İmam Buhari ve Emir Timur Türbeleri
Özbekistan, Özbekistan…
Gözüm Hive’de, gönlüm Buhara’da kaldı. Şimdi Semerkant yolundayız. Semerkant’a “Şehirlerin Şahı”, “Yeryüzünün Cilası” unvanları verilmiş. Semerkant, İslam dünyasının Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra en kutsal şehirlerinden biri.
Bu yolculukta yerel rehberimiz (mihmandar) Azize Hanım. Buhara’dan ayrılıyoruz. Elveda Buhara diyemiyorum ama Semerkant’a kavuşmak üzere de çelik atımızla koşuyorum.
“Asr-ı saadet ile ebedî muhabbete
Gönül güzergâhından giden gemi SEMERKANT.
İlahi bir sevdayla gönülleri fetheden,
Hiç sönmemek üzere tutuşan aşk SEMERKANT…”
(Şadan Yenişafak)
Bu aşk ve şevkle revan olduğumuz Semerkant yolunun sağında ve solunda yine sebze tarlalarını, meyve bahçelerini izliyoruz. Bu gönül dinginliği içinde ben uyuyorum. Otobüs park yerine yaklaşırken aracın ivmelenmesiyle uyanıyorum. Karşımda bir “şaheser” var; Taç Mahal’e benziyor. Acaba ben uyudum da otobüsümüz Hindistan’a mı geldi? Ama bu imkânsızdı.
Ben bu duygular içindeyken rehberimiz Azize Hanım sesleniyor:
“İniyoruz, İmam Buhârî Türbesi ve Külliyesi’ni ziyaret edeceğiz.”
Külliyenin önüne yaklaşıyoruz. Burası, Buhara-Semerkant güzergâhında, Semerkant’a 25 km uzaklıkta, Hertenk kasabasının Hoca İsmail köyü.
Külliyenin önünde mavi çinilerle bezenmiş devasa bir süs havuzu bulunuyor. Külliyenin ön cephesi ile havuz yüzeyine yansıyan görüntüsü, muhteşem bir tablo oluşturuyor. Daha külliyenin içini görmedik.
Rehberimiz, İmam Buhârî’nin İslam tarihindeki yerinden ve Özbekistan’daki öneminden bahsediyor. Ne güzel bir tevafuk ki Hive’de eda ettiğimiz Cuma namazında imam efendi de hutbede hadislerin öneminden ve hadislerin toplanması konusunda İmam Buhârî’nin gösterdiği titizlikten bahsetmişti.
Malum, İmam Buhârî (810-870), Kütüb-i Sitte olarak bilinen altı hadis kitabının ilk sırasında yer alan Sahih-i Buhârî kitabını yazmıştır. Öğrencisi Ebû Müslim’in Sahih-i Müslim kitabı ise ikinci sıradadır. Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce’nin Sünen adı verilen kitapları ise sıralaması bulunmayan diğer dört kitaptır.
İmam Buhârî’nin başlangıçta küçücük bir mezarı varmış. XVI. yüzyılda üzerine bir türbe yapılmış. Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, İslam’ın bu büyük âlimine bir saygı ifadesi olarak 2018 yılında türbenin genişletilerek bir külliye yapılması talimatını verir.
Şevket Mirziyoyev’in şöyle dediği aktarılıyor:
“Emir Timur, soyundan gelen Cihan Şah, hanımı için Taç Mahal gibi dünyanın yedi harikasından birini yaptırdı. İmam Buhârî daha harika bir esere layıktır.”
Külliye, geleneksel Orta Asya-Özbek mimarisi ile modern tasarımın harmanlandığı bir eser. Bu şaheser külliye; devlet projesi olarak, ünlü mimarlar ve mühendisler ile uluslararası zanaatkârlar ve yerel ustaların ortak çalışmasıyla inşa edilmiş. Külliye, sekiz yıllık bir çalışmanın ardından Mart 2026’da (bu yıl) ziyarete açılmış.
Külliyeyi ziyaret öncesinde bahçesinde yer alan abdesthane ve şadırvanda hazırlık yapıyoruz. Ardından külliyenin içindeki müzeyi, sonra da türbeyi doya doya ziyaret ediyoruz. Buhârî Hazretlerini rahmetle anarak Kur’an okuyor, duamızı yapıyoruz.
İmam Buhârî Külliyesi, yaklaşık 45-65 hektarlık devasa bir arazi üzerine yayılmış ve günlük 65 bin kişinin ziyaret edebileceği bir kapasiteye sahip. Külliyenin kalbi sayılan İmam el-Buhârî Türbesi, turkuaz ve mavi tonlarında bir kubbe ile örtülü.
