Bir şehirde yaşamaktan ötedir bir şehri yaşamak. Yağmalanmış dikkatlerden kurtulup, bakışı derinleştirip bakılanı çerçeveleyerek yaşandığında bir şehir, farklılıklar görülmeye başlar. Gereksizler gözden uzaklaşır, önemlilerden ziyade değerliler ve derinlikli olanlar gözde yer etmeye başlar önce, sonra gönülde birer birer mekân tutar. Şehir, yavaş yavaş derinleşir. Şehrin mekânlarının metafizik uzamlarına dair bir...
“Hakk’ı gerçek sevenlere cümle âlem kardaş gelür.” Yunus Emre Özet İmkanların artarak ihtirası körüklediği bir süreç ve vasatta, çıkar odaklı yaklaşımları merkeze alan ilkel dürtülerle iyi veya kötü şeklinde kolayca yargılarda bulunmak günümüzde oldukça yaygınlaşmaya başladı. Bencil ve basit bir yaklaşımın ifadesi ve çoğu zaman da yanlış olan bu yargılar,...
Dağa çıkan herkes dağcı olmadığı gibi bir dergâh kapısının önünde duran kimselerin hepsine de derviş denilmez. Malum olduğu üzere derviş kelimesi “kapı önü” anlamına gelmektedirve maharet kapının önünde durmak değil, o duruşun iç ve dış şartlarını yerine getirmektir.Dağcı dağın eteğinden tutunarak, o eteği kendisine kapı bilir, derviş ise dergâhı önce kendi içine daha sonra da kendi içinden maveraya açılan bir kapı...
İnsanın tekamülü, kendine gelmesi oranındadır. Kendine gelmek ise kendini önce bilmek sonra olmak anlamına gelir. Bu sebeple bilmeyi sağlayan ilim bir araç, olmak anlamındaki ahlak ise gaye ve hakikattir. İşte bu sebeple, insan için dinin gayesi ancak ahlaktır. Bilgiye boğulmak, ahlakı bilmek; ahlaklı olmak anlamına gelmez. Bununla birlikte bilgi, rehberliği...
Dağdayım. Uyku tulumunun içinde uyumak için sırtüstü uzanmış durumdayım. Tulumun darlığı sebebiyle kendimi kabre girmiş gibi hissediyorum. Ölü gibi… Henüz çadırın fermuarını çekmedim ve gökyüzüne bakıyorum. Zaten dağın gecesinde görülecek başka şey de yok. Karanlığın kuyusuna açılan tek pencere, gökyüzü. Geceler gözleri göğe geçiyor. Gözlerim usul usul yıldızlar arasında dolaşıyor....
Modern şehir ve toplum tasarımları insanları din, gelenek ve aile gibi kadim aidiyetlerinden ve bu aidiyetlere ait değer pratiklerinden hızlı bir şekilde uzaklaştırdı. Böylece insanlar ibadetleri yanında nice etik, estetik ve incelik içeren ahlak ve alışkanlıklarını terk etmeye, bir başka deyişle kaybederek “erdem fakiri” haline gelmeye başladı. Kaçınılmaz olarak onların...
Günümüzde din ve geleneğin toplumsal kabul ve etki gücünün seviyesi dikkate alındığında, kaynağı itibariyle ahlakla ilgili bazı hususları yeniden düşünmek zaruri hale gelmiştir. Çünkü geleneksel mekân tasarımı olan evler, mahalleler ve şehirlerin yaşadığı fiziki dönüşüm sonrası yeni mekanların ve modernizmin etkisi ve zihni formatı altında yetişenler veya geçmiş ve geleneğe...
Talip olan kimseye yalnız insan değil, zaman ve mekân da muallim ve mürebbidir. Zaman ve mekân; sessizce talim, usul usul terbiye eder. Ancak bunun için olmazsa olmaz şart;insanın kibrini kırması, noksanlığını kabul etmesi, muhtaçlığının farkında olması, sonra da gönülden istemesi yani talip olmasıdır. Eksiğini idrak veya kabul etmeyip talip olmayanlar yahut İblis gibi bilgiçlik taslayanlar, bir peygamberin huzuruna varıp onu dinleseler dahi ders ve...
1970’li yıllarda babamın okuduğu ve eve getirdiği Yeni Devir gazetesindeki yazıları ve Mavera dergisindeki şiirleriyle tanıdığım Akif İnan ile ancak 1990’lı yıllarda yüz yüze tanışma imkânı bulmuştum. Özellikle sendikanın kuruluş sürecinde yeni bir memur olarak fırsat buldukça yanına gider; orijinal bir kelime, güzel bir hatıra ya da bir kitap ismi...
“Her insan kendi şâkilesine göre iş tutar.” (İsra,17/84) buyuyor Allah. Her insan kendi şâkilesine göre davranır, söz söyler, susar, ibadet eder, komşuluk yapar ve yaşar. Şeklimiz gibi şâkilemiz de biriciktir. Parmak izimiz kadar, ses tonumuz kadar, gözlerimiz kadar ve hatta dertlendiğimizde ya da özlediğimizde şöyle uzak ufuklara doğru bakışlarımızdaki farklılıklar...
Dergâhlarının kapısında yazan “Edep Yâ Hû” sözü, dergâhın müritleri içindir. Bu sözle, dergâhta kalmak için gelenlere ve geleceklere öğretilen nihaî dersin edep yani haddini bilmek olduğu anlatılır. Zannedilenin aksine dergahların müritlerinden çok muhipleri olur. Dergâhın muhiplerini muhatap alan sözü ise Hz. Mevlânâ ile özdeşleşen “gel” sözüdür. “Gel” hatta bin kere...