eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Yusuf Alpaslan ÖZDEMİR

Öncelikle muallim. Selçuk Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisansa devam ediyor. Konya’da yaşıyor. Bir orta öğretim kurumunda Edebiyat Muallimi, yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde yazıları yayınlanan, yerel bir gazetede düzenli olarak kültür sanat sayfaları hazırlayan bir kul, bir okur-yazar.

    Karşıtlıklardan Hakikate Kemal Tahir’in Düşünce Evreni

    Cumhuriyet sonrasında fikir dünyamızın üzerinde en çok tartışılan isimlerinden biri kuşkusuz Kemal Tahir’dir. Onu sağcı ya da solcu olmakla suçlayanlar da, ideolojik kamplaşmaların dışında büsbütün başka bir yere koymaya çalışanlar da çok oldu. Oysa bütün bu tartışmaların ötesinde Kemal Tahir’i anlamanın yolu, ne onu bir kalıba sokmaktan ne de düşüncesini taraflardan birine zimmetlemekten geçer. Kemal Tahir her şeyden önce yaşadığı toprağı, insanını, geçmişini ve geleceğini dert edinen; romancılığı ve düşüncesiyle Türkiye’nin kaderini kendine mesele edinmiş bir yazardır. Onun yazdıklarına yakından bakan herkes, ideolojik etiketlerin ve kolaycı sıfatların yetersiz kaldığını, Tahir’in asıl kaygısının bu ülkenin hakikati olduğunu hemen fark eder. O, ne Batı’nın önüne serilmiş hazır reçetelerin izinden koşmuş bir taklitçi ne de kendi toplumunun gerçekliğini yok sayan bir yabancılaşma temsilcisidir. Aksine, bu toprakların tarihsel birikimini, insan malzemesini, devlet geleneğini, köylüsünü, aydınını, dramını ve imkânlarını anlamaya çalışan; Türkiye’yi kendi iç mantığıyla kavramaya uğraşan, o uğraşı yazıya dönüştürürken de büyük romancıların safında yer almış bir kalemdir.

    Bir Ülkenin Hikâyesi: Kemal Tahir’in Türkiye’si

    Bu nedenle Sezgin Çevik’in onun romancılığını Dostoyevski, Faulkner ve Goethe gibi ustalarla kıyaslayan sözleri boşuna değildir. Çünkü Kemal Tahir’in büyüklüğü yalnızca iyi bir romancı olmasında değil; Türk insanının dramını dünya ölçeğinde bir roman diliyle ifade edebilmiş olmasındadır. Romanları Türk insanının devletiyle, toprağıyla, tarihiyle ve kaderiyle olan ilişkisini anlamaya çalışan bir iç yolculuk niteliği taşır. Hele ki Devlet Ana, yalnızca bir imparatorluğun kuruluşunu değil; Osmanlı’nın “kerim devlet” fikrinin nasıl doğduğunu, Anadolu insanının dayanışma biçimlerinin ve dünya tasavvurunun neye yaslandığını gösteren bir başyapıttır. Kemal Tahir burada Batı’nın ceberut devlet anlayışının karşısına, bu topraklarda doğmuş olan bambaşka bir devlet fikrini koyar. Bu tavır onun ne Batıcı aydının ezberine sığdığını ne de ideolojik kutupların basit tariflerine uyduğunu açık eder. Devlet Ana’nın tarihsel derinliği ve romancı sezgisi, yazarın hem bir geleneği yeniden düşünme cesaretini hem de Türk toplumunun köklerini kavrama konusundaki ısrarını gösterir.

    Aynı ısrar, Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan İkinci Meşrutiyet’e, oradan Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan büyük dönüşümünü anlattığı “Yorgun Savaşçı – Kurt Kanunu – Yol Ayrımı” üçlemesinde de görülür. Yüzbaşı Cemil’in gözünden bir imparatorluğun çöküşünü, ordunun dağılmasını, aydınların dağınıklığını ve yeni bir devletin doğuş sancılarını anlatırken Kemal Tahir, her satırda “bu ülke nasıl kurtuldu?” sorusunun cevabını arar. Tanzimat’la başlayan Batılılaşma çabasının yanlışlarını, iyi niyetli fakat gerçeklikten kopuk taraflarını gösterirken asıl meseleyi hep aynı noktaya bağlar: Türkiye ancak kendi gerçekliğini anlayarak ayağa kalkabilir.