Külliyede 10.000 kişilik Merkezî Mescid (cami) ve avlusu ile birlikte 35-40 bin kişinin ibadet edebileceği bir kapasite bulunuyor. Yine külliye içinde dokuz farklı bölümden oluşan zengin bir müze (İmam Buhârî Müzesi), Hadis İlim Merkezi, 154 adet ahşap sütunun taşıdığı geniş eyvanlar ve revaklar mevcut.
Keza 75 metre yüksekliğinde dört adet muhteşem minare, geleneksel motiflerle bezenmiş 14 adet turkuaz kubbe ve mühendislik harikası 13 farklı süs havuzu ile fıskiye sistemi bulunuyor.
Her yönüyle şaheser olan bu yapının, UNESCO’nun “Dünyanın Yedi Harikası” listesi güncellenirse hangi sırada yer alacağını kestiremiyorum.
Hep tekrarlıyorum: Bu mekânlar, mekânlardaki duygular ve ruh dinginliği kelimelerle anlatılamaz. Gelip görmek, zaman ayırmak ve tefekkür etmek lazım. Ayrıca İmam Buhârî’nin hayatındaki harikuladelikleri, zorlukları ve sürgünleri; hayatını anlatan kaynaklardan okumak gerek.
Daha Semerkant’ın “İslam’ın Cilası”nı görmedik. Ama herhâlde İmam Buhârî Külliyesi’nden daha harika bir eser göremeyeceğiz duygusuyla Semerkant’a doğru yolumuza devam ediyoruz.
İkindi vakti Semerkant’tayız.
Semerkant’ta ilk durağımız Emir Timur Türbesi. Yerel rehberimiz Hafize Hanım, Emir Timur’u ve bu türbeyi anlatıyor:
“Emir Timur (1336-1405), Semerkant yakınlarındaki Şehrisebz kasabasının Hoca Ilgar köyünde doğar. Barlas boyuna mensuptur. Çağatay Hanlığının Maveraünnehir’deki kargaşa ortamından yararlanarak 1370 yılında Semerkant’ta Timurlular Devleti’ni kurar, tahta geçer ve devleti imparatorluk hâline getirir.
O, ‘Han’ unvanını sadece Cengiz soyundan gelenlerin kullanabileceği düşüncesindedir. Kendisi için ‘Emir’ unvanının kullanılmasını ister.
Emir Timur, imparatorluğun sınırlarını batıda İzmir ve Şam’a, doğuda Hindistan-Ganj Nehri’ne, kuzeyde Volga Nehri’ne, güneyde ise Basra Körfezi’ne kadar genişletir. Katıldığı yüzlerce çatışmanın ve büyük çaplı 17 savaşın hepsini kazanır. İmparatorluğun büyüklüğünü 700 bin km²’den 4,4 milyon km²’ye ulaştırır. İmparatorluğun başkenti Semerkant’tır.
Kendisine siyasi olarak Büyük Emir, Sahib-i Kıran (Cihan Hâkimi) unvanları verilir. Manevi ve dinî unvanları ise Kutbüddin (Dinin Kutbu), İslam’ın Kılıcı (Seyfü’l-İslam) ve Gazi’dir. Ayrıca Kutlu Sultan, Adaletin ve İlimlerin Hamisi unvanlarıyla da methedilmiştir.
Malum, Osmanlı tarihinde Emir Timur’un Yıldırım Bayezid ile 1402’de yaptığı ve kazandığı Ankara Savaşı’nın önemli bir yeri ve etkisi söz konusudur.
Emir Timur, Çin seferine giderken Otrar’da hastalandığı ve zatürreden 69 yaşında öldüğü rivayet edilir (1405). Naaşı Semerkant’a getirilerek Gür-i Emir (Farsça: Büyük Hükümdarın Mezarı) adı verilen görkemli bir türbeye defnedilir.”
İşte şimdi biz bu türbeyi ziyaret ediyoruz. Türbe aslında medrese olarak yapılmış ve daha sonra külliye hâline getirilmiş. İçinde başka mezarlar ve bir müze mevcut.
Külliye; taç kapısı, yüksek kubbesi, kemerli pencereleri, mavi çini süslemeleri ve her iki tarafta yer alan silindirik iki sütun biçimindeki minareleriyle Orta Asya Türk-İslam mimarisinin en önemli ve güzel örneklerinden biri.
