eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Nurcan ŞARLAYAN

İlk, orta ve lise eğitimini Kırıkkale'de, Üniversite Eğitimini Gazi Üniversitesi Meslekî .Eğitim Fakültesi'nde tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetim alanında Tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. "Estetik Eğitim" isimli tezi, aynı konuda yayımlanmış yazıları ve "Eğitimde Nezaket" adlı kitabı bulunmaktadır.

    İnsanın Güzelliği, Dilin Zarafeti

    Bir medeniyeti anlamak için önce saraylarına, meydanlarına ve yüksek yapılarına değil; insanlarına bakmak gerekir.

    Nasıl konuşuyorlar?

    Birbirlerine nasıl hitap ediyorlar?

    Yaşlısına yol verirken yüzlerinde ne var?

    Bir emaneti taşırken ne hissediyorlar?

    Çocuklarına hangi kelimeleri öğretiyorlar?

    Ve hangi kelimeleri artık kullanmıyorlar?

    Dil, insanın içinden dışarıya açılan ilk penceredir. Bir insanın kelimeleri, onun dünyaya bakışının göstergesidir. Manası incelmiş kelimelerle düşünen ve konuşan insanın halinde de bir incelik belirir.

    Bir milletin dili, asırlar boyunca biriktirdiği hafızadır. İçinde sevinçlerini, acıları, duaları, hikayeleri, görgüsü, irfanı ve hayata karşı geliştirdiği tavırları taşır. Bazı kelimeler vardır ki yalnızca bir nesneyi ya da davranışı anlatmaz; bir hayat anlayışını içinde saklar.

    Mesela, “Edep” kelimesi sıradan bir kelime değildir. Yalnızca terbiye etmeyi ifade etmez. İnsanın kendisini bilmesini, haddini gözetmesini, bulunduğu yere ve karşısındaki insana göre davranmasını barındırır. “Vefa”, yalnızca sadakat değildir. Hatırlamaktır. Unutmamaktır. İyiliği üzerinden zaman geçse de kıymetli bilmektir. “İrfan”, yalnızca bilgi değildir. Bilginin insanın haline dönüşmesidir. “Muhabbet”, yalnızca sevgi değildir. Karşısındakini kendisi kadar kıymetli görebilmektir.

    Kelime yalnızca ses değildir. Kelime, mananın barınağıdır. Bir kelimeyi hayatımızdan çıkardığımızda, onunla birlikte yaşattığı hissiyatı da kaybederiz. Mesele geçmişte kullanılan her kelimeyi bugüne aynen taşımak değildir. Mesele, kendi dilimizin asırlar boyunca oluşturduğu zenginliğin kıymetini bilmektir.

    Bir zamanlar kendi dilimizin içindeki kelimelerden uzaklaştık. Bugün ise kendi kelimelerimizin yerine yabancı kelimeleri koymayı modernlik sanıyoruz. Oysa kendi dilinden uzaklaşarak başka bir dünyanın mensubu olunmaz. İnsan yalnızca kendi sesini kaybeder.

    Bir çocuğun kullandığı kelimelere bakarak ona nasıl bir dünya bıraktığımızı görebiliriz. Çünkü dil yalnızca geçmişten bize kalan bir miras değildir. Çocuklarımıza bıraktığımız medeniyetin ilk malzemesidir.

    Dil yaşadığımız toplumun aynasıdır. İnsan neye inanıyor, neyi seviyor, neye hürmet ediyor, neyi güzel buluyorsa zamanla onu yaşadığı yere de taşır. Dil bu taşımanın en güçlü ögesidir.

    Bir insanın dünyaya bakışı, elinin işine karışır. Elinin işine karışan ruh ise zamanla yaptığı esere, ardından yaşadığı şehrin ruhuna dönüşür. Özellikle tarihi şehirlerimizin bugün hala güzel görünmesinin sırrı biraz da burada saklıdır.

