eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Yusuf Alpaslan ÖZDEMİR

Öncelikle muallim. Selçuk Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa devam ediyor. Konya’da yaşıyor. Bir orta öğretim kurumunda Edebiyat Muallimi, yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayınlanan, yerel bir gazetede düzenli olarak kültür sanat sayfaları hazırlayan bir kul, bir okur-yazar.

    Gençlik ve Ahlâk: Bilginin Ötesinde Bir İnşâ Meselesi

    Ülkemizde düşüncenin ağır bedeller ödediği dönemlerde, kalemini sadece yazmak için değil, yol göstermek için kullanan nadir isimlerden biridir Ali Fuat Başgil. Hukukçu kimliğiyle devletin yapısını, aydın kimliğiyle toplumun ruhunu, öğretmen yönüyle ise gençliğin istikametini dert edinmiştir. Başgil’in yazdıklarında tecrübenin, mücadelelerin ve ahlâkî bir duruşun süzülmüş hali vardır. İşte bu yüzden Başgil’i okumak, bir zihniyetle, bir karakterle ve bir hayat tavrıyla karşılaşmaktır. Bu karşılaşmanın en sade, en doğrudan ve en samimi hali ise “Gençlerle Başbaşa” adlı eserinde kendini gösterir.

    Neden Hâlâ Okunmalı?

    Ord. Prof.Dr.Ali Fuat Başgil’in Gençlerle Başbaşa adlı güzide eseri, ülkemizde nesiller boyunca elden ele dolaşmış bir tür sessiz rehberdir. Üzerine çok konuşuldu, çok yazıldı; kimi onu bir ahlâk manifestosu gibi gördü, kimiyse nasihat tonunun ağırlığını tartıştı. Ama ilginç olan şuydu: Bu kitap, tartışmaların gürültüsünden çok daha sakin bir yerdedir. Bir odada, bir öğrencinin masasında, bir öğretmenin başucunda sayfaları hafif sararmış halde bekler. Ve her okunduğunda, çağ değişmiş olsa bile, aynı soruyu sorar: “Sen kendinle ne yapacaksın?”

    Sorunun hâlâ canlı olması, kitabın asıl meselesinin zamana bağlı olmamasından geliyor. Başgil’in derdi sistemlerle, ideolojilerle ya da politik akımlarla değil, insanın kendi içindeki dağınıklıkladır. Kitap boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkan irade, tembellik, kötü arkadaş, alışkanlık gibi kavramlar, birer soyut nasihatname olmasından ziyade insanın iç dünyasında dolaşan görünmez aktörlerdir. Başgil onları neredeyse roman karakteri gibi konuşturur. Tembellik sinsidir, arkadaş etkileyicidir, alışkanlık yapışkandır der. Bu dil, kitabı kuru bir öğütler hasılası olmaktan çıkarıp daha çok iç mücadelesi günlüğüne dönüştürür.

    Günümüzün hengâmeli eğitim ve öğretim ortamında‘Gençlerle Başbaşa’yı yeniden düşününce, özellikle irade vurgusu dikkat çekici bir şekilde güncellik kazanmaktadır. Son gelişmeler de bir kez daha doğruladı ki, dijital çağda insanın karşısındaki düşmanlar artık daha sofistike. Başgil’in kötü arkadaş dediği şey, bugün algoritmaların önerdiği içerikler/oyunlar olabilir. Sonsuz kaydırma hissi, bir tür modern tembellik biçimi aslında. O dönem kahvehane tasvir edilirken bugün ekranın ışığı gözümüzü alıyor. Fakatmekanizma, hakikat hep aynı, değişmiyor: insan, kendi dikkatini yönetemediğinde iradesini başkasına devrediyor. Merhum hocamız Başgil’in “irade terbiyesi” dediği şey, bugün dikkat ekonomisinin ortasında neredeyse hayatta kalma becerisine dönüşmüş durumdadır.

