Bir kısım insanlar için seçtikleri meslek ve yaptıkları iş, geçimlerini sağlayan zorunlu bir rızık kapısıdır. Yasal emeklilik güvencesini hak edene kadar aktif olarak görevi yerine getirirler ve sonrasında da emekliye ayrılıp, kendi köşelerine çekilirler. Artık yaptıkları iş ve meslekle fazla bir bağları kalmaz. Ancak diğer bir kısım insanlar için durum bundan farklıdır. İş ve mesleklerine gönülden bağlıdırlar; onlar için bu derin bir sevda, kopmaz bir ilgi ve daimi bir yaşam tarzıdır.
Eğitimin, genelde beşikten mezara kadar süren bir süreç olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, meslekler içerisinde yaşam boyu ilgi ve sevgiye en çok layık olan da, eğitim sürecinin her kademesinde nesillere yol gösterme, bilgi, değer ve deneyim aktarma hizmetini yerine getiren eğitimcilik mesleği olsa gerektir. Kısacası, eğitimcilik bitmeyen bir sevdadır; ömür boyu devam eden bir çaba, hizmet ve etkinlik olarak yapıldığında gerçek anlam ve değerini bulur. İşte bu yazıya konu olan pek muhterem merhum hocam Prof. Dr. Halis Ayhan, ömrünü eğitime adamış, ülkemizin yetiştirdiği çok değerli eğitimcilerinden biridir. Onu bu yolda yürüyenlerden ayıran, farklı ve özellikli kılan, sadece öğretmenlik, hocalık ve akademisyenlik yapma işiyle sınırlı kalmayan çok yönlü mesleki hizmetleridir. Değişik düzeylerde ve çok uzun yıllar yerine getirdiği eğitimciliği ve okul yöneticiliği yanı sıra, T.Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi genel müdürlüğü ve Yüksek Öğretim Kurulu üyeliği gibi kurumsal hizmetlerde de bulundu. Eğitim sistemimizin sorunları üzerine yoğunlaşan ilgisi, özellikle din ve ahlak eğitim-öğretimi alanındaki yayınları ve gerçekleştirdiği projeler, ülkemizin eğitim hayatına yön verici sonuçlar ortaya koymuştur. Bundan da ötede onu, eğitimi teorisi üzerine kafa yoran ve çıkarımlarının uygulamaya geçirilmesini sağlamak için gayret gösteren bir eğitim felsefecisi ve programlayıcısı olarak da görmek mümkündür.
Bu yazımızda, hocanın bu çok yönlü eğitimciliğinin kaynakları, yansıma ve sonuçları hakkında bazı değerlendirmelerde bulunmuş olacağız.
Önce öğretmenlik ve sonra onun devamı niteliğindeki akademisyenliği bilinçli olarak seçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Onun için öğretmenlik peygamberlik mesleğidir ve toplumsal sorunlar da ancak eğitim-öğretim yoluyla düzeltilebilir. Onun nazarında, siyaset ya da bir başka yolla insanları içten dönüştürmek mümkün değildir. Toplum mühendisliğinin uzun vadede insanların vicdanlarında ve yaşamlarında kalıcı izler bırakması ve olumlu dönüşümlere imkân sağlaması görülmemiştir. Eğitim-öğretimin, her konuda ilerlemenin doğal ve yapıcı bir yolu olduğuna inanıyordu.Eğitimi sadece teorik bilgiler düzeyinde ele alınan, araştırılıp incelenen bir konu olmaktan çok, çocuk ve gençlerin kalbine dokunan büyük bir imkân olarak görüyordu. Öğrencileriyle kurduğu içsel bağlar, onların yıllar içerisindeki gelişim ve başarısından duyduğu mutlulukla anlam ve değer kazanıyordu. Onun eğitimden anladığı sadece okul çevresiyle sınırlı formaleğitim değildi. Evde kendi çocukları ve daha sonra torunlarıyla kurduğu canlı ilişkinin yanı sıra, bazı dost ve arkadaş çocuklarının gelişim ve eğitim sorunlarıyla da yakından ilgilendiği oluyordu. Okul eğitimine anne-babaların da bir şekilde dâhil edilmesi gerektiğini düşünüyor ve başkanlığını yürüttüğü “Ailenin Okula Yaklaştırılması” projesiyle bunun somut bir örneğini ortaya koyuyordu.
