YÖK, 03.01.2023 tarihinde pedagojik formasyon eğitiminin işleyişini değiştiren bir karar aldı. Yeni karara göre pedagojik formasyonun; eğitim fakültesi dışında okuyan ve Talim ve Terbiye Kurulunun 20/02/2014 tarihli ve 9 sayılı Öğretmenlik Alanları, Atama ve Ders Okutma Esaslarının ekinde yer alan alanlar için örgün eğitimde ve öğretim süresi içinde (2.3. ve 4.sınıflarda) alınabileceğini belirtti. Bu tür bölümlerden mezun öğrenciler için ise iki seçenek koydu: Birincisi halen yürürlükte olan ve eğitim fakülteleri tarafından düzenlenen Pedagojik Formasyon Sertifika programının devam edeceğini, ikincisi ise enstitülerde Öğretmenlik Mesleği Tezsiz Yüksek Lisans programının açılabileceğini belirtti. Yine bu üç tür programın uzaktan öğretimle de verilebileceğini belirtti. Lafı hiç dolandırmadan söylemek gerekirse, kuşkusuz, külliyen yanlış bir karardır. Ancak bu yanlış karar, bu konuda ilk defa verilen bir yanlış karar değildir, defalarca bu yanlış yapıldı.
Bu yanlışın ikide bir yapılma nedeni, Türkiye’nin öğretmen yetiştirme sistemi diye bir sisteminin olmamasıdır. Böyle bir sistemimiz olmadığı gibi böyle bir derdimiz de yok. Öğretmen yetiştirme sistemimizin olmaması nedeniyle bu tür değişikliklerle siyasetin gölgesinde eğitimcilik oynamaya devam ediyoruz. Getirilen veya halen uygulanan pedagojik formasyon programının müfredatına değinmeye gerek bile yok. Öğretmenlik uygulamasını iki dönemden bir döneme düşürülmesi gibi müfredat üzerinden yahut uzaktan öğretimle verilmesi gibi yöntemler üzerinden meseleye yaklaşmak yanlıştır. Öğretmenlik uygulaması, sistem böyle kaldığı sürece, değil iki dönem, sekiz dönem de olsa değişen bir şey olmaz. Ayrıca kimi dersler, özelliği itibariyle uzaktan da verilebilir. Sorunu veya çözümü buralarda aramak doğru değil.
Bizim sorunumuz genel olarak yükseköğretim, özel olarak ise öğretmen yetiştirme sorunudur. Her ikisinin başat problemi ise plansızlık ve programsızlıktır. Ülkemizde MEB’in ihtiyaç duyduğu 94 çeşit öğretmenlik alanı var. Bunun en fazla 25 tanesi eğitim fakültelerinden karşılanmaktadır. Diğerleri fen, edebiyat, insani bilimler, ilahiyat, sağlık bilimleri, turizm, güzel sanatlar gibi diğer fakültelerin mezunlarından karşılanmaktadır. Bu şartlar altında eğitim fakültesi hocalarının, öğretmen sadece eğitim fakültesinde yetişir /yetişmelidir diskuru gerçekçi değil. O halde ne yapılmalıdır?
Şahsımın öğretmen yetiştirme üzerine olan önerilerimin yer aldığı yazı şu linkte 09.10.2022 tarihinde yayınlanmıştı. https://www.maarifinsesi.com/ogretmen-yetistirme-sistemi-uzerine/ Ancak gerek YÖK’ün gerekse MEB’in devrimci bir ruhla dört başı mamur bu tür önerileri hayata geçirmeye mecalinin olmadığı ortada. Bu nedenle bu olumsuz şartlar içerisinde bir öneri sunmak gerekirse; hiç olmazsa bunu şöyle yapmak da fayda var:
Her üniversitede, MEB’in ihtiyaç duyduğu bu 94 alandan mezun olan ve öğretmen olmak isteyenlerin sınavla alındığı, 2 yıl boyunca süren ve tek işi eğitim fakültesi dışındaki alanlardan mezun olanlara eğitim verecek olan bir “eğitim enstitüsü” açmak ve bu alanlardaki öğretmenlerin yetişmesini buradan sağlamaktır. Bunun adına ister tezsiz yüksek lisans programı veya tezli yüksek lisans programı yahut pedagojik formasyon programı denilsin, önemli değil. Elbette enstitüyü bitirip öğretmen olmak, eğitim fakültelerine göre süresi uzun olacaktır. Yani hem 4 yıllık kendi fakültelerini bitirecekler, ardından 2 yıl boyunca eğitim enstitüsünü bitirecekler. Böylelikle eğitim fakülteleri okul öncesi, ilkokul ve ortaokul düzeyine öğretmen yetiştirirken; eğitim enstitüleri ortaöğretim düzeyine öğretmeni yetiştirmiş olacaklar.
Eğer öğretmen yetiştirme sistemi, bu ve benzer şekilde sistemli, planlı ve programlı bir düzen içerisinde gerçekleştirmezse, şimdi olduğu gibi, kalitesizliğin önü iyice açılacak, niceliğin egemenliği devam edecektir. Türkiye’de öğretmen yetiştirme sistemi kangren olmuş vaziyettedir. Pansuman tedbirlerle veya palyatif bakımla bu mesele çözülemez. Sadece çözüyormuş gibi yaparız ama meseleyi çözmüş olmayız. Özgün bir çözüm mümkündür. Yeter ki çözümü politikanın kaygan zemininde aramayalım.