    Başarı ile mutluluk arasındaki mesafeye dair yaptığı ayrımkitapta dikkat çeken bir başka hususiyettir. Başgil, başarıyı kutsamaz, onu araç olarak görür. Bu yaklaşım, günümüzün performans odaklı kültürüyle yan yana getirildiğinde daha da anlamlı hale gelmekte. Bugün başarı, çoğu zaman görünürlükle, takipçi sayısıyla, hızlı yükselişlerle ölçülürken,Başgil’in çizdiği başarı tablosu ise daha içe dönüktür: düzenli çalışma, sabır, karakter. Bu ölçüler günümüz hız çağında neredeyse yavaşlık suçu gibi algılanabilirse de aynı zamanda tam da bu yüzden değerlidir. Çünkü hızlı olanın kalıcı olmadığı bir dünyada, onun önerdiği şey kök salmak olacaktır.

    ‘Gençlerle Başbaşa’ya eleştirel bir gözle baktığımızda, eserinyer yer didaktik bir tona yaslandığı açık. Okuyucuyu yönlendiren, doğruyu işaret eden, hatta zaman zaman dikte eden bir ses var. Şartlar değişti, gerçekler de. Modern okur, bu sesi bazen fazla tek yönlü bulabilir. Çünkü bugün bireysellik daha karmaşık, hayat yolları daha çeşitlidir. Herkes için tek bir doğru istikamet/yol fikri, günümüz düşüncesine biraz dar gelebilir. Ayrıca başarıyı büyük ölçüde bireysel çabaya bağlayan yaklaşım, toplumsal koşulların etkisini geri plânda bırakıyor. Halbuki bugün biliyoruz ki, insan sadece iradesiyle değil, içinde bulunduğu yapılarla da şekillenir.

    Burada ilginç bir kırılma noktası var. Başgil’in yazdıkları, tam da bu eleştirilerle birlikte yeniden mânâ kazanıyor. Çünkü o aslında bir sistem teorisyeni değil; bir iç disiplin yazarı. Onun derdi, dünyayı değiştirmekten önce insanın kendini toparlaması. Bundan mütevellit bu kıymetli eseri bugüne taşırken onu birebir kopyalamak yerine, bir çekirdek fikir olarak düşünmek daha verimli olacaktır: İnsanın kendi üzerinde çalışması. Bu fikir, hangi çağda olursa olsun, bir şekilde geri dönüp bizi buluyor.

    Kitabın öngörülerine gelince, burada şaşırtıcı bir süreklilik dikkat çekicidir. Başgil, gençlerin dağınıklığından, rehbersizliklerinden, çalışma yöntemini bilmemekten söz eder. Bugün üniversitelerde yahut dijital platformlarda dolaşan gençlik manzarasına bakıldığında, bu tespitlerin hâlâ geçerli olduğu görülüyor. Bilgiye erişim hiç bu kadar kolay olmamıştı ama odaklanmak da bu kadar zor olmamıştı. Başgil’in “nasıl çalışılacağını bilmemek” diye tarif ettiği sorun, bugün “nasıl odaklanılacağını bilmemek” şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu açıdan bakıldığında, kitap bir geçmiş metni değil, farklı bir dilde yazılmış güncel bir problem analizi gibi okunabilir.

    Neticede “Gençlerle Başbaşa” bir dönemin ürünü olsa da,sadece o döneme ait değildir. İçinde biraz eski zaman kokusu, biraz öğretmen ciddiyeti, biraz da samimi bir endişe taşıyor. Fakat bütün bunların altında daha sade bir şey var: insanın kendi kendine verdiği sözleri tutabilme meselesi. Bu mesele,ne teknolojiyle eskiyor ne de zamanla çözülüyor.

    Kitabı yine yeniden okuduğunuzda içinizde küçük bir huzursuzluk kaldığını hissedeceksiniz benim gibi. Sanki biri gelip masanın kenarına oturmuş ve sessizce şunu söylemiş gibi: “Bütün bu gürültünün içinde, sen gerçekten ne yapıyorsun?” Bu soru rahatsız edici gelebilir ama belki de Gençlerle Başbaşa’nın asıl kudreti tam burada yatıyordur, kim bilir?

    Bazı eserler cevap vermez, sadece insanın kendi cevabından kaçmasını zorlaştırır.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.