Yıllar evvel görev yaptığım özel okulda ortaokul kısmına yeni başlayan bir öğrencinin okul içinde ve sınıfta arkadaşlarına, hatta gıyabında öğretmenlere kandilli küfürler ettiğini, argo sözler söylediğini öğrendiğimizde doğal olarak okul idaresi ve rehberlik servisi duruma müdahil oldu. Çocuğun anne babası okula çağırıldı. Gerçi, aileye ulaşma konusunda da sorun çıktı. Yani sorun içinde sorun. Bu, ayrı bir durum.
Ertesi gün okula gelen anne baba gelenek göreneklerine bağlı, muhafazakâr, mütedeyyin, mükemmel aile görüntüsü veriyordu ve savunmaları ortaktı: “Biz, böyle şeyler bilmeyiz. Bizim evimizde böyle sözler söylenmez. Arkadaşlarından öğrenmiştir.”
Anne babayla ayrı ayrı görüşüldüğünde ilginç bir hâl ortaya çıktı. Anne; iş insanı olan kocasının çocuklara zaman ayırıp ilgilenmediğini, çocuğunun kendisini dinlemediğini, okuldan geldikten sonra geç vakte kadar sokakta kalıp eve girmediğini yaşlı gözlerle anlattı. Sadece yaşlı gözlerle değil, düpedüz ağladı. Baba ise birlikte olduklarında televizyonda haber veya maç seyrederken ya da bazı telefon konuşmalarında öfkelenerek ağzından uygunsuz sözler kaçırdığı itirafında bulundu.
Anladığım kadarıyla babanın tutumu ve sözleriyle meşruiyet kazanan kötü bir fiil; sokak dili, kültürü ve davranışlarıyla desteklenince çocuk, sokak çocuğu üslubuyla konuşmaya başlamış, bunu alışkanlık hâline getirmişti.
Başka bir özel okulda bayan öğretmenimizin anasınıfına giden kızı morarmış gözüyle annesinin yanına gelip arkadaşının gözüne yumruk vurduğunu söyleyince arkadaş, annelik insiyakıyla “Sen de onun gözüne vursaydın.” dedi. Çocuk, annesinin bu sözüne “Ama arkadaşımın canı acırdı.” diye karşılık verdi. Bir tarafta düşünmeden arkadaşının canını acıtan çocuk, diğer tarafta canı acırdı diye arkadaşına zarar vermeyen çocuk! Kimden, ne öğrendilerse?
Rivayet olunur ki İbni Haldun, “Çocuklarımızı nasıl terbiye edelim?” diye soran birisine şu cevabı verir:“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Çünkü zaten size benzeyeceklerdir. Kendinizi terbiye etmeniz yeterlidir.”
İstisnalar olsa da sadece anne babanın değil, ailedeki diğer büyüklerin ihmal ve dikkatsizliklerinin çocuğun ahlaki gelişimini olumsuz etkilediği aşikârdır. Bunlara kötü arkadaş, sokak ağzı, sokak kültürü ve davranışları eklenince bu olumsuzluklar zirveye çıkar. Günümüzde bu mevcut olumsuzluklara, adı sosyal olan ancak insanı sosyal hayattan uzaklaştırarak bireyselleştiren sosyal medyadaki geriz nitelikli ahlaksız ifadelerin de eklendiğini belirtmeliyim.
Daha geçen günlerde bir piknik alanında iyi giyimli bir annenin, lüks aracına binerken kızını “Zekâ düzeyi gelişmemiş” anlamındaki iki kelimelik o meşhur sıfatla paylaması içimi acıttı. Yürüyüş yapan başka bir annenin, yanında yürüyen küçük oğlunu “Zekâsının azlığından dolayı yeterince düşünemeyip akıllıca hareket edemeyen” anlamlı kelimeyle azarladığını duyunca “Neler oluyor!” demekten kendimi alamadım. Muhtemelen onlar, kullandıkları kelimelerle çocuğun zihninde ve vicdanında bu tür sözlere meşruiyet kazandırıp yer açtıklarının farkında değillerdi.
Elbette bu hususta hassasiyet gösteren ebeveynler, büyükler var. Ancak ihmalkârlık edip dikkatsizce davrananlar ve sorumsuzca söz söyleyenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Neler söylediklerini tahmin bile edemiyorum.
