaklardan gelerek programa katılmasıydı. Özellikle Sakin Hoca’nın görev yaptığı dönemin il ve ilçe yöneticileri, okul müdürleri, öğretmenler, bazı MEB bürokratları Türk Edebiyatı Vakfı’nı hıncahınç doldurmuştu.
Bu manzara, Sakin Hoca’nın ne kadar sevildiğini göstermenin yanında o dönemin eğitimcileri, eğitim yöneticileri, bürokratları arasındaki sevginin, saygının, dayanışmanın, sözün özüVEFA’nın ne kadar güçlü ve diri olduğunu zarif bir şekilde dile getiriyordu. Bir atasözümüzde “Âlemde beka, insanda vefa yoktur.” denilse de bu hesapsız, kitapsız, ajandasız, amasız, fakatsız, menfaatsiz, kökünün vefa ile beslendiğine inandığım dostluğa gıpta ettim. Vefanın, günümüz dostluklarının ve yakınlıklarının neresinde olduğunu düşünmeden edemedim.
Vefa, TDK Türkçe Sözlük’te “Sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı.” olarak anlamlandırılmış. Birkaç farklı anlamı olsa da başka sözlüklerde de kelimeye bu yönüyle “Muhabbette sadakat, devam ve sebat. Dostluğu devam ettirme. Dostluk ve muhabbette sebat etme, sevgide süreklilik, bağlılık ve sadakat.” anlamları verilmiş. Vefa konusunda olumlu hasletler taşıyan kimselere “Vefalı, vefadâr, vefakâr”deniliyor. Olumsuz hasletlere sahip olanlar ise “vefasız, bî-vefa” diye vasıflandırılmış.
Şiirlerinde vefadan dem vuran, vefasızlıktan şikâyet eden şairlerimiz; vefasızlık üzerine yanık türkülerimiz var. Dostlarından gördüğü vefasızlıklar, Âşık Veysel’e “Benim sadık yârim kara topraktır.” dedirtmiş.
“Vefâ her kimseden kim istedim andan cefâ gördüm / Kimi kim bî-vefâ dünyâda gördüm, bî-vefâ gördüm.” (Şu vefasız dünyada vefalı bir kimseye rastlamak mümkün olmadı. Kimden vefa beklediysem ondan cefa gördüm.) diyen Fuzulî ile “Ağyâr vefâdan dem vurur yâr cefadan / Âdemde vefâ olmaya vâr ola köpekde.” (Tanımadığımız kimseler vefadan, dostlar cefadan bahseder. İnsanda olmayan vefa -maalesef- köpekte var.) diyen Bağdatlı Rûhî vefasızlıktan şikâyet edenlerdendir. Bayburtlu Zihnî de onlardan geri kalmaz. “El-aman ne fena vakte yetiştik / Ahde vefa eder yârân mı kaldı.” ve “Bu dünyaya sanki vefa gelmemiş / Gelmişse de bir kimsede kalmamış / Kim var ki dostundan cefa görmemiş…” mısralarıyla dostların vefasızlığına serzenişte bulunur.
Namık Kemal, “Bekâ Yezdân’a şâyândır, fenâ ekvâna evlâdır / Vefâ insâna çespândır, cefâ hayvâna ahrâdır.” (Sonsuzluk Allah’a, ölüm yaratılmış varlığa, vefa insana, cefa hayvana yakışır.) dese de Ziya Paşa Terkîb-i Bend’inde “Her kim ki arar bû-yi vefâ tab’-ı beşerde / Benzer ana kim devlet umar zıll-i Hümâ’dan.”(İnsanın tabiatında vefa kokusu arayan kimse, Hüma kuşunun gölgesinden mutluluk bekleyen, yardım uman kimseye benzer.) diyerek insandan vefa beklemeyi hayal olarak görür.
İletişimin en kolay olduğu günümüzde türlü bahanelerle “aramayarak, sormayarak, hatta telefon aramalarına ve mesajlara cevap vermeyerek” dilimizden düşürmediğimiz vefayı “Vefa bir semt adı mıdır?” dedirtecek kadar ihmal ettiğimizin farkında mıyız?
Bu hususta Mevlâna’nın mühim bir ikazı var: “Dostlar, dostlar! Birbirinizden ayrılmayın. Başınızda birbirinden uzaklaşma hevesi bulunmasın. Aslında hepiniz birsiniz, ikilik düşüncesine kapılıp yabancılaşmayın. Vefa sultanı, size ‘vefasızlık etmeyin’ diye buyuruyor.”
