Kuala Lumpur ile ilgili ilk gün izlenimlerimizi Malezya’nın Geleneksel ve Modern Yüzü: Kuala Lumpur başlıklı yazımızda anlatmıştık. Bu yazıda da ikinci günümüzde Batu Caves, Putrajaya ve Petaling Street’e yapmış olduğumuz ziyaretlerle ilgili notlarımı aktaracağım.
Güneşehre 15 km uzaklıktaki Batu Caves’i (Batu Mağaraları) ziyaretle başlamayı planladık. Kahvaltı yaparken yan masada oturan ve daha önce burayı ziyaret etmiş olan bir İngiliz turist ile yapmış olduğumuz sohbet sırasında Batu Caves hakkında ön bilgi aldık. Bir taksi ile 20 dakikada bu bölgeye ulaştık. Burası tepelerin arasında kurulmuş birçok tapınağın bulunduğu bir dini merkez. Dünyanın her tarafından gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin gerek turistik gerekse ibadet amacıyla akın ettikleri bir bölge. Dağların arasındaki tapınaklara ulaşmak öyle kolay değildi. Öncelikle 43 metre yüksekliğinde olduğu söylenen altın renkli Hindu savaş tanrısının (Lord Murugan) heykeli dikkatimizi çekti.
Bölgenin her yerinden görülebilen bir heykel. Önemli bir turist destinasyonu olduğu için Lord Murugan’ın etrafında turistik eşyalar satan pek çok dükkân ve seyyar satıcı bizi karşıladı. Heykelin hemen arkasında bulunan ve bizi dağın içerisindeki tapınaklara götüren gökkuşağı rengine boyanmış 272 basamaktan oluşan merdivenleri tırmandık.
Merdivenlerden çıkarken ağaçların üzerinde, merdiven korkuluklarında, taşların üzerinde birçok maymunla karşılaştık. Bunlara dikkat etmeniz gerekiyor. İçinde yiyecek var sanıp elinizdeki çantaları çalabilirler. Biz bu konuda buraya gelmeden önce oteldeki diğer misafirler ve otel çalışanları tarafından uyarılmıştık. Bir taraftan merdivenlerden çıkmaya çalışan yaşlı ve hastaların mücadelesine diğer taraftan da elimizdeki çantaya her an saldırabilecek endişesiyle maymunlara dikkat kesiliyorduk. Her inanç sisteminde olduğu gibi buraya gelenler de inançları gereği hastalıklarına şifa bulmak, çocuk sahibi olmak, dertlerine çare bulmak isteyen birçok Hindu ile karşılaştık. Buradaki tapınakları ziyaret edip dua eden pek çok kişinin dileğinin kabul olduğunu, kısmetlerinin açıldığını, çocuk sahibi olduklarını, zengin olduklarını buradaki Hindu rahiplerden duymak bizi şaşırtmadı. Bu türden hikayeler sadece buradaki dini merkezlerde değil dünyanın başka yerlerindeki farklı inanç sistemlerinde de duymamız mümkün.

Havanın sıcak ve nemli olması nedeniyle tepelerin içindeki tapınaklara ulaşmak için yorucu bir tırmanış yapmak zorunda kaldık. Bu tırmanış yarım saatten fazla sürdü. Merdivenlerden çıktıktan sonra Tapınak Mağarası dedikleri yere geldik. İçerideki tapınaklar Hindu inancına göre tanrılarına yiyecek bağışlayıp dua ve ibadet edenlerin yanı sıra bizim gibi dünyanın her tarafından gelmiş ziyaretçilerle dolup taşıyordu. Mağara oldukça yüksek ve nemliydi. Bu yüzden tavanlardan damlayan su ve damlalar her yeri kaplamıştı. Burayı gezmek neredeyse bir saatimizi aldı. Birkaç tapınağı yakından ziyaret ettik. Tapınaklarda görevli Hindu Rahiplerle de sohbet etmeyi ihmal etmedik.
Malezya’ya gelip birkaç gün kalmanız gerekiyorsa ve de Kuala Lumpur’daysanız görmeniz gereken önemli yerlerden birisinin Batu Caves olduğunu söyleyebilirim. Merdivenlerden tekrar indikten sonra başka tapınakları da ziyaret ettik. Buraya kadar gelmişken merdivenlerin sol tarafında bulunan Ramayana Mağarası da mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi. Mağaranın içi Hindu inancına göre pek çok dini figür ile dolu. Bu mağaranın önündeki 15 metre yüksekliğindeki Hindu mitolojisinde sadakat, güç ve adanmışlığı simgeleyen maymun tanrı Lord Hanüman heykelini de gördükten sonra mağaranın içine girdik. Özellikle Shiva inancına göre yapılmış birçok heykeli de görüp İngilizce bilen bir Hindu rahiple de Müslümanlık dahil farklı inançlar hakkında sohbetimizi yaptık. Kısaca Kuala Lumpur’da geçirdiğimiz iki gün içinde yaptığımız Batu Caves ziyareti bizim için oldukça ilginç ve unutulmayacakanlardan biri oldu diyebilirim.
