Fert ve toplumların maddî, manevî, ekonomik, sosyal, siyasal, bilimsel, teknolojik ve kültürel anlamda gelişmeleri: örf, adet, gelenek, görenek gibi millî ve manevi değerlerini korumaları; iyi insan yetiştirmelerine bağlıdır. İyi insan yetiştirmekte faydalı ilimle, iyi insan yetiştirmeyi amaçlayan nitelikli bir eğitimle mümkün olabilir.
İslam dini ilim öğrenmeyi insanın hayatını kolaylaştıran mücerret bir uğraş alanı olarak görmemiş; bilakis insanı hakikate, Allah’a, adalete, güzel ahlaka ulaştıran, müspet anlamda insanın olgunlaştıran, bakışını değiştiren; sorumluluk duygusunu geliştiren ve insanı insanlığa faydalı olmaya yönelten bir kavram olarak ele almıştır.
İslam İnsanı, hakikate ulaşmasına, kendini ve Rabbini bilmesine; güzel ahlak ve adalet sahibi olmasına vesile olan, sorumluluk duygusunu geliştiren, toplumun hayrına işler yapmaya yönlendiren, vefatından sonra da amel defterinin açık kalmasını sağlayan her türlü ilmi faydalı ilim olarak değerlendirilmiştir.
Bu sebeple İslam’ın ilme bakışını sadece dinî bilgilerle sınırlamak doğru değildir. Dünyevî hayatın; daha iyi, sağlıklı, güvenli, adaletli, ahlaklı, vicdanlı, hoşgörülü ve müreffeh hale gelmesine vesile olan; dünyada huzurlu olmanın ahirette kurtuluşa ermenin yollarını gösteren her bilgi hem dünyevi hem de uhrevi kabul edilmiştir.
İslam medeniyetinde ilimler; Gazzâlî, Fârâbî ve İbn Haldun gibi alimler tarafından farklı açılardan ele alınmış; insanın akıl yürüterek elde edemeyeceği ancak nakil yoluyla anlayabileceği; kaynağı vahiy, Kur’an ve sünnet olan ilimler; “Tefsir”, (Kur’an-ı Kerim ayetlerinin açıklanması ve yorumlanmasını) “Hadis”, (Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) söz, fiil ve takrirlerini) “Fıkıh”, (İslam hukuku, ibadet ve muamelat gibi günlük yaşam kurallarını) “ Akaid”, İslam dininin inanç esaslarını, “Kelam”, (İslam dininin inanç esaslarını akli ve mantıki delillerle açıklayan, savunan)
“Tasavvuf”, İslam’ın ahlaki ve kalbi boyutunu, nefis terbiyesini konu alan) gibi ilimler dînî veya şer’î; insanın, akıl, gözlem, deney ve tefekkür yoluyla, (matematik, astronomi, tıp, fizik, kimya, felsefe, mantık, sosyoloji, tarih, coğrafya gibi) elde edebildiği ilimler de akli veya felsefi ilimler olarak vasıflandırılmıştır.
Bireyin öğrenme yükümlülüğüne göre de ilimler; farz-ı ayn, farz-ı kifaye olarak sınıflandırılmış; Farz-ı ayn: Her Müslümanın bizzat sahih bir inanca sahip olabilmesi için “Akaid”, (ibadetlerini kitap ve sünnete uygun olarak îfâ edebilesi için) “Fıkıh,” helal ve haram sınırlarını tanıması için; günlük, ev, iş, sosyal ve melek hayatında gerekli “ilmihal” bilgilerini öğrenmesi her Müslüman üzerine farz kılınmıştır. “İlim öğrenmek kadın ve erkek her Müslümana farzdır” (Hadis)
Toplumun ihtiyacını karşılayacak kadar bir grup uzmanın bilmesinin yeterli sayıldığı ilimlere de farz-kifaye ilimler denilmiştir. Bir toplum tarafından insanların dinlerini öğrenecekleri öğretmenler, hastalarını tedavi edecek tıp mensupları, adaletle hükmedecek yargıçlar, yöneticiler, evlerini, köprülerini yollarını inşa edecek mühendisler; velhasıl ihtiyaç duyulan tüm meslek erbabı bilim ve fikir adamları yetiştirilmediği takdirde toplumun tamamı günahkâr sayılmıştır.