Ali Fuad Başgil’in “Vefa ve âlicenaplık, yüksek ahlakın iki parlak şiarıdır.” ile M. Akif İnan’ın Yorumlar adlı şiirinde yer alan “Bütün giysileri yırtsak yeridir / Yeter bize vefa elbiseleri.” ibarelerini kulaklara küpe yapmak lazım. Peki, vefa elbiselerinin hangi mağazada satıldığını bilen var mı?
Eline diline gönlüne sağlık Mustafa Hocam… Gerçekten insanların etrafı kalabalıkken pek de arayıp önemsemedikleri bu vefa duygusu, zaman geçip insanlar uzletgahlarına çekildiklerinde daha çok ihtiyaç duydukları bir duygu haline geliyor sanki. Bu duyguyu en iyi ifade edenlerden biri malumları olduğu üzere Fuzûlî merhumdur.
“Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı”
Çok teşekkür ederim Mustafa’cığım.Vefanı göstermişsin.Sana yakışanı yazmışsın.Yüreğine sağlık.
1980’li yıllardan beri tanıştığım, YILIN ÖĞRETMENİ seçilen eğitimci, yazar, fikir ve kültür adamı değerli Dostum Mustafa Uslu’ya bu tamamen samimi, buram buram vefâ kokan yazısından dolayı sonsuz teşekkürler ederim. Allah kalemine ve kelamına güç versin. Selamlar ve sevgiler.
Vefa bir gönül meselesidir; herkeste bulunmaz, kıymet bilende anlam bulur.
Şairlerimiz çok doğru söylemişler. Kimseden vefa beklenmez hale geldik, selamlar.
Her zaman ki gibi muhteşem bir yazı olmuş. Anlayana o kadar mana çok ki… Kaleminize emeğinize sağlık kıymetli hocam.
Kaleminize, yüreğinize sağlık müdürüm. Vefayı yalnızca güzel sözlerle değil, yaşanmış bir dostluk örneği üzerinden ne kadar zarif ve anlamlı anlatmışsınız. İnsan ilişkilerinde giderek azalan bu kıymetli hasleti yeniden hatırlatmanız çok değerli. Rabbim vefalı dostları ve güzel gönülleri eksik etmesin.
Vefa asil ruhlu insanların işidir. Rabbim vefalı olmayı ve vefa bulmayı nasip etsin. Gönlünüze sağlık hocam. Ömrünüze bereket.
Hocam, günümüz dünyasında maalesef , vefa bir semt olmuş, vefalı insanlar her geçen gün azalıyor maalesef.
Sakin Öner Hocamızı tanımıyorum ama onu tanıyanı tanıyorum. Tanıdığımın tanıdığı ise artık bizim de tanıdığımızdır. Onun vefası varsa o vefa bize de düşer.
Dil ve Edebiyatta Türk Milliyetçiliği Tarihini’nin tanıtım bülteninde hani “Evvelâ millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz.” deniliyor ya kitabın tamamını okuyacak vaktim ve mecalim olmasa da şöyle bir başlıklara bakmak için bile olsa almam gerektiğine inanıyor ve düşünüyorum. Her ne kadar bizim yaş kemale erse de yıllar sonra belki bir okuyanın eline geçer diye temin etmem icap ediyor. Binaenaleyh kütüphanemde yerini alması bizim de üzerimize vacip oldu. Notumu aldım hemen bugün siparişimi vereceğim inşallah.
Elinize kolunuza sağlık Mustafa Hocam. Kaleminiz ve kelâmınız daim olsun.
Kaleminize sağlık; dijital çağın unutturmaya yüz tuttuğu vefa duygusunu, edebi mısralarla ve Sakin Hoca vesilesiyle muazzam bir vicdan muhasebesine dönüştürmüşsünüz. “Vefa bir semt adı mıdır?” ve sonundaki “vefa elbisesi” vurgusuyla zihinde ve yürekte iz bırakan, çok zarif ve sarsıcı bir yazı olmuş. Varlığınıza sağlık.
Abi hala vefa duygusunun olduğunu göstermeniz enerjimi tazeledi, hala umitvar olabiliriz.
Çok hoş bir yazı hocam. Önceden bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı. Şimdi beş dakika bile yok.
Saygıdeğer hocam, vefa bir semt adı mıdır başlıklı yazınızı vefasızlık olmasın diye hemen bir yudum su gibi okudum. Hakikaten çok önemli ama artık Akif’in dediği gibi nesli hazır o yokuşu çoktan düzledi. Artık vefa mefa kalmadı desek herhalde abartmış olmayız hocam, saygılarımla efendim…