Modern eğitim anlayışı, “Bak, arkadaşın nasıl çalışıyor”, “Kardeşin senden daha başarılı”, “Filancanın çocuğu şunu yaptı” gibi mukayeselerin çocuğun şahsiyetini zedelediğini söyler. Bu hükmün haklı olduğu yerler var. Ne var ki her doğru söz gibi sınırı aşılınca başka bir yanlışa dönüşebilir. Çünkü insanı hiç kimseyle mukayese etmemek, onu korumak kadar ölçüsüz bırakmak anlamına da gelebilir.
İnsan hudâyinâbit değildir. Kendi kendine, kendi ölçüsünü kurarak yetişmez. Bir aileye doğar, bir kültürün içinde büyür, bir dil ile düşünür. İyiyi iyi insanlarda, cesareti cesur insanlarda, çalışkanlığı çalışanlarda görür. İnsan bazen ne kadar yürüdüğünü ancak kendisinden daha fazla yürüyene bakınca fark eder. İnsan biraz da başkasına bakarak kendisini tanır.
Esasen toplumsal hayatın önemli bir kısmı mukayesedir. İnsan bilgisini, terbiyesini, çalışmasını, hatta sabrını farkında olmadan başkalarıyla ölçer. Çok çalıştığımızı düşünürken daha çalışkan birini, çok bildiğimizi zannederken daha bilgili birini görürüz. Başkası bazen insan için aynadır. O aynaya hiç bakmayan insan, zamanla kendisi hakkındaki kanaatini hakikatin kendisi zannetmeye başlayabilir.
Bu sebeple insanın zaman zaman boyunun ölçüsünü alması gerekir. Burada asıl mesele mukayesenin nasıl yapıldığıdır. Mukayese insanı yontmamalı, budamalıdır. Yontmak, eldeki malzemeyi dışarıdan belirlenmiş bir şekle sokmaktır. Budamak ise ağacın tabiatını bozmadan daha sağlıklı ve gür gelişmesine imkân vermektir. İyi mukayese insanı başkasına benzetmez; kibrini, rehavetini ve kendisi hakkındaki yanlış kanaatlerini budar. Onu başka biri yapmaz, daha iyi hâline gelmesine yardım eder.
Modern birey anlayışının açmazlarından biri de budur. Bireyin sınırlarına saygılı olmak, çocuğun şahsiyetini incitmemek elbette kıymetlidir. Ne var ki bu hassasiyet öylesine genişlemiştir ki çocuğa yön vermek, eksikliğini göstermek veya yanlışını söylemek bile zaman zaman şahsiyetine müdahale sayılmaktadır. Bireye saygı diye diye bireyin budanması zorlaştırılmıştır. Oysa budanmayan ağaç tabiatına değil, gelişigüzelliğe bırakılmıştır. Her dalın büyümesine izin vermek ağaca hürmet değildir.
Çocuk yalnızca korunacak bir “biriciklik” değil, aynı zamanda yetiştirilecek bir insandır. Yetişmek ise sınırla, ölçüyle, örnekle ve ikazla mümkündür. Çocuğun her tercihini şahsiyetinin dokunulmaz alanı sayarsak onu incitmemiş olabiliriz, ama onu yetiştirmiş olmayız. Bir çocuğa arkadaşının çalışkanlığını göstermekle ona sürekli “Neden onun gibi değilsin?” demek aynı şey değildir. Birincisi imkânı gösterir, ikincisi şahsiyeti reddeder. Elbette insan her şeyiyle mukayese edilemez. Gayreti, başarısı, ortaya koyduğu iş mukayese edilebilir; şahsiyeti ise bir sıralamaya sığmaz. Bu yüzden mukayese belirli zamanda, belirli alanda ve belirli maksatla yapılmalıdır.
İnsan gibi millet de kendisini başkasında görür. Bir ülkenin eğitimini, bilimini, ekonomisini başka ülkelerle zaman zaman mukayese etmesi gerekir. Dünyaya hiç bakmayan toplum kendi noksanını meziyet zannetmeye başlayabilir. Arada bir boyumuzun ölçüsünü almakta mahzur yoktur. Başka milletleri sürekli kendimize ölçü edinmek ise mukayeseyi gelişmenin değil, yabancılaşmanın aracına dönüştürür. Çünkü kendisini bilmeden başkasına bakan hayran olur; kendisini bilerek başkasına bakan öğrenir.