Her öğrencinin hayatında, üzerinde iz bırakan ve ideal bir kişilik olarak gördüğü ve rol modeli olarak benimsediği öğretmenleri olur. Gelecekteki mesleklerini ve çalışma alanlarını seçmelerinde bu kişilerin örnekliği, yol göstericiliği ya da tavsiyeleri büyük önem taşır. Nitekim benim de psikoloji ve eğitim konularını içeren çalışma alanını seçmemde, HalisHocamın etkisi büyük olmuştur.
Onun hayatında da iki isim özellikle derin izler bırakmıştı ve ömrünün sonuna kadar onları yâd etmekten hiç geri durmadı. Bunlardan birincisi rahmetli Prof. Dr. Beyza BİLGİN hocahanımdır. Kendisi, henüz yeni mezun, idealist genç bir kız öğretmen olarak, ilk tayin yeri olan Yozgat İmam-Hatip Okulunda göreve başladığında, Halis AYHAN burada (6 veya 7. Sınıfta) öğrencidir. Beyza öğretmenin öğrencilerine karşı sevgisi ilgisi onun için unutulmaz bir deneyimdir. Zekâ ve yeteneği, oturaklı kişiliği ile öğretmeninin özel ilgisini çekmesiyle aralarında, ömür boyu sürecek olan karşılıklı bir saygı, muhabbet ve yakınlık oluşur ve ilişkileri de hep sürüp gider. Beyza Hocanım sonraki yıllarda, Ankara İlahiyat Fakültesine Din Eğitimi Anabilim Dalında önce asistan sonra da hoca olur. Halis hocam da onun izini takip ederek, onun destek ve teşvikleriyle akademik kariyerine din eğitimi alanında başlar ve öylece devam eder. Her fırsatta hocasıyla ilişki ve işbirliğine önem verir, çalışmalarını onun tavsiyeleri ve rehberliğinde yürütürdü. Hocasına saygısı, muhabbeti ve bağlılığını daha ileri noktalara da taşımış, tek kız çocuğuna hocasının adını vermiştir. Halis hocam sadece uzmanlık alanını seçmede değil, sevgi odaklı, hoşgörülü yaklaşımı, yeteneklere özel önem vererek onları teşvik edici ve destekleyici öğreticilik yöntemini, Beyza Hoca hanımdan örnek aldığını söyleyebilirim.
Boşnak asıllı M. Tayyip Okiç hocanın da, Halis hocamın hayatında özel bir yeri vardır. Bu hocayı, Konya Yüksek İslam Enstitüsünde öğrenci olduğu yıllarda tanımıştır. Çok yönlü bilgisi ve geniş görüşlülüğü, alanına hâkimiyeti, geleneksel dini meseleler kadar, günümüz Müslümanlarını ilgilendiren çağdaş konular üzerinde de kafa yorup, değerlendirmeler ortaya koyması, onu en çok etkileyen özelliklerinin başında gelirdi. M.Tayyip Okiç hoca hiç evlenmediği için kendisini adeta ilime ve eğitime adamıştır. Aldığı maaşın çoğunu kitaplara yatırdığı ve evini adeta bir kütüphaneye dönüştürdüğü biliniyordu. Bu ev-kütüphanede, ziyarete gelen öğrencileriyle tek tek ilgilenip, ikramlarda bulunduğu anlatılır. M.Tayyip hocanın öğrencileriyle arasına mesafe koymaması, onlarla alçakgönüllü, sıcak ve şefkatli birilişki ve yaklaşım içerisinde bulunması, Halis Hocamı etkileyen bir başka yönüydü.
