İnsan, beşer bazen şaşar… Hepimiz dünyaya geldiğimiz an itibariyle bir yolda yürümeye başlıyoruz. Yaşadığımız her an bir şeyler öğrenmeye, hayattan ders almaya mecburuz. Önümüze çıkan fırsatlar ile kendi yolumuzu belirlemeye uğraşıyoruz. Bu yolculuk esnasında doğru yolu seçmekte ise en güzel öğretici, ahlak kavramını yolun her aşamasında kullanmaktan geçiyor.
Bir psikoloğun paylaşımında, “ Çayın içine sinek düştü. Sinek öldü, bense çayı içemedim” yazıyordu. Altına yapılan açıklama ise okları insanın kendine yöneltmesi doğrultusundaydı. Bu senaryoda biz bazen çay, bazen çayı içen, bazense sineğin kendisi olabiliyoruz. Kimse ben sinek olamam/ olmam demesin, hepimiz başkasının hayatlarına dokunuyoruz ve nasıl etki bıraktığımızı bilemiyoruz. Yani bazen beşer olmanın hakkını verip şaşıyoruz. Bu durumlarda yola devam ederken güzel ahlak devreye girmelidir. İğneyi kendine de batırabilmelidir.
İğneyi kendine batırma işi tabi ki kolay olmayacaktır. Çünkü insanoğlu hayatında sadece mantık ile değil, duyguları ile ilerlemeyi sever. Fakat yaşam yolu, ikisini de dengeye getirdiğinde herkes için anlam kazanmaya başlar. Yani sadece yaşamak, kendi hayatın devamlılığını sürdürebilmekten ziyade, en azından etki ettiğimiz çevremize yararlı olma adına kararlar verilebilmelidir. Bu kararları verirken, sinek olmamaya dikkat etmemiz gerekmektedir. Kendimiz için doğru seçimleri yapmaya uğraşırken, başkaları için zorlaştırıcı olmamak gerekiyor. Bunu yapabilmenin en güzel yolu ise değiştirilmiş olsa bile diğer 3 kitap ve Kuran da geçen, en çok vurgu yapılan kavram güzel ahlaktan geçiyor.
“Emrolduğun gibi dosdoğru ol” Hud süresi 112. ayetteki gibi, hem sözlerde hem de yapılan davranışlarda verilen kararlarda hakkaniyetli, şeffaf ve dosdoğru bir duruş sergilemek öğütlenir. Bir hukuk fakültesi mezuniyet töreninde bu pankartın açıldığı haberlerini anımsarsınız. Bir hukukçunun, bir öğrencinin, bir bireyin adalet yemini ettiği bu günde böyle bir pankart açması, böyle bir bakış açısı sergilemesi umut vericidir. Olayın dinle bağlantı kurularak tepki verilmesini ise anlamlı bulmuyorum. Yurt dışı ülkelerden, yabancı yazarlardan örnekler verip, alkışlamak kadar doğal olduğunu düşünüyorum. Burada içeriğe bakılması gerektiğini ve bir gencin hukuk yolculuğunda dünyanın birçok yerinde referans alınan kutsal bir kitaptan örnek verilmesi onur vericidir. Bu iş hayatına başlayacak bir bireyin güzel ahlak ile yola başladığının göstergesidir.
Güzel ahlaklı olmak kişinin sadece kendisini kurtarmaz. İnsan etkileşim halinde olan bir varlıktır. Dokunduğumuz, baktığımız, gülümsediğimiz, konuştuğumuz her insanda bir iz bırakırız. Bu izler kimi zaman kötü, kimi zamansa iyidir. Güzel ahlaka sahip olan kişi ise gittiği yere güzellikler götürür. Çayın içine düşen sinek değil de, temiz bir gül yaprağı olsaydı; çayın görüntüsü güzelleşecek, kokusuna hoş bir koku geçecek, ne çayı içen bundan rahatsız olacak nede gülün sonu hüsran ile bitecekti.
Fakat dikkat etmemiz gereken bir ayrıntı, çayın içindeki sinek değil, ama gül olmak yeterli mi? Çayı içen gül sevmiyorsa? Bunu hiç düşündük mü? Bazen sadece gül olmak yeterli olmuyor. İşte bu durumlarda güzel ahlak devreye girmelidir. Evet, bazen çok güzel bir gül olunabilir. Dikenlerine rağmen kokusuna, duruşuna, rengine âşık olunabilir. Ama gülün değil, lalenin seçilmesi gülden bir şey eksiltmez. Ahlak devreye girdiği zaman, insan ne kendi onuruna zarar verir, ne gül olduğu için pişmanlık duyar; ne de karşı tarafı lale sevdiği için suçlu konumuna düşürür. Birbirine zarar vermeden yan bahçede herkes kendi alanında mutlu olabilir. Yaşam bunu gerektirir. Mutlu olmak bazen basit kurallara, çizgilere, sınırlara dayanır.
Gelişimin, olgunlaşmanın, güzel ahlakın başlangıcı ve sürdürebilirliği ise ailede başlıyor. Aile dediğimiz yapının ahlaki değerler çerçevesinde kararlar alması, çocukların bu değerler ile büyümesini sağlamak bu sınırların çizilmesinde büyük rol oynuyor. Güzel ahlak ile büyüyen her çocuk, kendine, ailesine, yakın çevresine ve belki de geldiği konum itibariyle tüm ülkeye örnek birer vatandaş, yararlı bir insan haline geliyor.
Bunu matematik ve fizik bilimleri altındaki kaos teorisinde bulunan kelebek etkisi gibi düşünebiliriz. Sistemdeki en ufak bir başlangıç değişkeninin, zamanla devasa ve öngörülemez bir sonuç doğuracağını ifade etmektedir. İnsanoğlu için hatta doğa, belki de evrendeki diğer varlıklar için en önemli faktör aile olarak görülüyor. Bu yüzden sürekli kendisini geliştiren, ahlaki ve etik değerleri olan bireyler olmaya ve gelişen ahlaki değerlere sahip olan çocuklar yetiştirmeye mecburuz.
Başta da ifade edildiği gibi, “insan, beşer bazen şaşar” doğrudur. Fakat bizler yolu bozuk olan taraftan değil, doğru olan taraftan seçmekle yükümlüyüz.
Bana “Yolun’ seç” diyorlar
Bozuk yolu seçer miyim?
(Eğri eğri, doğru doğru)
“Seçemezsen geç” diyorlar
Ben yolumdan geçer miyim?
(Eğri eğri, doğru doğru)
…