    Bir eser ortaya koyarken kendisinden sonra gelecek insanı düşünmek…

    Belki estetiğin en derin tarafı tam da burada başlar. Çünkü estetik yalnızca güzel görünmek değildir.

    Ahlakın görünür hale gelmesidir.

    İçeride ne varsa dışarıya yansır ve bir iz bırakır. İnsanın zarafeti diline, dilinin zarafeti ilişkilerine, ilişkilerinin zarafeti yaptığı işe, yaptığı işin zarafeti de yaşadığı şehre yansır. Bu yüzden estetik ile ahlak birbirinden ayrı düşünülemez. Bir insanın edebinde ne kadar ölçü varsa, estetik anlayışında da o kadar ölçü vardır.

    Edep, insanın kendisini sınırlayabildiği yerde başlar. Estetik de çoğu zaman bu ölçünün görünür halidir. Bir binanın her tarafını süslemek onu güzel yapmaz. Bir cümlenin her kelimesini ağırlaştırmak onu derin yapmaz. Bir insanın çok konuşması onu bilgili yapmadığı gibi, bir şehrin çok gösterişli olması da onu güzel yapmaz.

    Güzellik, fazlalığın içinde değil; yerini bilen şeylerin uyumunda ortaya çıkar. Bu yüzden sade ile zarif birbirine düşman değildir. Sadelik yoksulluk olmadığı gibi, gösterişsizlik de değersizlik değildir. Zarafet biraz kendini geri çekebilmek; her şeyi göstermek istememektir. Her sözü söylememek; her yere kendini yazmamaktır.

    İnsan neyi güzel buluyorsa zamanla ona benzemeye başlar. Güzelliği yalnız gösterişte arayan insan gösteriş üretir. Güzelliği incelikte arayan insan incelik üretir. Güzelliği faydada arayan insan eser üretir. Güzelliği iyilikte arayan insan ise iz bırakır.

    Her nesil kendisine bırakılan dünyayı biraz daha güzelleştirebilir. Ya da biraz daha hoyratlaştırabilir. Bize düşen, bize bırakılan güzelliği yalnız seyretmek değildir.  Bize bırakılan dünyayı biraz daha güzelleştirmek; kendi dilimizin kıymetini bilerek onu yeniden sevmek… Kelime hazinemizi genişletmek…Çocuklarımıza yalnız doğru konuşmayı değil, güzel konuşmayı da öğretmek…Bir başkasına hitap ederken kullandığımız kelimenin onun gönlünde nasıl bir iz bırakacağını düşünmek…

    Yaptığımız işi yalnız tamamlamak değil, hakkını vermek…

    Bir emaneti hakkıyla taşımak…

    Hayatın en küçük ayrıntılarında bile bir zarafet payı bırakmak…

    Çünkü insan geçer.

    Eser kalır.

    Ve bir gün bizden geriye kalanlara bakacak olanlar, belki ne kadar konuştuğumuzu değil, nasıl bir güzellik bıraktığımızı soracaklar.

    O gün cevabımızı yalnız yaptığımız binalar vermeyecek. Kullandığımız kelimeler de verecek. Yetiştirdiğimiz çocuklar da. Çünkü her şey yine insanda başlar.

    Önce insan güzelleşir.

    Sonra sözü.

    Sonra hali.

    Sonra eseri.

    Sonra şehri.

    Ve bir gün bütün bunlar bir medeniyetin yüzüne dönüşür. Sözünü güzelleştirmesiyle… Kendi dilini sevmesiyle…

    Bir başkasının hakkını gözetmesiyle…İşini özenle yapmasıyla…

    Ve güzelliğin yalnız seyredilecek değil, yaşanacak bir şey olduğunu anlamasıyla…

    Ve belki bir gün, bizden çok sonra bir çocuk o şehrin bir sokağında yürürken kendisine hiç kimsenin anlatmadığı bir şeyi hisseder:

    “Burada güzel insanlar yaşamış, bizlere güzel eserler bırakmış…Onlar güzeli gerçekten sevmişler.”

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.