Okullarda elde edilen akademik ve mesleki formasyon belli bir standart taşır. Eğitim programları ve ders içerikleri bütün öğrenciler için bağlayıcı ve kapsayıcıdır. Fakat öğreticiliğin alanı ve sınırları gibi, bilgi kaynakları da sürekli genişler ve gelişir. Her alanda olduğu gibi, ilahiyat alanında da bazı temel bilgiler okulda kazanılır ancak bununla sınırlı kalmaz. Halis Ayhan hocamın kendine özgü bir okuma ve okul sonrası kendini geliştirme referans çerçevesi vardı. Öğretmenlik ve hocalık hayatında, bu bilgileri esas alan yorum ve değerlendirmeleri ön planda olurdu. Onun bir ilahiyatçı için temel referans gördüğü kaynakların başında Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın, “Hak Dini Kur’an Dili” isimli tefsir kitabı ön planda gelirdi. Dokuz ciltlik bu kitabın tüm ciltlerini dikkatle okumuş ve oradaki derin muhakeme ve zengin yorumlara hayran kalmıştı. Çeşitli vesilelerle, bu kitabın “muhalled bir eser” olduğu şeklindeki kanaatini dile getirirdi. Bu yüzden kitabın müellifine büyük hayranlık duyup, takdir ederdi. Bu zikredilen tefsir kitabı dışında M.Hamdi Yazır’ın, Franszıca’dan tercüme ettiği bir Felsefeye Giriş kitabı olan “Metalib ve Mezahip” isimli kitap, felsefeye ilgisini geliştirip derinleştiren bir önem taşıyordu. Fakat bu kitapta onu asıl cezbeden ve dilinden hiç düşürmediği, kitabın en başında M.Hamdi Yazır’ın kendisine ait ‘Sesleniş(Hutbe)” başlıklı 4-5 sayfa tutarındaki dua metnidir. Bu duanın belli bölümlerini ezberlemişti ve zaman zaman tekrar ederdi.
Halis Ayhan hocanın dikkatle okuduğu ve içselleştirdiği diğer bir dini kaynak ta merhum Ahmet Naim tarafından dilimize çevrilen ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanmış olan, “Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercemesi “ dir. Bilindiği gibi bu kitap, hadis kitapları içeresinde sahih hadislerin yer aldığı birinci derecede muteber kabul edilen Buhari’ye ait “Sahih-i Buhari” kitabındaki tekrarların çıkarılmasıyla geride kalan hadislerin sıralandığı ve bunlar üzerine zengin yorumların yapıldığı bir tür İslam kültür ansiklopedisidir. Bu kaynakta yer alan hadisler onun İslam anlayışının şekillenmesinde belirleyici bir oynamıştır.
Hindistanlı müellif Mevlana Şibli’ye ait olan ve Ö.RızaDoğrul tarafından dilimize çevrilmiş bulunan “Asr-ı Saadet ” isimli kitap ta, Halis hocamın Siyer bilgi ve kültürünün esasını oluşturuyordu.
İstiklal şairimiz merhum M. Akif Ersoy’un “ Safahat” ı, hocanın yastık altı kaynaklarından birisiydi. O yazarı, sadece bir şair olarak değil, bir mütefekkir, din yorumcusu veyenilikçisi örnek güçlü bir şahsiyet olarak görüyordu. Özellikle bu kitapta yer alan “Asım’ın Nesli” şiirinde yer verilen genç insan modeli, hocanın da kendi eğitim anlayışını aynen yansıtıyordu. Bu, çağın bilgi ve tekniği ile donanmış, iman ve azimle yoğrulmuş, olumlu ve ilkeli bir genç Müslüman modelidir. Bu anlamda “Asım’ın Nesli” bir kurgu ya da tekil bir örnek değil, geleceğin din eğitimcilerinin yetiştirmeleri gereken insan modelinin bir prototipi anlamını taşımaktadır. İmam-Hatip nesli bu ideali en iyi temsil etme güç ve imkânına sahiptir.
