Balfour deklarasyonu 2 Kasım 1917 yılında sömürgeci İngiltere tarafından Filistin’de bitmeyen bir acının başlangıcı, diplomatik bir kalem darbesiyle Filistin halkının geleceğinin çalınmasıdır. Filistin topraklarında yüz yılı aşkın süren insanlık dramının o gün atılan bir imza ile askeri, siyasi ve insani felakete dönüşmesinin trajik öyküsüdür.
Bilindiği üzere; Osmanlının mülkü olan Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devletinin kurulması fikri, 19. Y. Yılın başlarında ortaya çıkan bir fikir değildir. Bu fikir 1799 da Fransız General Napolyon Bonaparte tarafından ortaya atılmış, daha sonra aynı fikir 1840’ta İngiltere tarafından da dile getirilmiştir. Ancak o dönemlerde Filistin bölgesi Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyeti altında olduğundan hayata geçirilmesine cesaret edilememiş; Osmanlının güç kaybetmesi ya da yıkılması beklenmiştir.
Nitekim 1877-1878 yılında Osmanlının yenilgisiyle sonuçlanan 93 harbini müteakiben Osmanlı askeri, siyasi ve ekonomik anlamda hızla güç kaybetmesiyle birlikte; Yahudi asıllı Avusturyalı gazeteci Theodore Herzl bu fırsatı ganimete çevirmek için 1896 yılında yazdığı Yahudiler’ in kendi devletini kurması fikrini savunan “Yahudi Devleti” adlı kitabındaki görüşlerini tartışmak üzere, dünyanın önde gelen 200 Siyonist Yahudi’yi 29- 31 Ağustos 1897 tarihlerinde İsviçre’nin Basel şehrinde toplamıştır.
Toplantıda hem bir “Siyonist” teşkilat kurulmuş, hem teşkilatın başkanlığına da Theodore Herzl getirilmiş, hem de Filistin toprakları üzerinde özerk bir Yahudi devletinin kurulması fikri benimsenmiştir. Herzl burada yaptığı konuşmada; “Ben bu gece Yahudi devletini kurdum. Ancak bu fikrimi yüksek sesle söylersem, bütün dünya bana güler. Ama 5 sene, ama 50 sene içinde bir Yahudi devletinin kurulduğunu herkes bilecek ve görecektir.” Demiştir.
Kongrede alınan karar gereğince Filistin topraklarında bir Yahudi devletini kurmak için harekete geçilmiştir. O tarihte Filistin toprakları Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyetinde olmasına rağmen; önce Birleşik Krallık, sonra da Alman imparatorluğu ziyaret edilmiş, bir sonuç alınamayınca da aynı amaçla; 17 Mayıs 1901’de Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit Han’ın kapısı çalınmıştır. Herzl: 2. Abdülhamit Han’a bir vatan kurma karşılığında Osmanlı’nın 33 Milyon İngiliz altınına denk gelen borçlarının tamamını ödeme, İmparatorluğun korunması için 120 Milyon Frank karşılığında deniz donanması kurma, İmparatorluğun borçlarını kapatacak 35 Milyon altını faizsiz olarak borç verme tekliflerinde bulunmuştur.
1.Dünya savaşında Osmanlı Çanakkale savaşı hariç, Filistin Cephesi dahil bütün cephelerde savaşları kaybedince 9 Aralık 1917 de Osmanlının Filistin toprakları üzerinde ki 401 yıllık hakimiyeti bitmiş, bölge İngiltere hakimiyetine girmiştir.
Balfour deklarasyonu özellikle 1920’de ki San Remo konferansında kabul edildikten sonra; 24 Temmuz 1922’de Milletler Cemiyeti Filistin’i İngilizlerin mandası olarak onaylamasıyla Siyonist devletin kurulmasına, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına, İslam Coğrafyasının parçalanmasına giden yolun kaldırım taşları döşenmiştir.
Filistin toprakları İngiliz manda yönetimine geçmesiyle İngilizlerin himayesinde Yahudi göçü hızlanmış, Yahudi göçüne karşı çıkan Araplar ile işgalci Yahudiler arasında çıkan şiddetli çatışmalara rağmen, Siyonistlerin Filistin topraklarına taşınmalarına ve mülk edinmelerine engel olunamamıştır.
Nitekim 1.Dünya Savaşı arifesinde Filistin’e yerleşen Yahudilerin sayısı 40 bin iken 1948’de bu rakam 750 bine ulaşmıştır. Yahudilerin Filistin topraklarında devlet kuracak sayı tamamlandıktan sonra 1947 de görev BM’lere devredilmiştir.
