İsmet Özel seksen iki yaşına girdi. Yaşı vesilesiyle sosyal medyada şiirlerinden, konuşmalarından, eski televizyon programlarından kısa kesitler yeniden dolaşıma girdi. Bir kısmını izledim. Yıllar önce söylenmiş sözleri bugün yeniden dinlerken insanın dikkatini yalnızca söyledikleri değil, söyleyiş biçimi de çekiyor. Çünkü İsmet Özel sadece konuşmuyor; söylediği sözün arkasında duruyor. Hatta bazen sözün arkasında değil, önünde duruyor.
İsmet Özel şairliğiyle savaşan bir adam. Şiiri de konuşması da üslubu da insana bir direnme, karşı koyma, hatta saldırma gücü veriyor. Buradaki saldırı başkasına değil; insanın kendi ezberine, kolay kabullerine, konforlu yalanlarına karşı bir saldırı. Bu yüzden onu okuyan veya dinleyen insan her zaman ikna olmaz ama çoğu zaman rahatsız olur. Özel’in dili insanı bulunduğu yerde rahat bırakmaz. Bazen öfkelendirir, bazen itiraz ettirir fakat nihayetinde insanı kendi zihninin karşısına diker.
Bu sebeple İsmet Özel’in özellikle gençler üzerindeki etkisini yalnızca şairliğiyle açıklamak eksik kalır. Mesele şiirlerini sevmek veya düşüncelerine katılmak da değildir. Burada, bir insanın başka bir insanda kendi hayatını, tercihlerini ve kabullerini yeniden düşünme ihtiyacı doğurması gibi başka bir şey var. Esasında insanın bildiklerine yeni bilgiler eklemekten önce, bildiğini sandığı şeylerle arasına mesafe koyabilmesi; kendisine öğretilenleri tekrar etmekten önce, onların gerçekten kendisine ait olup olmadığını sorabilmesi bir eğitimdir.
Bu bakımdan İsmet Özel’e eğitimci denilebilir. Fakat “eğitimci” sözü de onu anlatmaya yetmiyor. “Sosyal eğitimci” dense hiç olmaz. Böyle kavramlar İsmet Özel’i açıklamaktan çok ehlileştirir. Oysa onun yaptığı ehlileştirmek değil, uyandırmaktır. İnsanı mevcut dünyaya daha iyi uyum sağlayacak hâle getirmek yerine, uyum sağladığı dünyanın ne olduğunu sorgulamaya zorlamaktır. Eğitim insanı yalnızca hayata hazırlıyorsa bir şey eksik kalıyor demektir; insanı, hazırlandığı hayatın nasıl bir hayat olduğunu sormaya da hazırlamalıdır.
İsmet Özel’in kitaplarının adlarına bakmak bile bunu görmeye yeter: Üç Mesele, Zor Zamanda Konuşmak, Taşları Yemek Yasak, Surat Asmak Hakkımız, Tehdit Değil Teklif, Neyi Kaybettiğini Hatırla, Waldo Sen Neden Burada Değilsin?Bunlar yalnızca kitap adı değil sanki. İnsana yöneltilmiş sorular, ihtarlar ve çağrılardır. Mesele edinin, konuşun, hatırlayın, nerede durduğunuza bakın, gerektiğinde surat asın ve size sunulan dünyayı olduğu gibi kabul etmeyin. Özel’in kitaplarında yaptığı şey de büyük ölçüde budur. Okuyucusuna yeni ve rahat bir yer göstermekten çok, onun oturduğu yeri rahatsız eder.
Şiirinde de böyledir. Evet, İsyan‘dan Cinayetler Kitabı‘na, oradan Erbain‘e uzanan şiir dünyasında karşımıza uslu bir şair çıkmaz. Şiir, İsmet Özel’de yalnızca estetik bir uğraş değildir. Hayata müdahaledir. İnsanın dünyadaki yerini yoklayan, onu kendi varlığına çağıran bir müdahale. Belki şiirlerinin genç insanlarda bıraktığı kuvvetin kaynağı da buradan gelir. Okuyucusuna yalnızca güzel dizeler vermiyor; kendisine ait bir hayatı olup olmadığını da sorduruyor.