Muharrem Ergin’in “ Türk Maarif Tarihi” isimli kitabı, hocanın ülkemizdeki eğitim hayatını çalışanlar için temel kabul ettiği bir kaynaktır. Bu hacimli eseri baştan sona dikkatle okuyup, oradaki görüşlerden büyük ölçüde yararlanmış olduğu ve kendi çalışmalarında bunlara yer verdiği bilinmektedir.
Eğitim Yöneticiliği: Halis Ayhan hocam, meslek hayatının ilk yıllarından itibaren Çorum İmam-Hatip Lisesi ve daha sonraları da Bursa Yüksek İslam Enstitüsünde uzun yıllar müdürlük yaptı. Onun idarecilik anlayış ve uygulamasında öne çıkan bazı çizgiler vardır. Her şeyden önce, resmi makam, kişive kurumlarla iyi ilişkiler kurma ve sürdürme gayreti içerisinde olmuştur. Bunun yanında toplumun önde gelen kanaat önderleri, iş adamları ve etkili çevreleriyle yakın temas içerisinde, etkin bir hizmet için işbirlikleri olmuştur. Onun zihin dünyasında din eğitiminin başta gelen işlevi, toplumsal birlik ve bütünleşmeyi destekleyici bir anlayışla yürütülmesi gerektiğidir. Bu yüzden, idareci olarak görev yaptığı yerlerde millet-devlet kaynaşmasına zarar verecek, gruplaşma ve çekişmelere yol açacak girişimlere şiddetle karşı çıkmıştır. Onun nazarında mesleki din eğitimi formasyonu almış bir kimsenin taşıdığı kurum kimliği dışında, din hizmetinde söz ve otorite sahibi olması için bir başka(grup-cemaat) kimliğe ihtiyacı yoktur. İçinde yetiştiği resmi devlet kurumunda elde ettiği diploma sayesinde, din alanında söz sahibi olma ve hizmet verme imkânına sahiptir. Bunun dışındaki yapılanmalar ve arayışlar toplumsal bütünlüğe zarar vericidir. Bu anlamda Halis Ayhan hoca, çeşitli dini grupların kendi görev yaptığı okullarda kadrolaşmasına, öğretmen ve öğrenciler üzerinde belli bir cemaatin egemenlik kurmasına hiç rıza göstermemiş ve karşı durmuştur. Onun bu yaklaşımı esasen, toplumun her kesiminin dini eğitim kurumlarımıza güvenini sağlayıcı, toplum nezdindeki itibarını artırıcı bir sürecin yaşanmasına yol açmıştır. Bir örnek vermek gerekirse; kurucu müdürü olduğu Bursa Yüksek İslam Enstitüsünde görev yapan hoca ve asistanları seçerken, yukarıda söz ettiğimiz şekilde bir dini/siyasi grubun/cemaatin bağlısı olmaması ilkesine gösterdiği büyük özen, ülkemizin siyasi karmaşa ve kamplaşma yıllarında bu kurumun birlik ve bütünlük içerisinde sapasağlam ayakta kalmasına imkân sağlamıştır. 28 Şubat dönemi dini kurum ve gruplara yöneliktürlü baskıların ve kısıtlamaların yaşandığı ortam ve süreçlerde, Bursa İlahiyat Fakültesi, hocası ve öğrencileriyle bu olumsuz gelişmelerden en az etkilenen okullardan birisi olmuştur. Türkiye’nin her yerinde kız öğrencilerin örtülerinin zorla çıkarıldığı zamanlarda, Bursa İlahiyat Fakültesi bunun dışında kalan tek istisna olmuştur. Bunun başlıca nedeni, Halis Ayhan hocanın kuruluşunda titizlikle gözettiği, gruplar üstü anlayışa sahip eğitim-öğretim kadrosunun kendi içindeki birlik-bütünlüğü ile toplumun hemen her kesimi ile kurulan olumlu, yapıcı ilişkilerin ve hizmetlerin kuruma sağladığı itibar ve güvendir. Askerler de dâhil, resmi devlet görevlileri, İlahiyat Fakültesi üzerinde yapılacak bir müdahale ve tasarrufun toplumun her kesiminden itiraz ve hoşnutsuzluğa konu olacağını bildikleri için, böyle bir girişime cesaret edememişlerdir.
