Bugün öğrencilerimiz Yükseköğretim Kurumları Sınavı(YKS) için ter döktü. Ülkemize, çocuklarımıza hayırlı olsun. Türkçe sorularında dikkatimi çeken iki hususu burada belirtmek isterim. İlki kuralların asıl Türkçe öğretiminin önüne geçmiş olması ve anlam alanını oluşturan soruların medeniyet tasavvur, talim ve tefekkürümüzle bir bağ oluşturamıyor oluşuydu. Hangi medeniyet, hangi mazi, nasıl bir gelecek konusunda çocuklarımızda bir fikir ve zihni arka plan oluşturmaktan mahrum bir Türkçe soru muhtevası gördüm.
Bu durum temel bir eğitim meselesi olmaya devam etmektedir.
Türkçe ve anadili öğretimi demek yazım kurallarının öğretimi demek değildir. Türkçe demek; bir Türkçe kültürü, Türkçe anlam dünyası ile bize medeniyet perspektifi çizen konuşma ve yazma dünyası demektir. Bunun da yolu Türkçeyi iyi kullanan yazar ve şairlerin kullandığı, halkın lisanında yaşayan Yunus Emre’nin kodlarını yazdığı Türkçe’yi konuşmak, yazmak ve hayatının her alanında yaşatmaktan geçer. Karacaoğlan’ın Dede Korkut’un Ömer Seyfettin’in kullandığı Türkçeyi öğrenmekten ve bilmekten geçer. Kutatgu Bilig’den zamanımıza temrinler ulaştırabilmekten geçer. Ahmet Cevdet Paşa’yı okuyup zamanımıza doğru bir tasavvur inşa edebilmekle bir Türkçe kültürü oluşturabiliriz.
Tanpınar’ın, Yunus Emre’nin, Mehmet Akif’in, Kemal Tahir’in, Banarlı’nın, D. Mehmet Doğan’ın, Ahmet Kabaklı’ın anlam ve medeniyet dünyasına yolculuk yaptırmayan Türkçe ancak sömürge ülkesinin dili olabilir. Hani bir zamanlar Fen Bilgisi kitaplarında yazan bir su tanımı vardı. ”Renksiz, kokusuz kolloid bir sıvıdır” diye. Bütün renk, eda ve iklimini kaybeden neslin Türkçesiyle yetişen eğitimden tam da böyle kimliksiz, omurgasız, meselesiz ve gerçeksiz bir nesil yetişir. Bu durum da zihin işgaline sebep olur. Bir zamanlar bir YÖK başkanı ”Türkçe ilim dili olamaz” şeklinde temennisini tespit yerine koyan bir hezeyanda bulunmuştu. Türkçe’nin en zengin birikimini neslimize öğretmek yolunda dünyanın ve hakikatin bilgisi ile temas etmekten alı koymaktı bu sömürgeci anlayışın asıl hedefi…
Sahih Türkçe’yi öğretme hedefimize, çocuklarımızın sınavlarının dili de dahildir.
Fasılların asılların önüne geçtiği, kuralların Türkçe diye ikame edildiği bir anlayış Türkçe’yi öğretmek değildir.
Dilbilgisi zamanımızda ‘dil’in bilgisinin yerini aldı.
Bu haliyle eğitim sistemimizde arıza devam edecek demektir. Türkçeyi yoluna koymadan eğitimi yoluna koyamayız!
BİR MİLYON KİŞİNİN BARAJI aşamadığı, YEDİ YÜZ bin kişinin hiç matematik sorusu işaretlemediği sonuçları BEKLER olmaya devam ederiz!
Ayrıca bu çarpık TÜRKÇE anlayışı ile akademi/üniversite kuramayız, ilim yapamayız, dünya çapında eser verecek bir edebiyat adamı yetiştiremeyiz, çocuklarımıza yabancı dil öğretemeyiz!
Çare; asgari cumhuriyet dönemi metinlerini anlayıp kavrayacak, kelime kadrosu zenginliğine erişecek bir ana dili öğretimi hedefini benimsemek. Edebiyat, kültür ve maarif adamlarımızdan dil teravetini çocuklarımıza benimsetip sevdirecek metin örneklerini, eğitim sistemimiz içindeki bütün metinlere yaymaktır.
Türkiye Türkçe’si sömürge dili değildir. 21. asrın ve geleceğin dünya, ilim ve medeniyet dilidir.
Ehline duyurulur efendim.
Sağlıcakla kalınız.
Üstadım, dilinize sağlık. Ülkenin uzun yıllardır yaşadığı bir meseleye parmak basmışsınız.
Maalesef, ülkemizde dil, bilhassa yöneticiler tarafından sahipsiz, öksüz ve yetim bırakılmıştır. “Dilsiz bir millet” haline dönüştürülmeye çalışılan koca medeniyetlerin kurucusu Türk Milleti, bu oyunla bölünüp parçalanmak istenmektedir.
Teşekkür ederim. Türkçe Diksiyon eğitiminde İstanbul Türkçesini hedefleriz.
Kalemine kelamına,
Hayranım meramına
Selamlarımla Teşekkürler