Türbenin ana salonunun orta kısmında yer alan ve siyah görünecek kadar koyu yeşil renkteki “yeşim taşından” sanduka, Emir Timur’a ait. Bu sandukanın önünde ise Emir Timur’un manevi rehberi ve akıl hocası, İslam âlimi Aziz Nur Seyyid Bereke’ye ait sanduka yer alıyor. Timur, hocasına duyduğu derin saygı nedeniyle kendisinin onun ayak ucuna gömülmesini vasiyet eder.
Türbede ayrıca açık renkli yeşim taşından Emir Timur’un oğulları Şahruh ve Miranşah ile torunları Uluğ Bey ve Muhammed Sultan’ın sandukaları mevcut. Gerçek mezarlar, bu salonun altındaki odada aynı noktalarda bulunuyor.
Başka bir salonda ise çoğunluğu hanımlara ait olmak üzere başka kabirler mevcut. Nakşibendi dergâhında gördüğümüz kadın ve erkek mezarlık bölgelerinin ayrı olması durumunu burada da müşahede ediyoruz.
Emir Timur’un mezarı, Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin’in direktifiyle 1941 yılında açtırılır. Mezarı açmakla ünlü Sovyet arkeolog ve antropolog Mihail Gerasimov görevlendirilir.
Emir Timur’un mezarının açılması hâlinde ülkenin önemli bir felaket yaşayacağına inanılmaktadır. Zira mezarın kitabesinde de “Kim mezara saygısızlık ederse Allah’ın lanetinden kurtulamaz.” ya da “Mezarımı kim açarsa benden daha korkunç bir istilacı ortaya çıkacak.” yazıyormuş.
Semerkant’ın yaşlıları ve din adamları, bu ikazı “Mezarı açmayın, büyük bir felaket gelir.” diyerek ekibi durdurmaya çalışır ama nafile; mezar açılır.
Mezarın açılma sebebi, Emir Timur’un gerçekten tarih kitaplarında anlatıldığı gibi bir anatomiye sahip olup olmadığını ve topallık (Timurlenk/Aksak Timur) durumunun bulunup bulunmadığını bilimsel olarak tespit etmekti. Ayrıca antropolog Gerasimov’un geliştirdiği etlendirme tekniğiyle Timur’un gerçek yüz hatlarının modelini çıkarmak ve kafatasını detaylı olarak incelemekti.
Yapılan incelemeler sonunda Emir Timur’un gerçekten aksak olduğu tespit edilir. Gerasimov’un etlendirme yöntemiyle anatomik vücut yapısı ve gerçeğe yakın yüz modeli belirlenir. Hikâyelerde geçen bilgiler doğrulanır.
Ancak mezardan kemiklerin çıkarılmasından üç gün sonra, 22 Haziran 1941’de Nazi Almanya’sı lideri Adolf Hitler, tarihin kaydettiği en büyük askerî kara harekâtı olan Barbarossa Harekatı’nı başlatarak Sovyetler Birliği’ni işgal eder.
Bu ilginç zaman çakışması, tarih sayfalarına meşhur “Timur’un Laneti” efsanesi olarak geçer. Savaşın kötü gidişatı üzerine Stalin, Kasım 1942’de Timur’un kemiklerinin İslami usullere uygun olarak yeniden gömülmesini emreder. Yine ilginç bir şekilde, kısa bir süre sonra Sovyet ordusu Stalingrad’da büyük bir zafer kazanır ve savaşın seyri değişir.
Şimdi Emir Timur için yazılan bir methiyeye kulak verelim:
“O ki adalet gölgesini yeryüzüne seren, cihanın hâkimi,
Kılıcının parıltısıyla karanlıkları boğan Sahib-i Kıran’dır.
Adaletiyle kurt ile kuzuyu aynı pınardan sulatır,
Heybetiyle zalimlerin dizini titreten kutlu sultandır.”
(Şerefeddin Ali Yezdî)
Türbe ziyaretine uygun dinî vecibelerimizi yerine getirerek bu mistik ortamdan ayrılıyoruz.
Registan Meydanı’na gideceğiz. Registan Meydanı, bu türbeye yakın ve yürüme mesafesinde. Dünyanın en ünlü meydanlarından biri olan Registan Meydanı’nı dünya gözüyle görmemize dakikalar kaldı. Gidip göreceğiz ve o meydanda da nefes alacağız.
Semerkant’ta gezimiz devam edecek. Şehrin birçok şaheserini henüz görmedik.
Şimdilik sağlıkla kalın.
Prof. Dr. Ömer Akbulut
Eylül 2026
Geziden Bazı Resimler






Hocam teşekkürler sanki oralara ve tarihe gittik….