1980 askeri darbe ve sonrasında, yeni anayasanın hazırlanma sürecinde din eğitimi konusunda bir takım tartışmalar ve karmaşalar yaşandı. Bazı olumsuz gelişmeler sonucu, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesine bir heyet tarafından “ Din Eğitimi Çalışma Grubu Raporu” adı altında bir rapor hazırlanmıştı. Bu Rapor bir şekilde o zaman Bursa Yüksek İslam Enstitüsü müdürü olarak görev yapan Halis Ayhan hocama ulaştırılmıştı. Bu raporda İmam-Hatip Okulları ve Yüksek İslam Enstitüleri ile ilgili, özelde bu kurumların, genelde ise ülkedeki tüm din eğitim-öğretim çalışmalarının gelişimini olumsuz yönde etkileyecek bazı teklifler yer alıyordu. Halis Ayhan hocam önce Bursa’daki askeri yetkililerle görüşerek, din eğitimi kurumlarının zayıflatılması ya da kapatılması durumunda ülkede oluşacak olumsuz gelişmelere dikkatlerini çekti. Daha sonra, beş Yüksek İslam Enstitüsü müdür ve temsilcisinden oluşan bir heyet bir araya gelerek, din eğitim öğretimi ile ilgili yeni bir kapsamlı bir rapor hazırlandı ve 7 Mayıs 1981 tarihinde Devlet Başkanı Kenan Evren ile uzun bir görüşme gerçekleştirildi. Bu girişimi takip eden bir takım toplantılar ve seminerler olumlu sonuçlar verdi. Bunlardan belki de en önemlisi, 1982 Anayasasında, Din kültürü ve Ahlak Öğretiminin, ilk ve orta eğitim kurumlarında “zorunlu dersler” arasında yer almasıdır.
1982 yılında kabul edilen Anayasa’nın 24. Maddesinde kayıt altına alınan zorunlu Din Kültürü ve Ahlak dersinin uygulanmasında ortaya çıkan birtakım sorunlar, bu derslerin nasıl okutulması gerektiği ile ilgili tartışmaları da beraberinde getirdi. Halis Ayhan hocamın fikir babalığını ve yöneticiliğini yaptığı bir araştırma projesi çerçevesinde bir araya gelen ve içinde benim de bulunduğum bir heyetle, İstanbul’da orta dereceli okullarda geniş çaplı bir anket çalışması ile bu derslerin öğrenciler üzerindeki etkileri, beklenti ve tatmin düzeyleri belirlenmeye çalışıldı. Daha sonra bir kitap olarak ta yayımlanan bu araştırmanın sonuçlarının ortaya koyduğu gibi, bu derslerin öğrencilerin ilgi, merak, beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verme konusunda son derece yetersiz kaldığı anlaşıldı. Halis Ayhan hocamın bu konudaki temel çıkış noktası, 1982 Anayasasında zorunlu din eğitimini düzenleyen 24. Maddesinde yer alan “Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” ifadesidir. Böylece, şimdiye kadar fark edilmeyen ya da dikkate alınmayan şey, İlgili kanun maddesinin öğretim kurumlarında iki türlü din eğitim-öğretimi yapılabileceğini hüküm altına almış olmasıydı. Bu mantıkla düşünüldüğünde okullarda, herkes için zorunlu bir dersin yanında seçmeli ve isteğe bağlı bir din eğitimi düzenlenmesi yapılabilmeliydi. Belirtilen çalışmanın sonucunda bu yönde teklif oluşturularak, zorunlu din kültürü ve ahlak ders konularının daha çok “kültür verme” amacına göre düzenlenmesi, buna karşılık K.Kerim, Siyer, İslam İnançları gibi İslami-dini formasyon sağlayıcı isteğe bağlı seçimlik derslerin müfredatta yer alması gerektiği savunuldu. Sonraki bir-iki yıl içerisinde bu yöndeki yasal düzenlemeler tamamlanarak, bugünkü şekliyle uygulama başlatılmış oldu.