29 Kasım 1947 de BM’in Filistin toprakları üzerinde biri Arap, diğeri Yahudi olmak üzere, iki bağımsız devletin kurulması ile ilgili 181 Sayılı taksim kararına göre Filistin’in yüzde 56,47’si Siyonist İsrail, yüzde 43,53’ü ise Filistin yönetimine bırakılmıştır. 3 semavi dince kutsal sayılan Kudüs ise uluslararası idareye devredilmiştir. Ancak bu paylaşım Filistinliler tarafından kabul edilmemiş; Siyonistler de bu karara hiçbir zaman uymamıştır.
14 Mayıs 1948’de BM Genel Kurulunda yapılan oylamada aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 33 devletin lehte, 13 devletin aleyhte, 10 devletin de çekimser kaldığı oylama sonucunda Siyonist devletin kurulması kararıyla insanlık tarihinin en büyük günahı işlenmiştir. Mayıs 1948’de, Tel Aviv’de toplanan Yahudi Millî Konseyinin, yayınladığı bir bildiri ile İsrail devletinin kuruluşunun ilan edilmesinin ardından Mısır, Ürdün, Lübnan, Suriye ve Iraktan oluşan Arap Birliklerinin İsrail’e üç koldan saldırmaları sonucu çıkan savaşta 1 gün içerisinde Filistin haritası değiştirilmiş, 500’den fazla Filistin köyü haritadan silinmiş, yüz binlerce Filistinli evsiz, topraksız, kimliksiz bırakılmıştır. 800 bin Filistinli topraklarından sürülmüş ve 15 bin Filistinlide hunharca katledilmiştir. İsrail 181 sayılı taksim planına göre elde ettiği %56’lık işgal toprağını bugün %78 e çıkarmıştır. Savaş sonrasında Batı Kudüs İsrail’de, doğu Kudüs ve Batı Şeria Ürdün’de, Gazze ise Mısır’da kalmıştır.
1949’da BM’lerin devreye girmesiyle ilan edilen ateşkes sonrası BM savaş esnasında Filistinlilerin göç etmek zorunda kaldıkları topraklarına geri dönmeleri kararına rağmen Filistinliler evlerine geri döndüklerinde evlerinin ya yerle bir edildiği ya da o evlerine Yahudilerin yerleştirildiği manzarasıyla karşılaşmışlardır. Savaş sonrası topraklarından sürülen ve şu anda sayıları 6 Milyonu bulan Filistinli ise bir daha topraklarına sokulmamıştır. Siyonist İsrail tarafından uygulanan apartheid rejim sayesinde Filistinliler; Gazze’de, Doğu Kudüs’te Batı Şeria’da, El Halil’de velhasıl Filistin topraklarının her yerinde, aşağılanmış, ırkçı baskılarla uyruk ve vatandaşlık haklarından mahrum bırakılırmıştır. Topraklarına ve özel mülklerine kitlesel boyutta el konulmuş, göçe zorlanmış, orantısız şiddet kullanılmış, soykırıma varan öldürmeler ve yaralamalar, yıkımlar, tacizler, hukuksuz işgaller ve ilhaklar Mescid-i Aksa’nın statüsüne yönelik hak ihlalleri sürdürülmüştür.
7 Ekim 2023’te başlayan; Hamas- İsrail savaşında da 22 bini çocuk, 12 bini kadın olmak üzere 75 bin Filistinli şehit edilmiş, 175 Bin Filistinli yaralanmış, 2,5 Milyon Gazze halkı defalarca yerlerinden edilmiş, temel gıda ve ihtiyaç maddelerine erişim yasaklanmış; açlıkla öldürme silah olarak kullanılmış, evler, okullar, mabetler, yeraltı ve yerüstü kaynakları bombalanmıştır. 10 Ekim 2025 Antlaşmasına rağmen; anlaşma maddeleri binlerce ihlal edilmesine, soykırımını hala sürdürmesine rağmen İsrail’e hiçbir yaptırım uygulanmamıştır.
Yazımın sonlandırırken; Siyonist devletin kurulmasının yolunu açarak, insanlığın başına bela eden İngiliz Dış İşleri Bakanı Balfour’u İşgalci İsrail tarafından 78 yıldan beri Filistin halkına karşı insanlık suçu işlenirken, silah ve mühimmat desteği veren, VETO haksızlığı ile hesap vermesine engel olan ABD ve işbirlikçilerini ABD ve işbirlikçilerini dost edinen; Gazze’yi yalnız bırakan İslam ülkelerinin yöneticilerini Siyonist İsrail’in suç ortakları olarak kınıyorum.
Mustafa Kır
Ellerinize sağlık kıymetl hocam. Allah razı olsun
Oy Yahudi siyonist topluluğu gerçekten çok Azimli çok çalışkan amaçlarını gerçekleştirecek şeyleri bularak sonuca ulaşıyor zalimler Evet hocam gazze’yi yalnız bırakan ülkeleri bizde kınıyoruz ellerinize sağlık Çok güzel bir bilgilendirme olmuş Allah mizanımıza koysun