Bahsettiğim mevzu, “Ne olacak canım, günlük hayatta olağan şeyler.” diye geçiştirilmemeli. Çünkü vicdanlara yerleşen her türlü söz ve davranış kalıcıdır. İyi veya kötü ahlakın tohumudur.
Üstat Nurettin Topçu, “Çocuklar için ahlakın kaynağı, aile ocağıdır.” ve “Aile, yüksek ahlak okuludur.”sözleriyle anne babanın çocuğun ahlaki gelişimindeki önemini dile getirir.
Çocuğun iyiyi, doğruyu, güzel ahlakı öğrendiği gibi olumsuzlukları da görüp öğrendiği bir okul vardır. Bu okul, ahlak okuludur ve aileden başka bir mekân değildir.
Çocuk; kötü söz ve davranışın olduğu ortamda kötü söz ve davranışı, şiddetin olduğu ortamda şiddeti, küçümsemenin olduğu ortamda küçümsemeyi, suçlamanın olduğu ortamda suçlamayı, bencilliğin olduğu ortamda bencilliği, büyüklenmenin olduğu ortamda büyüklenmeyi, yalanın olduğu ortamda yalan söylemeyi, saygısızlığın olduğu ortamda saygısızlığı… öğrenir.
“Çocukların öğütlerden çok, iyi örneklere ihtiyacı vardır.” (Joseph Joubert) ve “Çocuklarını ıslah etmeden önce kendini düzeltmeye bak.” (İmam Şafii) vecizeleri bu konuda kulaklara küpe edilecek cinsten sözlerdir.
Sözün özü; okullar açılıyor, dersler başlıyor. Okullarda ara tatil, yarıyıl tatili, yaz tatili var. Ahlak okulu olan ailede ara tatil, yarıyıl tatili, yaz tatili yok; olmamalı da. Bu ahlak okulunda yılın üç yüz altmış beş günü, yirmi dört saat eğitim devam etmeli. Niçin? “İklim şartları bitkilerin, sebzelerin, meyvelerin gelişimini olumlu veya olumsuz nasıl etkiliyorsa aile iklimi de çocuğun ahlaki gelişimini etkiler.” Hatırlatayım dedim.
Elleriniz dert görmesin hocam. Normal kelimelerle kendini ifade edemediğini düşünen, argo sözün daha iyi anlaşıldığını sanan tuhaf bir toplum ortaya çıktı. İşimiz çok zor….
İyi ki hatırlattınız Mustafa Hocam. Nebî (sav): “Din nasihattir” diye buyurmadı mı?
Sahabe kendisine:
– Kimin için nasihattir Ya Resûlallah? dediler. Peygamber Efendimiz:
“Allah, Kitabı, Resûlü, mü’minlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlar için nasihattir” buyurdu.
Yazınız daha ilk başlarından itibaren her zaman olduğu gibi okutturuyor kendisini. Su gibi akıp gidiyor adeta. Yazınız aklıma iki yazarı ve onların sözlerini getirdi. Birkaç paragraf sonra bir de ne göreyim, aklıma gelen o sözü okuyorum. Okuyunca tebessüm ettim tabiî. Allah’ım da sizi tebessüm ettirsin.
Bu sözü daha geçen hafta okumuştum. Hatta ilkokul ve ortaokulda çocukları olan birkaç çocuk sahibi arkadaşlarla da paylaşmıştım. Daha önce okumuş isem de hatırlamıyorum. Sizin yazıda görünce tevafuk oldu.
Kimden ve hangi sözden bahsediyorum?
İbni Haldun’dan. Hani diyorsunuz ya “Çocuklarımızı nasıl terbiye edelim?” diye soran birisine şu cevabı verir İbni Haldun:
“Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Çünkü zaten size benzeyeceklerdir. Kendinizi terbiye etmeniz yeterlidir.”
Ne kadar doğru, isabetli ve yerinde bir tespit değil mi?
Diğer yazar ise C.G. Salzman, kitabı Yengeç Kitap. Salzmann, bir gün, çakıl taşları arasında bir baba yengeç ile üç yavru yengeç gördü. Baba yengeç, adımlarını geriye doğru atıp ters yürüyor, yavru yengeçler de onu taklit ediyordu. Yani baba ne yaparsa yavrular da onu takip ediyordu. Birden Salzmann’ın beyninde şimşekler çaktı. “Çocuklar, anne ve babalarından gördükleri yanlışları taklit ederek kötü bir kişilik kazanıyorlar. O halde eğitime onlardan başlamalıyım.” dedi.