Üstelik İsmet Özel’in kendi hayatı da düz bir çizgi değildir. Fikrî hayatındaki büyük değişimler bunun en açık göstergesidir. Fakat belki tam da burada üzerinde durulması gereken başka bir şey var. Duruluk. Duruluk, insanın ömrü boyunca aynı şeyleri söylemesi değildir. Bazen insanın dün söylediğini bugün sorgulayabilmesi, yıllarca taşıdığı bir düşünceyi gerektiğinde karşısına alabilmesi de zihinsel duruluğun işaretidir. Eğitim de insanı bir fikre çivilemek değil, gerektiğinde kendi fikrini bile sorgulayabilecek bir zihne kavuşturmaksa İsmet Özel’in fikrî serüveni bu bakımdan ayrıca düşünülmeye değer.
Bugünkü eğitim anlayışımızın güçlü taraflarından biri insana uyum sağlamayı öğretmesidir; zayıf taraflarından biri de yine budur. Çocuğun okula, öğrencinin programa, gencin mesleğe, yetişkinin hayata uyum sağlamasını isteriz. İyi öğrenci kendisinden bekleneni bilir, başarılı insan sistemin yollarını tanır. Nereden gidileceğini, hangi kapının nasıl açılacağını öğrenir. Bunların hepsi gereklidir. Fakat eğitim yalnızca uyum üretirse bir müddet sonra insan yetiştirmek yerine mevcut düzenin ihtiyaç duyduğu insan tipini yetiştirmeye başlar.
İsmet Özel ise uyumu bozar. Onun eğiticiliği belki tam burada başlar. Çünkü bazı insanlar bilgi vererek, bazıları örnek olarak, bazıları ise huzurumuzu bozarak öğretir. İsmet Özel üçüncülerdendir. Onu okuduğunuzda mutlaka yeni bir bilgi öğrenmezsiniz; fakat bildiğinizi sandığınız şeyden şüphe etmeye başlayabilirsiniz. Kullandığınız kelimeleri kimden aldığınızı, doğru bildiklerinizi neden doğru bildiğinizi, itiraz edemediğiniz şeylere niçin itiraz edemediğinizi düşünürsünüz. İnsan bazen yeni bir cevap öğrendiğinde değil, eski cevabıyla yaşayamaz hâle geldiğinde öğrenmeye başlar.
Bugünün insanının önemli meselelerinden biri de budur. Düşünememekten çok, kendi düşüncemizle kendimize öğretilmiş düşünceyi birbirinden ayıramıyoruz. Çok şey biliyor, çok şey okuyor ve çok şey söylüyoruz; fakat söylediklerimizin ne kadarının bize ait olduğunu pek sormuyoruz. Üstelik bazen mesele hakikati bilmemek de değil. Bildiğimiz şeyi söylemenin bedelinden çekiniyoruz. Üniversitede başka, bürokraside başka, dost meclisinde başka konuşuyoruz. Kelimelerimizi doğru olup olmadıklarına göre değil, başımıza ne getireceklerine göre seçiyoruz. “Doğru olan nedir?” sorusunun önüne giderek “Bunu söylersem ne olur?” sorusu geçiyor.
İsmet Özel’in duruluğu böyle bir zamanda anlam kazanıyor. Duruluk derken yumuşaklıktan söz etmiyorum. Özel’in dili yumuşak değildir; bazen sert, bazen kırıcı, bazen insanı kendisinden uzaklaştıracak kadar köşelidir. Ama bulanık değildir. Ne demek istediğini saklamak için kelimelerin arkasına sığınmaz. Herkesin kendisine göre bir anlam çıkarabileceği, kimsenin itiraz etmeyeceği kadar yuvarlatılmış cümleler kurmaz. Çağımızın pek sevdiği “hem öyle hem böyle” diline tenezzül etmez. Çünkü bugün sözün önündeki büyük engellerden biri cehalet değil, hesaptır. İnsan bazen ne düşündüğünü bilmediği için değil, düşündüğünü söylediğinde ne kaybedeceğini bildiği için susuyor.
Fakat tam burada bir ayrım yapmak gerekiyor. İsmet Özel’i hakikatin sahibi ilan etmek başka, onun hakikatle kurduğu ilişkiyi önemsemek başkadır. Onun söylediklerinin tamamının doğru olduğunu, her sertliğinin cesaret, her itirazının haklılık, her yalnızlığının hakikat uğruna ödenmiş bir bedel olduğunu söylemek mümkün değildir. İnsanın yanlışı da ısrarlı, tutarlı ve cesur olabilir. Bir insanın yalnız kalması onun mutlaka haklı olduğunu göstermediği gibi, çoğunluğa karşı çıkması da kendiliğinden hakikatin tarafında olduğunu göstermez.