Bir millet kendi tarihini, kültürünü, imkânlarını ve maksadını bilmiyorsa “Onlar kaçıncı, biz kaçıncıyız?” sorusu giderek “Onlar gibi olmak için ne yapmalıyız?” sorusuna dönüşür. Başkasının başarısının şartlarını ve kültürünü hesaba katmadan onun sonucunu kendi hedefimiz hâline getiririz. Mukayese böylece kendini tanımanın değil, kendinden uzaklaşmanın vasıtası olur.
PISA, bir meselesi olarak tam da burada başlıyor. PISA, öğrencilerin belirli alanlardaki bilgi ve becerilerini ölçerek ülkeler arasında mukayeseye imkân verir. Bunda bir mahzur yok. Bir ülkenin zaman zaman nerede durduğunu görmesi gerekir. Asıl soru, bu ölçüyü ne için kullandığımızdır.
PISA bize “Nasıl bir insan yetiştirmelisiniz?” demez. Biz ise PISA başta olmak üzere uluslararası ölçme ve sıralamaları zaman zaman durum tespitinin ötesine taşıyor, eğitimimizin istikametini tayin eden ölçülere dönüştürüyoruz. Üstelik OECD ve UNESCO gibi uluslararası kuruluşların oluşturduğu göstergeler, hedefler ve karşılaştırma dili de ülkeleri ortak eğitim ölçütleri üzerinden kendilerini değerlendirmeye sevk ediyor. Böylece “Neredeyiz?” sorusuna cevap vermesi gereken mukayese, farkına varmadan “Nereye gitmeliyiz?” sorusunun cevabına dönüşebiliyor.
Oysa PISA bize boyumuzun ölçüsünü verebilir; boyumuzun ne için uzaması gerektiğini söyleyemez. Başka ülkelerle aramızdaki mesafeyi gösterebilir; hangi istikamete yürümemiz gerektiğine karar veremez. Demek ki problem PISA değil, PISA’yı nereye koyduğumuzdur. Bir eğitim sisteminin maksadı yalnızca başkalarının ulaştığı seviyeye ulaşmak değil, kendi insan ve medeniyet tasavvuruna göre nereye ulaşması gerektiğini bilmektir.
PISA’ya elbette bakacağız. Nerede olduğumuzu görecek, eksiğimizi fark edecek, başkasının iyi yaptığından da öğreneceğiz. Ama çocuklarımızı PISA’da birkaç basamak yükselmek için yetiştirmeyeceğiz. Eğitim bundan daha büyük bir iştir. Bir eğitim sisteminin başarısı, yalnız başkalarıyla arasındaki mesafeyi kapatmasıyla değil, yetiştirmek istediği insana yaklaşmasıyla anlaşılır. PISA eğitimimiz için ayna olabilir; pusula değil. Aynada kendimizi görürüz; hangi istikamete yürüyeceğimize aynaya bakarak karar vermeyiz.
Bu sebeple “Kaçıncı olduk?” sorusundan önce şunu sormalıyız: Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz? Bu sorunun cevabını kendimiz verebiliyorsak (ki o kültür ve ahlak temelli eğitimle mümkündür) mukayese noksanlarımızı gösterir, fazlalıklarımızı budar. Veremiyorsak başkasının ölçüsü yalnız nerede durduğumuzu göstermez; zamanla nerede durmamız gerektiğini de belirler.
Hâsılıkelâm, mukayese insan için de millet için de gereklidir. Elbette mukayesenin de bir ahlakı olmalıdır. Bu ahlak, başkasına bakarak kendimizi görmemizi sağlarken başkasına baka baka kendimizi kaybetmemize mâni olmalı; bizi yontmadan budamalı; başkasıyla ölçülmemize imkân vermeli, başkasını kendimize ölçü edinmemizin önüne geçmelidir.