    Benzer bir kavrayış, “Yediçınar Yaylası – Köyün Kamburu – Büyük Mal” üçlemesinde de köylünün dünyasını merkez alır. Kemal Tahir, Batı toplumlarını açıklamak için kurulmuş sosyolojik kavramların Anadolu köyüne uygulanamayacağını, ATÜT tartışmalarının da bu toprakların gerçekliklerini kavramakta eksik kaldığını roman diliyle anlatır. Devlet ile köylü arasındaki ilişkiyi, üretim tarzının iç dinamiklerini, otorite boşluğunun neye yol açtığını, köylünün dünyaya nasıl baktığını derin bir gözlemle işler. Onun romanları akademik bir teoriye malzeme üretmek için değil; hayatın içindeki hakikati görünür kılmak için yazılmıştır.

    İstanbul’un işgal yıllarını anlattığı Esir Şehir romanlarında ise aydının hal-i pür melâli çıkar karşımıza. Kâmil Bey örneğinde Osmanlı’nın son dönem aydınını anlatırken Tahir aslında Cumhuriyet aydınına da bir uyarı gönderir. Kâmil Bey’in cesaretiyle karışık çaresizliği, kafa karışıklığı ve sorumluluk almaktan kaçışı yalnızca bir dönemin değil, Türkiye’nin aydın tipi olarak geleceğe de sarkan bir “ibret portresi”dir. Bu nedenle Kemal Tahir’i okumak, bir dönemi anlamaktan çok daha ötesidir; bir zihniyetin sürekliliğini, bir toplumun aydınlar eliyle düştüğü ve düşebileceği çıkmazları da gösterir.

    Bütün bu eserlerin arkasında güçlü bir düşünce adamı olarak Kemal Tahir vardır. 

    Kemal Tahir hakkında doğru fikirlere ulaşma, doğru anlama ve hüküm vermesi bakımından en temel kaynaklarımızdan biri de Kurtuluş Kayalı’dır. Ömrünü Türk düşünce hayatına, Kemal Tahir’e adadığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz Kayalı, örnek ve güvenilir, ehil, çalışkan bir aydın portresi çizer Kemal Tahir’e ve diğer kıymetlilere yaklaşımında.

    Kurtuluş Kayalı’ya göre Kemal Tahir’i anlamak, Türkiye’de düşüncenin nasıl üretilebileceğine dair bir imkânı kavramak demektir, Tahir’in büyüklüğü, sadece tarihsel konulara eğilmesinden değil; Türkiye’de çok az aydının cesaret edebildiği derinlikte, toplumun kendi iç mantığını kavramaya çalışmasından gelir. Kayalı, Kemal Tahir’in düşüncesini herhangi bir ideolojinin gölgesine yerleştirmenin onun hakikat arayışına haksızlık olduğunu söyler. Çünkü Tahir’i belirleyen şey, o dönemin moda tartışmaları ya da kamplaşmaları değil; Türk toplumunun ne olduğu, neyi taşıdığı ve gelecekte ne söyleyebileceği üzerine yürüttüğü ısrarlı düşünmedir. Bu nedenle Kayalı için Kemal Tahir’i okuyan herkes, kendi ufku ölçüsünde bir şeyler kavrar; fakat Tahir’in fikrî hacmi, okuyucusunun ufkuyla sınırlanamayacak kadar geniştir. Yazarın gücü de zaten tam bu noktada, Türkiye’yi kendi kavramlarıyla açıklama cesaretinde ortaya çıkar.

    Kayalı, Kemal Tahir’in Türk aydınının zaaflarını en iyi teşhis eden isimlerden biri olduğunu vurgular. Aydının konuşkan fakat düşüncede derinleşemeyen yapısını, dışarıdan hazır fikirlerle avunmasını, kendi toplumuna mesafesini ve gerçeklikten kopuşunu Tahir romanlarının merkezinde görür. Ona göre Kemal Tahir’i anlamayan aydınların temel sorunu, düşünmeyi bir zihinsel emek değil, bir gösteriye dönüştürmeleridir. Bu nedenle Tahir, birçok aydını bir dönem “çarpmış”, yani onları sarsmış; fakat bu sarsıcı yüzleşmeye cesaret edemeyenler kolayca eski güvenli ezberlerine geri dönmüştür. Kayalı’ya göre Tahir’in asıl kıymeti burada saklıdır: Türkiye’nin çelişkilerini konuşmakla yetinen değil, o çelişkilerin derin mantığını çözmeye çalışan bir entelektüel olması. Kemal Tahir’i anlamak, Kayalı’nın gözünde bir romancıyı değil, Türkiye’nin zihinsel haritasını yeniden kurmaya çalışan bir düşünce adamını kavramaktır.

