1970’li yıllarda babamın okuduğu ve eve getirdiği Yeni Devir gazetesindeki yazıları ve Mavera dergisindeki şiirleriyle tanıdığım Akif İnan ile ancak 1990’lı yıllarda yüz yüze tanışma imkânı bulmuştum. Özellikle sendikanın kuruluş sürecinde yeni bir memur olarak fırsat buldukça yanına gider; orijinal bir kelime, güzel bir hatıra ya da bir kitap ismi duymak isterdik. Bazen bir çay demler, sigara dumanı altında birlikte çay içerdik. Bu arada şiir kitapları Hicret ve Tenha Sözler’i birkaç defa okuyup bitirmiştik. O yıllarda Sezai Karakoç için “diriliş”, Nurettin Topçu için “hareket” ne anlama geliyorsa, Akif İnan için de “hicret”in o anlama geldiğini düşünürdüm. Çünkü o, her zaman kendini ve Mekkelileşmiş ne varsa hepsini bir Medineye taşıma derdindeydi.
1999 yılında belki de onun Darağacı isimli şiirinin bilinçaltındaki izlerini takip ederek ben de aynı isimde bir şiir kaleme almıştım. Şiiri bir süre demlendirdikten sonra kendisine okumak; kanaatini ve tavsiyesini almak istemiştim.
El yazısı ile özenerek yazdığım kâğıdı güzelce dürerek ziyaretine gittim ama yerinde yoktu. Bir süre sonra yeniden gittim bu sefer de rahatsız olduğunu ve hastaneye yattığını öğrendim. Ama rahatsızlığın ne olduğunu bilmiyordum. Üçüncü kez gittiğimde Urfa’ya gittiğini söylemişlerdi. Rahatsızlığının da ne olduğunu bu ziyarette öğrenmiştim. Şiirin yazılı olduğu kâğıt dürülü şekilde nice zaman öylece kaldı. Yıl döndü ve Akif Abi’nin göçtüğünün haberi geldi. “Göç etsem diyorum Yâr ellerine” dileği kabul olmuştu. Ardından ettiğimiz dualar ve her yıl artan derin bir özlem… Bir de okuyamadığım o şiirin bitmeyen ukdesi… Şiir, yıllarca bekledikten sonra bu yıl düzenlenen Vefatının 25. Yılında Mehmet Akif İnan Sempozyumu vesilesiyle yeniden gün yüzüne çıktı. Ben de Mehmet Akif İnan Vakfı’nın başkanı sayın Hıdır Yıldırım’la paylaştım. Şimdi de Akif Abi’nin sevenleriyle paylaşmak istedim. Buyurunuz:
DARAĞACI
Salladım aklımı dar ağacında
Yine de sorular uslanmadılar
Kimsin sen bu alem neyindir senin
Yattığından başka var mıdır yerin
Değirmen taşından farksızdır günler
Benim sandığımı hep öğüttüler
Terk etti saçlarım başımı tel tel
Yine de almadı arzular öğüt
Zaman ki durmuştur bekler durakta
Hayat bir nehirden farksız akarken
Sayılır mı gönül zaman hiç böyle
Nasılda kandırır akrep yelkovan
Savruldum yelinden dağ başlarına
İçimde uçuşan kelebeklerin
Tutun ey ağaçlar şimdi elimden
Yoksa küllerimi bulamaz güneş
Yok mu bir çilingir kapı açacak
Güllerin renginden koku sağmaya
Ey akıl delisi sen ne söylersin
Elin acısına gülerken yüzün
Kan var diye kanma kalbinde akan
Kalplerin ölümü sevgisizliktir
Ve vicdan mazeret anlatıyorsa
Bilmem ki azabın yurdu neredir
Sırtına sardığı kalabalıkla
Ecel atlarına binmiş insanlık
Şu köşede duran kalbi kırıklar
Sessizce anlatır insanlık nerde
Bütün bu medcezir vakitlerinde
Zamanın yaprağı sensin sevgili
Geceyi soyarak güneş çıkarır
Ellerin sözlerin bahar gözlerin
Kalbime kadife bir dokunuştur
Şu yetim gönlümü emziren gözler