Buna göre, insanlığın ihtiyaç duyduğu; insan hayatını koruyan, sağlıklı, huzurlu bir yaşam sürmesini sağlayan tıp ilmi, mühendislik, bilgisayar, matematik, fizik, kimya, biyoloji, astronomi; verimliliğin, sağlıklı üretimin artırılmasını sağlayan tarım; tabiatın korunmasını sağlayan çevre bilimi, insanlığın hizmetine sunulduğunda uhrevi bir değer kazanır, öğrenilmesi, öğretilmesi kullanılması insanlık nazarında hizmete, Allah katında ibadete dönüşür. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (Hadis)
İslami gelenekte ilim özü itibarıyla güzeldir. Ancak sırf dünyevi menfaatin temin edilmesi; ahlaksızlığın, bencilliğin, zulmün, savaşın, şiddetin, fitnenin yaygınlaştırılması; silah ve uyuşturucu madde üretimi gibi sahibine, çevresine ve topluma zarar getiren; kibir, riya gibi başkalarına üstünlük taslamak amacıyla tahsil edilmesi kerih görülmüştür. Ahlaki olgunluğa dönüşmeyen, bireyin maneviyatını, ibadetini takvasını kötü yönde etkileyen; dünyaya ve ahirete fayda sağlamayan, boşa vakit öldüren her bilgi zararlı sayılmıştır. Bu bağlamda ilmin değeri insanlık ve birey için ne kadar faydalı olup olmadığı ile ölçülmüştür. Peygamberimiz s.a.v bu konudaki duası da “Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım. Şeklinde olmuştur.
Kur’an’ı Kerimde; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Buyurulmuştur. (Zümer, ayet 9) Ayette geçen “bilmek” kavramı; çok şey öğrenmeyi, zihinde birikmiş malumatın miktarını ifade eden bir kavram değildir. Kur'ân'ın ölçülerinde üstünlük bilginin amacı, niteliği; amele ve yaşam biçimine dönüşmesiyle ifade edilmiştir. Yani bileni bilmeyenden üstün kılan bilgi; insanı hakikate ulaştıran, müspet anlamda davranışlarını değiştiren; Allah’ın emirlerine yönlendiren, yasaklarından sakındıran; insana idrak, sorumluluk ve güzel davranış kazandıran bilgidir. “Allah katında sizin en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurat,13) Bu nedenle; kibirlenen, haksızlığı, adaletsizliği yaşam biçimine dönüştüren çok bilgiç insanın bilgisinden bilgisi sınırlı fakat bildiği hakikatleri samimiyetle yaşayan, adaletli, merhametli ve insanlığa faydalı olan bir insanın bilgisi daha üstündür.
Eğitimin amacı sadece bilen insan yetiştirmek değil, bildiği ile amel eden, bildiğini doğru yerde ve insanlığın hayrına kullanan insan yetiştirmektir. “İslâm’ın eğitim anlayışında ideal insan; çok bilen insan değil, bilgisi arttıkça sorumluluğu, ahlakı, hikmeti ve insanlığa faydası da artan insandır.”
Çağımızda sorun bilgi eksikliği değildir. Bugün geçmişe nazaran insanlık daha fazla bilgiye ve bilgi elde etme imkanına sahip olduğu halde; ahlaki yozlaşma, manevi tahribat, bencillik, aç gözlülük, haksızlık, vurgun, soygun, yalan, talan artıyorsa sorun; ilmin fayda sağlayacak şekilde öğretilmemesi, bilginin irfana dönüştürülmemesi, zihnen öğrenilen teorik bilgilerin kalp tarafından içselleştirilip ahlaka ve günlük yaşama yansıtılamaması sorunudur. Dolayısıyla günümüz insanının ihtiyacı yalnızca daha fazla bilgi değil, bilgiyi hayra yönlendirecek hikmet ve güzel ahlaktır. Hz. Peygamber’in (s.a.v) “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” Hadisi şerifi eğitim açısından çok güçlü bir mesaj taşımaktadır. Allah’ı tanımaya, hakikati aramaya, iyiliğe ve doğruya yönelmeye elverişli bir yapıda; fıtratı temiz olarak dünyaya gelen bir çocuğun zihni ve karakteri ailesi, çevresi, eğitimi, dili, kültürü ve içinde yer aldığı toplum vasıtasıyla şekillendirilmektedir. Anne-babadan, okuldan aldığı bilgi ve çevreden gördüğü etkenler çocuğun bu temiz fıtratının ya korunmasını ya da bozulmasına sebep olmaktadır. Çünkü çocuk, ailesinden ve okuldan aldığı eğitimin yanında çevreden, medyadan, akranlarından, dijital dünyadan ve toplumun iyi ya da kötü davranışlarından da sürekli etkilenmektedir. Çocukların fıtratını değiştiren değil, onu koruyup geliştiren bir eğitime ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü temiz doğan bir çocuğun temiz kalması, sadece çocuğun sorumluluğu değildir. Ailenin, öğretmenin, okulun, medyanın, toplumun ve yetişkinlerin ortak sorumluluğudur.
