Dil, bir toplumun hem anlaşma vasıtası hem de hafızasını, düşünme biçimini ve geçmişle kurduğu ilişkiyi taşıyan en önemli kültürel yapılardandır. Bundan mütevellit Cumhuriyet dönemindeki dil hareketini Türkçenin sadeleştirilmesi, araştırılması ve geliştirilmesi yönündeki büyük çabayla, öte yandan devletin yaşayan dile doğrudan müdahale ettiği uygulamaları birlikte görme marifetiyle değerlendirmeliyiz. Türkçenin sadeleştirilmesi düşüncesi...
Türkiye’nin iki asırlık yenileşme macerası, çoğu zaman “Batı’dan ne aldık?” sorusu üzerinden konuşuldu. Rahmetli D. Mehmet Doğan ise yönünü daha tedirgin edici bir başka soruya çevirdi: Batı’ya yönelirken kendimizden neleri bıraktık? Askerî yenilgilerle başlayan arayış nasıl oldu da dili, eğitimi, tarihi, kültürü ve insanın kendi toplumuna bakışını kuşatan zihniyet...
Geçenlerde güzel bir manzaraya bakıyordum. Gerçekten güzeldi. Hani insanın telefonunu cebinden çıkarmadan birkaç dakika durabileceği cinsten. Yanımdaki adam telefonu çıkardı. Manzarayı çekti. Sonra kendini çekti. Ardından manzarayla kendini çekti. Çektiği fotoğraflara baktı, birini beğenmedi, yeniden çekti. Sonra kısa bir video. Muhtemelen hikâyesi de hazırlanmıştır arkasından. Bunlar olurken manzaraya bakmaya devam ettim. Adam işini...
Her zamankinin aksine, belli bir amaç için değil de öylesine, alışkanlıktan, zaman geçirmek için ve yeni çıkan kitapları şöyle bir görmek için rastgele kitapçının kapısından girdiniz diyelim. Özellikle aradığınız, ilgi alanınıza giren ana konunun parçası bir kitap yok kafanızda, belli bir amacınız yok yani. Böyle anlarda bazen bir kitap gelip bizi bulur. Rafların önünde ağır ağır ilerlerken...
Hayatın daha bir zorlaştığı zamanlarda kurtuluşa erebilmek namına ilk önce kültür ve sanattan vazgeçmenin çıkış yolu değil de çözümün tıkanması olduğunu anladığımızda doğruyu bulmada en hayatî adımı atmış olacağız. Bu minvalde bize rehberlik edebilecek kitapların başında klâsik eserler gelir. Boşuna klâsik demiyorum bu nev’i kitaplara; onları hayatımızın farklı evrelerinde tekrar tekrar okumalıyız ki insan olma...
Pek aziz ve muhterem hocamız, mütefekkirimiz, Türkçemizin yılmaz savunucusu ve bekçisi D. Mehmet Doğan’ı sözlük hazırlayan, yakın tarih üzerine yazan, Türkiye Yazarlar Birliğini kuran çalışkan münevver diye anlatmak mümkündür. Söylenenlerin tamamı doğrudur; yine de bir şeyler eksik kalır. Hocamızın asıl büyüklüğünün, birbirinden kopmuş görünen kültür sahalarını aynı mesuliyet altında toplamasında...
Ülkemizde okuma alışkanlıklarına, yazar ve eser niteliklerine dair epeyce yazı yazdım. Bu çerçevede sistemin mühim ayaklarından yayıncılığı atladığımı hissettim. Halbuki yayınevinin içinde bulunduğu durum, yöntem ve teknikleri, davranışları da en az yazar ve okur kadar önemlidir. Bundan mütevellit bu yazımda meselenin yayıncılık boyutunu odağıma aldım. Haddizatında bende bu gözden geçirmeye...
Edebiyat tarihimiz son derece titiz çalışır aziz dostlar. Şairin şiirine bakmadan önce burnunu inceler. Doğduğu şehri nüfus müdürlüğüne sorar. Sofrada çatalı hangi eliyle tuttuğunu araştırır. Çocukluk yaralarını tespit eder. Kiminle küstüğünü öğrenir. Sonra bütün bu bilgileri özenle üst üste koyar ve şiire ulaşamayacak kadar yüksek bir duvar örer. Duvar tamamlanınca...
Ülkemizde düşüncenin ağır bedeller ödediği dönemlerde, kalemini sadece yazmak için değil, yol göstermek için kullanan nadir isimlerden biridir Ali Fuat Başgil. Hukukçu kimliğiyle devletin yapısını, aydın kimliğiyle toplumun ruhunu, öğretmen yönüyle ise gençliğin istikametini dert edinmiştir. Başgil’in yazdıklarında tecrübenin, mücadelelerin ve ahlâkî bir duruşun süzülmüş hali vardır. İşte bu yüzden Başgil’i okumak, bir zihniyetle, bir...
Kendisiyle dalga geçmeyi alışkanlık edinmiş biri şöyle düşündü: “Acaba bu kadar komik olmamın sebebi, aslında trajikomik bir karakter olmam mı?” Sonra kendi kendine cevap verdi: “Muhtemelen. Ama en azından bir karakterim.” İşte bu noktada, kendisiyle dalga geçebilmenin felsefesine varıyoruz. Bu, insanın kendi kusurlarını süper kahraman yeteneği sosunda kuşanmasıdır adeta: “Evet,...
Edebiyat ortamında en kolay kurulan cümlelerden biridir bu. Başta makul görünür bu hüküm, hatta terbiyeli, kültürlü, yerleşik bir kanaat gibi de durur icabında. Kim itiraz etse nankörlük ediyor sanılır. Oysa bu ifade, edebiyat alanının en yaygın konforlarından, beylik cümlelerindendir. İçinde yarım yamalak bir hakikat taşıyan, geri kalan kısmında kocaman bir...