Yengeç Kitap, fikrini işte bu küçük hatıradan alır. Salzmann, kitabında çocuk eğitimiyle ilgili ‘doğru’ları doğrudan değil ‘yanlış’ları gözler önüne sererek anlatır. Bu farklı teknik sayesinde, olumsuz tablolar, kitabı okuyanların dünyasında kolay kolay silinmeyecek izler bırakır. Böylece okur ebeveynler, okuduklarını kendi çocukları ile olan ilişkilerinde pratiğe dökmekte zorlanmazlar. Kısaca, Yengeç Kitap, bize yapmamızı gerekenleri değil, yapmamamız gerekenleri anlatır.
Bugünlerde cemiyet olarak bu eğitim ve ahlâk mevzûuna her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Bu yeni eğitim öğretim döneminin başında bu konuya temas ettiğiniz için teşekkür ederiz Mustafa Hocam. Elinize kolunuza sağlık. Allah’ım kaleminizi daim eylesin.
Çocuk terbiyesinde aile, okul sokak bunlar etkili doğru, fakat bugün çocuklar ve biz akıllı telefon vasıtasıyla yoğun elektronik içerik baskısı altında degilmiyiz. Çocuklar artık sokağa çıkmıyor. sokak güvensiz. öğretmeni hiç dinlemiyor. Ma akıllı telefonlara teslim olmuşlar. Aile çocuğun terbiyesizce internet erişimli akıllı telefonu veta tableti kontrol altına alabildiği ölçüde etkili olabilir. Ama biz bağımlıyım çocuk ne yapsın….
Malumunuz 2025 yılı, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla “Aile Yılı” olarak ilan edilmişti.
LGBT vb. sapkın akımların çıkması ile okullarımızda aile kavramı ve aile etkinlikleri biraz daha ön plana çıktı.
Okulların açılacağı tamda bu süreçte yazınız isabet olmuş ve gayet de güzel ele almışsınız.
Allah razı olsun, emeğinize, kaleminize, gönlünüze sağlık sayın hocam.
Kardeşim tebrik ediyorum. Müstefiid oluyoruz.
Hocam yüreğine, kalemine sağlık. Geçen yıllarda Denizli’de seçkin bir lise öğrencisi intihar için çatıya çıktı. Aile, emniyet, ambulans vs. çağrıldı ikna için. Ama nafile kız kendini boşluğa bıraktı. O sırada anne, neyin eksik hayvan diye bağırdı… Bu gün ise alt komşumuz 18,19 yaşlarında kızımız yanında gelen akran arkadaşı ile birlikte tarhana çorbası siparişi verip evde yediler.. Bilmiyorum daha ne söylenebilir. Allah sonumuzu hayreylesin inşallah.
Aslında bütün mesele çocuklarımızın dünyasını tanımadan onlara annelik babalık yada öğretmenlik yapmamızdan kaynaklanıyor hocam hani hz ali demiş ya çocuklarınızla dört yaşına kadar onlarla oyun oynayın, on yaşına kadar arkadaşlık edin sonra da onların fikir ve görüşlerini alarak istişare yapın diye.. teşekkürler hocam
Yazınızdaki bütün görüşlerinize katılıyorum. Kalemine ve yüreğine sağlık kıymetli kardeşim.
Kaleme aldığınız bu düşündürücü yazı; aile içi çelişkileri, sokak kültürünün ve dijital dünyanın getirdiği yozlaşmayı çarpıcı örneklerle gözler önüne sererken, çocuk ahlakının asıl kaynağının yine büyüklerin süzgecinden geçen “aile iklimi” olduğunu çok net bir şekilde hissettiriyor. İbn-i Haldun’un ve Nurettin Topçu’nun fikirleriyle harmanladığınız, tatili olmayan o “ahlak okulu” vurgusu, her ebeveynin kapısında durup üzerine uzunca düşünmesi gereken sarsıcı bir uyarı niteliğinde.Değerli hocam emeğinize yüreğinize sağlık.
Mustafa hocam, çok güzel bir konuyu ele almışsınız yine. Çok teşekkür ederiz.
Hocam; emeğinize ve yüreğinize sağlık. Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Çağımız ilerledi fakat ebeveynler geriledi. Nerede o eski ebeveynler.