Geçen günlerin birinde kadim bir dost içlenerek anlattı. Anlatmadı; yüreğindeki hüznü, kederi, derdi, tasayı, kaygıyı, endişeyi, hayal kırıklıklarını, kırgınlığı, yılgınlığı, yıkılmışlığı, çaresizliği, yalnızlığı boşalttı.
Hikâye kısaca şöyleydi: Dört kız evladın ardından yıllar sonra bir oğlu olmuş. Çok istediği oğlunun doğumunu sevinçle karşılamış. Bu, öyle böyle bir sevinç değil. Çifte kurbanlar kesip hayır hasenatta bulunmuş. Biricik oğlunu el bebek gül bebek büyütmüş. Bir dediğini ikiletmemiş. Hayatının her döneminde kendisine büyük ihtimam göstermiş. Yüzü asılsın, kaşı çatılsın, gönlü incinsin istememiş.
Son olarak biçare vaziyette “Ne okudu ne bir meslek edindi. Koca adam oldu, bir baltaya sap olamadı. Evden dışarı çıkmaz, yanımızda durmaz, iki kelime konuşmaz, yardım etmek için iş yerine uğramaz, sorumluluk yok, laf söyletmiyor, elimden bir şey gelmiyor, aciz kaldım…” dedi. Dünyaya taalluk eden ahvali gayet iyi olan, bu sahavet sahibi güzel insan “Onu sevmekten başka bir şey yapmadım.” cümlesiyle hikâyeyi bitirdiğinde gözleri dolmuştu. Her hâlinden üzgün olduğu belliydi ve bir baba ne kadar üzülürse o da o kadar üzgündü, hem de çok üzgün.
Elbette konuyla ilgili birtakım mülahazalarda bulunduk. Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Mevla görelim n’eyler, n’eylerse güzel eyler.” diyordu değil mi Tefviznâme’de? İnşallah mülahazalarımız hayır hasenata tebdil olur.
Bu hikâyenin pedagojik yönünü, bahane veya bahaneler bulup onlara sığınmayı; anne-çocuk, baba-çocuk, anne-baba ilişkilerini sorgulamayı bir tarafa bırakalım. Mevzu sadece bunlardan ibaret değil ki.
Biri çocuğunu okutmak istemiş ama okutamamış, okutamadığı için üzülüyor. Öbürü okutmuş ama iş bulamamış, iş bulamadığı için üzülüyor. Diğerinin çocuğu iş bulmuş ama huzur ve mutluluk bulamamış, ona üzülüyor. Bir diğeri evlendirememiş, ona üzülüyor. Öteki evlendirmiş ama boşanmış, ona üzülüyor. Kimi kılık kıyafetinden kimi alışkanlıklarından kimi tıraşından şikâyetçi.
Oysa bu mevzuda ilahi uyarılar var. “Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer imtihan vesilesidir. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Enfâl, 28) ve “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Tegâbün, 15). Bir de düstur mahiyetinde meşhur bir söz: “İnsan, sevdiğiyle sınanır.” Bilenler bilir.
Her şeye rağmen gözünden esirgediği evlatlarının istediği gibi olmadığından yakınanlar, kapıldığı kötülüğün pençesinden kurtarmaya çalışanlar, çalışıp da kurtaramayanlar, istikametini düzeltmek için her yolu deneyip düzeltemeyenler var. Odasından çıkmıyor, bilgisayarın başından kalkmıyor, cep telefonunu elinden düşürmüyor, ders çalışmıyor, gelecek kaygısı taşımıyor, hiçbir şeyi beğenmiyor, sözü dinlemiyor, yap dediğimi yapmıyor, yapma dediğimi yapıyor, vaktinde yatıp kalkmasını bilmiyor, karşımda yan gelip yatıyor, çalışmaya niyeti yok diye şikâyet edenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok… Şikâyet listesi uzadıkça uzuyor.
İmtihanlar sadece maldan, çoluk çocuktan yani eşten ve çocuklardan mı ibarettir? Elbette değil.
Varlık, yokluk, zenginlik, yoksulluk, hastalık, sağlık, doğum, ölüm, makam, şöhret, unvan, güzellik, çirkinlik, kardeş, arkadaş, akraba, dost, amir, memur, düşman, miras, para, kazanmak, kaybetmek, iflas, ağlamak, gülmek, iyilik, kötülük, ihanet, nefis, şeytan, kaza, bela, sahip olunanlar, sahip olunamayanlar, başa gelen olmaz işler… Hepsi birer imtihan.
Ne yapılırsa yapılsın başa gelen bazı hâllerde inan insanın elinden sabır, tevekkül ve duadan başka bir şey gelmez. Bu ahval, sadece günümüze mahsus değildir. İslam tarihi, peygamberler tarihi, dünya tarihi, insanlık tarihi, kısaca tarih bu ve benzeri hadiselerden bahseder.
Aşkla, şevkle, sevgiyle, güle oynaya, türlü fedakârlıklarla, öpüşe koklaşa başlayan evlikler bile günün birinde envaiçeşit acıyla sonlanıyor. Hatta canım diyenin elinde canından olanlar var.
Olanlar ve olmayanlar sayesinde yüzleştiğimiz hakikat şu: Dünya, imtihan dünyasıdır. Hayatta da, hâlde de, hakikatte de bu böyledir!
Özene bezene ekersin, ya sel alır ya yel; kaldıramazsın. Kaldırırsın da ambara koyamazsın. Koysan da ya çürür veya fare, karınca, kuş kurt kapar. Bazen tedbir, takdire mağlup oluyor.
Velhasılıkelam: Evdeki hesaplar uymaz çarşıya. Yıkılır köprü, geçemezsin karşıya.
Dünya imtihan dünyası. Kiminin sevinci kiminin yası.
Var mı itirazı olan?
Hz. Mevlâna, imtihan mevzusunda şu uyarıda bulunuyor: “İmtihan içinde imtihan vardır, derlen toparlan da küçük bir imtihanda kendini satma.”
Bu arada duayı unutmayalım değil mi? Allah, kimseye evlat acısı yaşatmasın. İmtihana duçar olanların sabır ve tevekkülünü ziyadeleştirip imtihanlarını kolay eylesin!
“Allah, kimseye evlat acısı yaşatmasın.”
Âmin âmin. Evladı güldürememek kadar zor bir şey yok. Dünyanın acımasız şartlarına karşı çocuklarımızı silahlandırmak yani onlara bilgi ve beceri kazandırmak ne büyük saadet. Maharet gerektiren bugünkü koşullarda onları mutlu edememek de bir o kadar büyük azap. Atalar boşuna dememişler “ata, evladın tahtını güzelleştiriyor da bahtını güzelleştiremiyor” diye.
“Dünya, imtihan dünyasıdır.”
Evet, dünya imtihan dünyası ama bazılarının imtihanı çok ağır geçiyor.
Mustafa Hocam teşekkür ederiz. Elinize kolunuza sağlık. Kaleminiz daim olsun.
Kaleminize ve dertli gönlünüze sağlık; “Dünya, imtihan dünyası” gerçeğini hayatın içinden o kadar yalın ve sarsıcı bir dille özetlemişsiniz ki, her satır adeta yüreğimizin ortasına konmuş bir merhem gibiydi. İnsanın insandan, evladın hayattan yana yaşadığı bu kadim sızıları bu kadar zarif bir tevekkülle buluşturduğunuz için çok teşekkür ederim.