Akademisyenliği: Uzun yıllar idarecilik yapan bir kimsenin akademik çalışmaya zaman ayırması ve dikkat odaklaması oldukça zor olsa gerektir. Fakat Halis Ayhan hocam bu zorluğun üstesinden gelerek, alanında çok önemli çalışmalar yapmıştır. Din eğitimi alanında yazdığı kitap ve makalelerin, bildirilerin akademik kalite ve değeri yanında, bu alanda çalışan gençler için ufuk açıcı, yön gösterici niteliği de bulunmaktadır. Özellikle onun, hocası Beyza Bilgin’in tavsiye ve teşvikiyle kaleme aldığı “Türkiye’de Din Eğitimi” kitabı, 1920-1998 yılları arasında ülkemizde bu alandaki gelişmelereışık tutan çok önemli ilk kaynak bir kitaptır. Bu kitapta sadece din eğitimi kurumlarının nitelik ve nicelik bakımından gelişmesinin sıralandığı bir tarihi anlatım söz konusu değildir. Psikolojik, sosyolojik, siyasi, ideolojik ve kültürel olaylar bağlamında açıklığa kavuşturulmaya çalıştırıldığı, geniş bir sosyal bilim bakış açısıyla konuların ele alındığı görülür. Kitap aynı zamanda, yakın zamandaki bazı kurumsal gelişmelerin arka planındaki siyasi ve sosyal olaylara ışık tutan bir arşiv değerindedir.
Yine Cumhuriyet döneminde, Halis hocamın girişimine kadar, dinin yeni yetişen nesillere nasıl öğretilmesi, hangi yöntem ve tekniklere yer verilmesi gerektiği ile ilgili çok az şey yazılıp-söylenmiştir. Onun “Din Eğitimi ve Öğretimi(İman –İbadet)”isimli kitabı bu konuda özgün ve öncü ilk kitaptır. Kitapta, geleneksel bilgiler temel alınarak, günümüz insan ve toplum bilimleri verileri çerçevesinde iman esasları ve ibadet uygulamalarının çocuk ve gençlere nasıl öğretileceği, ana hatlarıyla dile getirilmiştir.
Hoca’nın dikkate değere bir diğer çalışması, projesini kendisinin yaptığı fakat eski milli eğitim bakanlarından Orhan Oğuz ve Prof. Ayla Oktay ile ortaklaşa yayıncılığını yaptıkları ve içerisinde 10 bağımsız çalışmaya yer veren kolektif bir çalışmanın ürünüdür. Bu kitapta, sistemci bir bakış açısıyla konular ele alınmakta ve eğitim sisteminin değişik boyutlarında, yeni gelişmeler karşısında ne gibi açılımlar yapılması gerektiği ile ilgili düşünce ve önerilere yer verilmektedir. Bu çerçevede, “ Din eğitimi ve Öğretimi 21. Yüzyılda Beklentiler” başlıklı bölümü kaleme almış olan Halis hocam, burada, ilk ve orta eğitim kurumlarında okutulan zorunlu din kültürü ve ahlak dersi yanında, isteğe bağlı bir din dersi olması gerektiği fikrini önermektedir.
Prof.Dr. Halis AYHAN, öğretmen olarak meslek hayatına atılmış, uzun yıllar orta ve yüksek dereceli okullarda idarecilik yapmış, devlet-millet kaynaşması ve bütünleşmesi için büyük çaba göstermiş bunun yanında, akademik uzmanlığını en üst noktaya taşıyarak kendi alanında önemli ve öncü çalışmalar ortaya koymuş mümtaz bir şahsiyettir.