Zaten İsmet Özel’in eğiticiliğini söylediklerinin doğruluğunda aramıyorum. Beni ilgilendiren daha çok, bir insanın inandığı şeyle hayatı arasındaki mesafeyi mesele edinmesidir. İsmet Özel bize hakikatin ne olduğunu öğretmiyor belki; hakikat diye bildiğimiz şeyin hayatımızda bir karşılığının bulunup bulunmadığını sorduruyor. Çünkü insanın doğru bildiği şey ona hiçbir şey yaptırmıyor, hiçbir şeyden vazgeçirmiyor, hiçbir yerde durmaya mecbur etmiyorsa bilgi ile hakikat arasındaki farkı yeniden düşünmek gerekir.
Buradan eğitime dönelim. Eğitim yalnızca doğruyu öğretmek değildir; doğru bilindiğinde onunla ne yapılacağını da öğretmektir. Hakikati bilmekle hakikat karşısında bir konum sahibi olmak aynı şey değildir. İnsan çok şey bilebilir, çok kitap okuyabilir, iyi okullarda eğitim görebilir ve bildiklerinin hiçbirinin gereğini yerine getirmeyebilir. Hatta eğitim bazen insana hakikate yaklaşmanın imkânlarını vermek yerine, bildikleriyle kendisini daha maharetli biçimde savunmanın yollarını da öğretebilir. O hâlde eğitimin kadim sorusu hâlâ önümüzde duruyor: Nasıl bir insan yetiştiriyoruz?
Her ortama uyum sağlayabilen bir insan mı, gerektiğinde bulunduğu ortama itiraz edebilen bir insan mı? Kendisine sunulan seçenekler arasından en iyisini seçebilen mi, gerektiğinde seçeneklerin kendisini sorgulayabilen mi? Başarının yollarını bilen mi, başarı diye önüne konulan şeyin gerçekten değerli olup olmadığını sorabilen mi? Konuşmayı bilen mi, yoksa söyleyecek sözü olan mı? Bunlar birbirini dışlayan şeyler değil elbette. Fakat ikinciler olmadan birinciler insanı maharetli kılabilir, sahici kılmayabilir.
İsmet Özel’in gençler üzerindeki etkisini biraz da burada aramak gerekir. Genç insanın yalnızca bilgiye ihtiyacı yoktur. Dünyanın tamamlanmış ve tartışılmaz olmadığını gösteren insanlara da ihtiyacı vardır. Başka türlü düşünmenin, başka türlü yaşamanın ve gerektiğinde yalnız kalmanın mümkün olduğunu görmesi gerekir. Belki bugün İsmet Özel’e dönüp bakan bazı gençlerin onda buldukları şey de budur. Her söylediğine katıldıkları, hatta her söylediğini anladıkları için değil; karşılarında kendilerine benzemek için uğraşmayan bir adam gördükleri için. Alkışa göre cümle kurmayan, kabul görmek için düşüncesinin köşelerini törpülemeyen, zamanın ruhuna uyabilmek için kendi sözünü küçültmeyen bir adam.
Bu başlı başına eğiticidir. Çünkü insan yalnızca nasihatle yetişmez, şahitlikle de yetişir. Bazı insanların bize öğrettiği şey “şunu yap” değildir; bir insanın kendi sözüyle yaşayabileceğini göstermeleridir. Bir öğretmenin öğrencisine bırakabileceği en kuvvetli şey de bazen anlattığı bilgilerden çok, doğru bildiği şey karşısındaki duruşudur. İnsan sözü unutabilir ama sözün arkasında duran insanı kolay kolay unutmaz.
Bu yüzden İsmet Özel için “hakikat eğitimcisi” demek geliyor içimden. Fakat bu ifadeyi, hakikati elinde bulunduran ve onu başkalarına öğreten biri anlamında kullanmıyorum. Hakikat eğitimcisi, insanın hakikatle arasındaki mesafeyi fark ettiren kişidir. Bildiğimizle yaşadığımız, düşündüğümüzle söylediğimiz, söylediğimizle yaptığımız arasındaki mesafeyi görünür kılar. İsmet Özel’in savaşçılığı da burada anlam kazanıyor. Onun savaşı yalnızca dışarıdaki dünyaya karşı değildir; insanın içine yerleşmiş teslimiyete, ezbere, rahatlığa ve kendini kandırma kabiliyetine karşıdır.
Dinlemek için tıklayınız:
“İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı” diye başlayan Amentü’yü okuduğumda yıl 1974’tü.
Yıl, 2026. Hâlâ Amentü’yü aynı duygularla okuyorum. İsmail Hocam, İsmet Özel ve genç okur ilişkisini çok iyi yakalamış. Güzel bir yazı, her zamanki gibi.