Fıtratın korunması; zihnin bilgiyle, bilginin hikmetle, ilmin irfanla, kalbin sevgiyle, vicdanın adaletle, davranışların güzel ahlakla, güzel ahlâkın karakterle buluşturulmasına karakterin güzel davranışa dönüştürülmesine; vicdanın duyarlı hale getirilmesine, sorumluk duygusunun, iyilik yapma iradesinin adalet arayışının geliştirilmesine ki, buda ancak faydalı ilim öğrenmeyi, iyi insan yetiştirmeyi önceleyen nitelikli bir eğitimle mümkün olabililir.
Nitelikli eğitim; ezbercilikten ziyade okuduğunu anlamayı, kavramayı, sormayı, sorgulamayı, araştırmayı ve problem çözmeyi merkeze alan akademik eğitimi; dürüstlüğü, doğruluğu, adaleti, merhameti, sabrı, sorumluluğu, emanete riayeti, saygıyı, sevgiyi hoşgörüyü, yardımlaşmayı, kul hakkına riayeti, haksızlık karşısında susmamayı önceleyen; kendisi için istediğini başkası için istemeyi, kendisi için istemediğini başkası için istememeyi davranışa dönüştüren bütüncül bir eğitim modelidir.
Çocuğun doğuştan getirdiği merak, temizlik, iyilik, sevgi, adalet duygusu ve hakikati arama, eleştirel ve özgür düşünme arzusunu dikkate alan; dijital dünyada doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan ayırt etme becerisi kazandıran ; psikolojik, sosyolojik, pedagojik ve ruhsal yönden beden ve ruh sağlığını koruyan; yeteneklerini keşfedip geliştiren; topluma karşı sorumluk duygusu aşılayan; çevre bilinci, üretme arzusu, çalışma disiplini, iş ahlakı, problem çözme, meslek becerisi kazandıran iyi insan, rol model birey yetiştirmeyi amaçlayan bir eğitim şeklidir.Nitelikli eğitimde öğrenilen ve öğretilenlerin yaşanması önemlidir. Güzel ahlak, çocuğa neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğretir. Güzel ahlakı nesil yetiştirmek için çocuklara iyi adam ol, doğru ol, dürüst ol, merhametli ol demek yetmez. Çocukları etkileyen şey sözden ziyade, annenin, babanın, öğretmenlerin, yöneticilerin ve büyüklerin söz ve davranışları ile iyi model olmaları; aileden, okula, okuldan çevreye çocuklar için güzel değerlerin yaşandığı bir ortamı ve çevreyi onlara sunmaları gerekir.
Çocuğa doğruluk öğretilip, yalan konuşulursa; adalet öğretilip haksızlık yapılırsa, merhamet öğretilip şiddet ve nefret dili kullanılırsa; kanaat öğretilip, israf ve tüketim körüklenirse, mahremiyetten bahsedip, görsel ve dijital ahlaksızlık sergilenirse; işte o zaman verilen eğitim sisteminin adı ne olursa olsun eğitimden istenilen sonucun elde edilmesi mümkün olamaz.
İslam’da eğitimin amacı sadece akademik alanda sınavlarda başarılı insan” yetiştirmek, bilgi ve beceri kazandırmak değildir. İslam’ın eğitim anlayışında nihai amaç; bunlarla birlikte bilen, bildiğini hayra dönüştüren, güzel ahlak sahibi, insanlığa faydalı insan yetiştirmektir. İnsanın aklı, karakteri, vicdanı, bedeni, sosyal ilişkileri ile birlikte sorumluluk duygusunu geliştirmek; dünyada mutlu huzurlu olmanın, ahirete kurtuluşa ermenin yollarını göstermektir
Eğitim-öğretim sistemimiz nitelikli eğitim veremiyorsa, iyi insan yerine sorunlu insan üretiyorsa ya sistemde ya öğretilen bilginin mahiyetinde ya öğretende ya da öğretme yönteminde ve yönetiminde sorun var demektir.
Mustafa KIR
İnsanı yaşatki devlet yaşasın. Bu düstur ile yetişen bilgili bireyler geleceği kurtaracaktır inşallah. Kalemimize sağlık kıymetli hocam. Güzel bilgiler ile donatılmış faideli bir yazı, Allah razı olsun
Tebrikler güzel bir yazı