Kuala Lumpur’daki bir sonraki konaklamamız şehrin merkezine yakın bir oteldi. Otele girdiğimizde bizi resepsiyonda bir Türk karşıladı. Kendisi uzun yıllar Kuala Lumpur’da çalıştığını söyledi. Bize internet üzerinde yapmış olduğumuz rezervasyonla uyumlu otelin üst katlarından başka bir oda verdi. O gün şehri gezmek için yeterli vaktimiz vardı. Şehir merkezine yürüyerek gittik. Bu sefer gittiğimiz yerler daha önce gitmediğimiz şehir merkezindeki şehrin en hareketli yerleriydi. Tüm şehirlerin en hareketli caddelerinde olduğu gibi burada da sokak satıcıları ve sokakta müzik yapanları görmek mümkün. Burada incik boncuk satan üç Türk genci ile karşılaştık. Onlarla gezgin olarak tecrübelerini paylaşmalarını istedik. Hallerinden oldukça memnun gözüken bu gezgin gençlerle güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Bu gençler dünyayı dolaşma amacıyla ülkemizden yola çıkmışlar, kimi zaman müzik yaparak, kimi zaman sokakta bir şeyler satarak günlük masrafını çıkaran gezginlerdendi. Benzer amaçlarla dünya turuna çıkmış olan Türk gençlere başka ülkelerde de karşılaşmıştık. Az parayla çok yer görmek hedefiyle yola çıkan bu gençlerin gezilerini ya otostopla ya bisikletle ya da gemi ve uçakla yaptıklarına şahit olursunuz.
Bir sonraki ziyaretimizi Kualo Lumpur’un 25-30 km güneyinde bulunan Putrajaya Gölünün kenarındaki Putra Camii (Putra Mosque) ve çevresini görmek için planladık. Buraya yine bir taksi ile yarım saate yakın bir yolculuktan sonra ulaştık. Putrajaya denilen bu yer Malezya’nın idari başkenti olarak kabul edilmekte. Burası için geniş meydanları, gölleri ve İslami mimarisiyle dikkat çeken yeni kurulmuş bir yer diyebiliriz. Daha önce gittiğimiz Batu Caves’in Hindular için kutsal bir yer olduğunu ve bu inanış doğrultusunda yapılan tapınak ve dini figürlerin bol olduğu bir yer olduğundan bahsetmiştim. Putrajaya da Müslümanlar için önemli mekanlardan bir tanesi olarak kabul ediliyor. Yapay olarak yapılmış Putrajaya gölünün kenarında inşa edilmiş on beş bin kişinin ibadet edebildiği bir Cami ilk dikkatinizi çeken yer olarak göze çarpıyor. Cami rengi ve mimarisiyle oldukça etkileyici. Duvarları ve kubbesi pembe granit taşlardan yapıldığı için halk arasında Pembe Camii olarak da biliniyormuş.
Camiyi ve çevresini ziyaret ettikten sonra şehre döndük. Bu seferki rotamız Çin Pazarı dedikleri yer. Uzak Doğunun çoğu büyük şehrinde mutlaka bir Çin Pazarı/Mahallesi (Chinatown) bulursunuz. Petaling Street’teki bu mahalle genel olarak alışveriş yapmak isteyenler için uygun olarak kabul edilir. Burada saat, çanta, elektronik eşya tekstil gibi pek çok ürünü bulabilirsiniz. Çin malları dışında pek çok Avrupa ve Amerika menşeli ürüne de rastlamak mümkün. Satıcılar almak istediğiniz marka ürünlerin orijinal olduğunu söyleseler de bunun böyle olmadığını ürünün kalitesi ve fiyatından rahat anlayabilirsiniz. Burayı ziyaret edip almamız için önceden sipariş edilen birkaç ürünü satın aldıktan sonra sokaklarda noodle, Hindistan cevizi suyu veya tropikal bitkilerden yapılan yiyecek ve içecekleri ve deniz ürünlerini tadabileceğiniz pek çok sokak lezzetlerinin olduğu yerleri gezdik. Bunları yemeye veya içmeye mideniz izin verirse deneyebilirsiniz. İlgimizi çekmediği için hiçbirini denemedik. Nasıl ve nerede yapıldıklarını uzaktan izlemek bizim için yeterliydi. Özellikle noodle yemek isteyenlere has pek çok yer bulabilirsiniz. Uzak Doğu seyahatlerimizdeki uçuşlarda kahve ve çayın yanında satış menüsünde noodle yer aldığına, bizim damak tadımıza hitap etmese de pek çok kişi tarafından büyük bir zevkle tüketildiğine şahit olduk.
Malezya için ayırdığımız birkaç günlük programımıza sığdırdığımız Kuala Lumpur ve yakın çevresi ile sınırlı gözlem ve izlenimlerimiz bu kadar. Elbette bu güzel ülkenin başka pek çok güzel ve görmeye değer yerlerinin olduğunu biliyoruz. Bu kısa ziyarette gözlemlerimiz ve notlarımıza ancak bu kadarını sığdırabildik. Kısacası Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’un geleneksel ve otantik yüzünün (Batu Caves, China Town) yanı sıra modern (Putrajaya, Petronas Kuleleri vb.) yerlerini kısa süre içerisinde görebilmek bizim için oldukça verimli oldu diyebilirim.
İsmail Çakır, Ankara, Eylül 2026