Görgüyle, edeple büyüyen insan nasıl da belli eder kendini girdiği ortamda öyle değil mi? Oturması, konuşması, hitabı, üslubu, en önemlisi de verdiği tepkileri ile karşıda nasıl birinin olduğunu bilirsiniz.
Sağlık camiası bu açıdan çok fazla çeşitliliğin olduğunu görebileceğiniz bir yerdir. Çünkü orada acı vardır. İnsan en çok açlık ve hastalık durumlarında tepkilerini kontrol etmekte zorlanır. Çünkü en çok bu zamanlarda kendimizi aciz hissederiz. İnsanın elinden bir şey gelmediğini görmesi,bizlerin tavırlarına yansır. Bu bizlere ya kul olduğumuzu hatırlatacak, insanın başkasına muhtaç olduğunu, muhtaç olmayanın sadece Allah olduğu bilincini hatırlatacak ve ona sığınıp, yardım arayışına girmemize vesile olacaktır. Yahut nefsine yenilip, kibre ve öfkeye kapılacaktır. Burada insanın özü dışarı yansıyacaktır.
Şimdi, sağlığın tanımını yine hatırlatmak istiyorum.
Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre sağlık; yalnızca hastalık veya sakatlığın olmaması değil, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Bu tanım sağlığın sadece biyolojik değil, aynı zamanda zihinsel ve toplumsal boyutları olan bütüncül bir kavram olduğunu gösterir.
Bu tanımdan yola çıkarak, sizlere şunu vurgulamak istiyorum. Sağlık çalışanları da, tıpkı hastaneye başvuranlar gibi birer insan ve ihtiyaçları var. Öncelikle bu aklımızın bir köşesinde dursun isterim.
Bir doktor ya da hemşirenin sizlerin gördüğünden çok daha fazla yükü mevcuttur. Kişi o an, sadece kendisinin ihtiyacı olduğunu, önemli olduğunu, acil olduğunu düşünebilir, bu çok normaldir. İnsan her zaman önemsenmek isteyen bir varlıktır. Lakin arka planda bekleyen birçok hasta ve yapılması gereken birçok iş mevcuttur. Sizler o an sadece kendiniz ile alakalı konuya odaklanmış iken; bir hemşire, doktorun profesyonel çerçeveden bakarak diğer konuları da halletmesi gerekmektedir.
Aile yaşantısı üzerinden örnek vermek gerekirse şu şekilde açıklanabilir. Evin içerisinde yapılması gereken birçok iş mevcuttur. Bu işleri yaparken aile bireylerinden birinin sürekli olarak alınacak, gidilecek, yapılacak listelerini düzenlemesi tespit etmesi belli bir süre sonra yapan kişide, bütün işi kendi yapmasa bile, zihin yorgunluğuna neden olacaktır.
Sağlık içerisinde de bu böyledir. Orada hemşire sadece tansiyon ölçüp, kan almamaktadır. Doktor sadece reçete yazıp, sonuçları kontrol etmemektedir. Sağlık sistemi büyük bir organizasyonun olduğu bir cemiyettir. Ve orada çalışanlar da birer insandır. O yüzden eleştiri yaparken, eleştiri ile hakareti karıştırmamak gerekir.
Hamile bir hemşireyi hastamı çekmek zorundasın, ne işe yararsın demek eleştiri ya da yardım talebi değildir. Yan oda da, kalbi duran biri ile ilgilenen hemşireyi çevirip şekerime bakmadın, yemek saati geçiyor demek uyarı ya da yardım talebi değildir. Kaç saattir gelmedin, ne biçim doktorsun demek eleştirmek ya da sitem etmek değildir. Doktoru da döveriz, hemşireye de hakaret ederiz, bizim vergimizle maaş alıyorsunuz, bizlere hizmet vermek zorundasınız, aileni çok düşünüyorsan buraya gelmeseydin, doktor/hemşire olmasaydın sözleri ihtiyaçların karşılanmasınısağlamayacaktır. Duygu, düşünce ve endişeleri bu şekilde ifade etmek doğru birer iletişim tekniği değildir. Ve iletişimde kopukluğa ya da gerilmelere neden olacaktır.
Bu tür davranışlar sağlığın tanımındaki “tam bir iyilik hali” durumunu karşılamamaktadır. Burada asillikten bahsedemeyiz, özde kaybedilmiş bir şeyler var demektir. Özü tamamlamak, çözüm üretmek, işleri kolaylaştırmak için insan önce kendinden başlamalıdır. Sadece fiziksel olarak yeterli olmak yerine ruhen ve sosyal olarak da iyi olmaya yönelmeliyiz. Suyu, çiçeği, gülmeyi olaya sadece maddesel boyutta bakmayı bırakıp, manevi olarak da kendimizi ve karşı tarafı doyurmalıyız. Her anlamda iyi olmaya uğraşmak gerekiyor.
Velhasıl bir elma çürük diye, bütün poşeti çöpe atmak da insan davranışıdır. Elmanın çürük kısmını temizlemekte insan davranışıdır. Poşetin içinden o elmayı çıkarıp atmakta insan davranışıdır. Ama hangisini yapılacağı ise elmanın değil kişinin karakterinize kalmış bir iştir. Asil azmaz, bal kokmazmış…
Meğer ömür koca bir yalan, bir tatlı Hülya imiş.
Baki kalan bu kubbede, bir hoş sada imiş…
Kalemine sağlık