İnsanlık tarihinin hangi döneminden geçiyoruz ya da geçmişteki altın çağa mukabil bir ihtimal daha var mı? Bazen altın çağı atide ararken mazide kaybettiğimizi anlıyoruz. Asude ve mutlu günleri gelecekte ararken geçmişte kaybettiğimizi görüyoruz. Ayrıca herkesin asrı saadeti de kendisine. Müslümanların asrı saadeti Hazreti Peygamber (SAV) döneminde yaşanmıştır. Maziden uzaklaştıkça da kara günler ve karamsar günler çökmüştür. ‘Bir ihtimal daha var’ dedikleri gibi hadisler bir parlak atiden, gelecekten ve Müslümanların ikinci asrı saadetinden bahsediyor. Bu arada ara devrelerden de bahsedebiliriz. Siyah beyaz arasındaki renkler cümbüşünün yaşandığı yarı saadet dönemleri. Ya da nim fetret dönemleri. Karamsar dönemler arasına serpilmiş, sıkışmış, sızmış renkli dönemler. Nitekim Hasan el Basri Haccac’dan sonra Ömer Bin Abdulaziz’ın gelişini bu şekilde yorumlar. Teneffüs devresi. Şayet bu devreler olmasa insanlar manen solar, umutsuzluğa kapılırdı. Umudu ayakta tutmak için ara dönemlerde renklenme kaçınılmazdır. Hayat siyahtan ibaret olsa insanlar karamsarlığa gömülür ve kapılırdı. Bunun için insanların mutlaka umut kırıntılarına tutunmaları gerekir. Mutlak umutsuzluk dinin müjdelerine de ters düşüyor.
Bazen ara dönemler ya da çöl içinde vahalar olur. Bu ikinci bir menzile kadar insanlara dayanma gücü bahşeder. Herkesin mukabil devreleri de vardır. Kemalistlerin de 27 yıllık bir altın devrinden bahsedilir. Sonrasında iki taraf da alacalı bir döneme girmiştir. İslami kesimler çok renkli bu dönemde yeniden umuda kapılmışlardır. Alaca devre iki taraf içinde çekişmeli geçmiştir. Bu dönemde İslami kesimler yine de biraz olsun nefes almışlardır. Onlar için bir asrı saadet olmasa bile asrı saadetin gölgesi sayılabilir. 1950 ve 1970’li yıllar İslami kesimler açısından nispeten asude günler olmuştur. Yeni bir asrı saadet ihtimali belirmiştir. Daha sonraki dönemi fitnelerin gölgesinde geçirmişlerdir. Ara devredeki heyecan nispeten yatışmıştır. İdealizmin yerini realizm ve gerçekçilik almıştır. Bu da onları ideallerden koparmasa bile uzaklaştırmıştır. Heyecanlar biraz solmuş ve yatışmıştır.
1950 sonrası İslami kesimler için altın devre değil teneffüs devresidir. Elbette bir final dönemi ve ikinci bir asrı saadet beklentisi de vardır. İslam tarihini icmal eden hadisler doğrudan ikinci hilafet dönemine de temas ederler ve şöyledir: “Nübüvvet içinizde Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olacaktır. Bu da Allah’ın dilediği kadar devam eder; ardından Allah onu da -dilediği zaman- ortadan kaldırır. Sonra ısırıcı bir saltanat olur. O da Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldırır. Daha sonra ceberut bir saltanat olur; o da Allah’ın dilediği kadar devam eder, ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur.”(bk. Ahmed b. Hanbel, 4/273).
Ertuğrul Özkök de hem kendi zaviyesinden hem de gazetecilik zaviyesinden altın çağı irdelemiştir. Vardığı sonuç şudur: “
MEDYANIN ALTIN ÇAĞI NE ZAMANDI
Graydon Carter’ın şu sözünü hiç unutmuyorum:
“İçinde yaşarken bir “Altın Çağ’ı” asla fark edemezsiniz. O ancak her şey bittikten sonra bir ‘Altın Çağ’ olur.”1990’lar bütün dünyada ve Türkiye’de medyanın altın çağıydı. Onun altın çağ olduğunu ancak şimdi fark ediyoruz.
THAT WAS A GOOD, VERY GOOD TIME
Ben Bradlee’nin dediği gibi…
“That was a good life…”
Yani iyi bir hayattı.
Evet öyleydi ve aynı zamanda bir “Altın Çağ’dı…”
Kıymetini ancak şimdi anladığımız bir “Golden Age…”
Renkli, üretken, paradigma kırıcı…”
Eğlenceli yani….
Öyle günlerdi işte…”
Belli ki bahse konu dönemlerde kitleler ideolojik çabanın ve gayretin lezzetini almışlar ve mutluluğunu yaşamışlardı.
Geriye baktıkça özlem ile yad ediyoruz. İslami kesimler açısından bir ihtimal daha var.
Mustafa Özcan