    Türkiye’yi Anlamanın Yolu Kemal Tahir’e Yeniden Bakmaktan Geçer

    Bu büyük romancı ve düşünce adamımız hakkında başka ‘usta’ların yazdıklarını da kısaca hatırlamakta fayda görüyorum.

    Oktay Akbal, Kemal Tahir’in Türk romanına getirdiği esas yeniliği “insanı ve toplumu kendi iç yasalarıyla düşünme cesareti” olarak niteler. Ona göre Tahir, Anadolu insanını acıma duygusuyla değil, kendi gerçekliği içinde kavramaya çalışan nadir yazarlardandır; bu nedenle onun romanlarında bir toplumun hem çilesi hem de direnci aynı anda görünür.

    Berna Moran, Kemal Tahir’i Türk romanının düşünsel kurucu isimlerinden biri sayar. Romanlarının yalnızca tarihsel bir dekor olmadığını, düşüncenin romanın dokusuna sinmiş bir yöntem hâline geldiğini belirtir. Moran’a göre Tahir, “tarihi romanlaştıran değil, romanı tarihle birlikte düşünen” bir yazardır.

    Metin Erksan, Tahir’in düşünce derinliğinin ve tutarlılığının Türk sinemasına bile yön verecek kadar güçlü olduğunu söyler. Onun için Kemal Tahir, Türkiye’nin modernleşme sancılarını kavramak isteyen herkesin başvurması gereken bir kaynaktır; çünkü Tahir, Türkiye’nin çelişkilerini estetize etmez, bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.

    Yalçın Küçük, Kemal Tahir’in Türkiye’nin özgün tarihsel gelişimini kavramakta benzersiz bir katkısı olduğunu vurgular. Ona göre Tahir, Batı’nın tarih şemalarını Türkiye’ye yapıştırmanın beyhudeliğini erken fark eden ve bu topraklara has bir tarihsel okuma geliştiren ender aydınlardandır.

    İsmet Özel, Kemal Tahir’i “Türkiye denen meselenin yazarı” olarak anar. Tahir’in en büyük başarısını, Türkiye’yi anlatma iddiasının bir edebî macera değil, varoluşsal bir sorumluluk hâline gelmesinde görür. Özel’e göre Tahir’in romanları, bir milletin kendi kendisine soramadığı soruları cesaretle sorar.

    Cemil Meriç, Kemal Tahir’in düşünce hayatımızdaki yerini “kendi hakikatinin peşinde koşan” yazarlar sınıfına koyarak işaret eder. Meriç’e göre Tahir, ne Doğu’ya ne Batı’ya sığınmış; kendi ülkesinin kendine mahsus gerçeğini keşfetmeye çalışan nadir kalemlerden biridir.

    Murat Belge, Kemal Tahir’in tarihî meseleleri ele alırken kullandığı yöntem üzerine durur: Ona göre Tahir, tarihe romantik bir nostaljiyle değil, sosyolojik bir dikkatle yaklaşır. Bu yönüyle onun romanları Türkiye’nin modernleşme sorunlarına dair eşsiz bir laboratuvardır.

    Niyazi Berkes, Kemal Tahir’in Osmanlı-Türk devlet geleneğine dair analizlerini ciddiye alınması gereken özgün bir düşünsel çaba olarak değerlendirir. Tahir’in devlet-toplum ilişkisine dair gözlemleri Berkes’e göre türünün neredeyse tek örneğidir: derin, yerli ve tarihsel olarak tutarlı.

    Sonuç olarak; bugün hâlâ Kemal Tahir üzerine tartışmalar bitmiyorsa bunun sebebi, onun herhangi bir tarafın sloganına sığmayan genişliği ve derinliğidir. O, her ne kadar herkes tarafından farklı okunmuş olsa da ortak bir gerçek değişmez: Kemal Tahir, bu toprakların hakikatini kendi gözleriyle görmek isteyen, Türkiye’nin varoluş şartlarını roman denen büyük yapı içinde yeniden düşünmeye çalışan, kalemiyle vatanına borcunu ödemeye çalışan bir yazardır. Bu yüzden eserleri ne modaya, ne ideolojiye, ne de dönemsel tartışmalara bağlıdır; asıl gücünü bu coğrafyanın derinliklerinden alır. YUSUF A. ÖZDEMİR

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.