Kendisini yetiştiren hocalarına büyük şükran ve minnettarlık duyar, vefa ve sadakatini hiç eksik etmezdi. İnsanı ve toplumu iyileştirip geliştirmede her zaman eğitimin gücüne inanıyordu.Genç yetenekleri keşfederek, onların elinden tutup ihtiyaçlarını karşılamak, destek verip, teşvik ederek onların gelişmelerine yardımcı olmayı hayatının sonuna kadar sürdürdü. Pek çok gencin hayatında derin izler bıraktı. Sevgi, şefkat, ikna ve hoşgörü onun eğitim yöntemidir. Öğrencileriyle, arkadaş ve dostlarıyla, yakın ve uzak çevresiyle hep olumlu ilişkiler kurmayı ve sürdürmeyi başardı. Sağlam muhakemesi, tutarlı mantığı, özgüveni ve medeni cesareti ile hizmet yaptığı ortamlarda büyük saygınlık ve etkinlik kazandı. Dostlarına vefası ve muhabbeti kusursuzdu. Yenilikçi düşüncelere ve yeni gelişmelere açık, genç araştırmacılara cesaret aşılayan dinamik bir yaklaşımın sahibiydi. Başarılı bir akademisyen ve idareci olduğu kadar, ülke ve dünya meselelerini dikkatle izleyen, sorunlara geçerli çözümler üretmeye çalışan zengin bir tefekkür gücüne sahipti. Bir düşünür ve mütefekkir olarak onun çabaları yalnızca teorik ve soyut çözümleme ve değerlendirmelerle sınırlı kalmayan, her zaman uygulanabilir çıkış yollarını içeren bir gerçekçilik temeline dayanıyordu.
Eğitimci, yönetici, akademisyen ve daha birçok nitelikleriyle Prof. Dr. Halis AYHAN hocam, hizmetleri, yetiştirdiği öğrencileri, ortaya koyduğu eserlerle, verimli bir ömür geçirip unutulmaz izler bırakarak bekâ âlemine göçtü. Vefatının bu sene-i devriyesinde öğrencilerinden ve mesai arkadaşlarından birisi olarak, onu hatırlama ve hayırla, minnettarlıkla anmanın zevkli bir görev ve mutluluk vesilesi olduğunu belirtmek isterim. Ruhu şâd olsun, Allah mekânını cennet, makamını yüksek kılsın.
Prof.Dr. Hayati HÖKELEKLİ
Allah razı olsun Kıymetli Hocam. Bizlere ve gelecek nesillere ışık tutucak, kaynak mahiyetinde bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık.
Ben 1981 Y. İ. Enstitüsü mezunuyum. Bize de derslerde, mezun olunca bavulunuzu hazırlayın, doğudaki hizmetinizi evlenmeden önce tamamlayın diye tavsiyelerde bulunurdu. Ruhu şad olsun.
Selam ve dua ile önce hocam Hayati ökelekli veya Çok teşekkür ederim öyle bir yazıyı kaleme alması gerçekten çok önemli ve çok sevdiğim dersini hiç kaçırmadım Profesör Doktor Halis Ayhan Hocama çok çok minnettarım üzerimize çok büyük hakkı var Özellikle din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin zorunlu olması konusunda ki çalışmalarını sınıfta bizlere anlatmış ve bu konuda bizlere aydınlatmıştır hocam gerçekten takdir edilen bir ilim ve idarecilik anlayışıyla da bizlere örnek olmuştur Allah rahmet eylesin yeri cennet mekanın Nur olsun Allah’a emanet olun
Halis Ayhan hocanın benim ve dönemim de etkili eğitim ve hayat yolunda bize kalbi hizmet ve emekleri olmuştur… Tok sesiyle derin konulara dalar ama ne dediğini çok iyi anlar ve öğrencinin soru ve düşüncelerini dikkatlice dinler ve eğitimle ilgili karşılaşacağımız mevzularda çok isabetli çözümlerle bize rehberlik yapardı… Biz ondan memnundur Rabbimde Halis Ayhan hocamdan memnun olsun… Karizması ve konuşma tarzı ve duruşunu çok beğenirdim…