Katar’dan Türkiye’ye taşınan Moritanyalı akademisyen Muhammed Muhtar Şankiti Katar, İhvan ile yollarını ayırınca Türkiye’ye gelmiştir. Belki yerleşik olarak kalacak. Hakkında sayılabilecek kusurları arasında İran’a mesafesiz yaklaşması gelmektedir. Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde Mehmet Görmez ile birlikte çalışacak. Şia’yı kayırması ve yatkınlığı nedeniyle çeşitli eleştirilerin muhatabı olmuştur. Sallabi gibi Şankiti de Harici fırkalarının Hazreti Ali’ye karşı çıkmaları vakasını şura prensibine aykırı olmadığı görüşündedir. Son sıralarda alimlerle ilgili olarak sıkıntılı süreçler yaşanıyor. Sözgelimi Ahmet Raysuni Cezayir’e karşı ulusalcı bir refleks, tutum takınmış ve bunun üzerinden makamından ayrılmak zorunda kalmıştır. Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Muhyiddin Karadaği ile ilgili de PYD unsurlarını sahip çıktığı noktasında bir kanaat oluşmuş ve bu zaviyeden eleştirilere maruz kalmıştır. Ümmetin çalkalandığı bir dönemde ihtilaf noktalarının dışında kalabilmek kolay değil.
Muhammed Muhtar Şankiti’yi Moritanya’da düzenlenen bir panel münasebetiyle gündeme getirdik. Panelin başlığı son derece dikkat çekici. ‘Şuruku’l Şark ve Gurubu’l Garb’ adını taşıyor. Doğunun doğuşu veya yükselişi ve Batı’nın da batışı anlamına geliyor. Bu bize merhum Cemil Meriç’in Işık Doğudan Gelir kitabının başlığını hatırlatıyor. Bu paneldeki sunumuyla mevcut siyasi çalkalanmalara, dönüşümlere parmak basıyor. Katar‘da Hamd Bin Halife Üniversitesinde siyasi ahlak dersleri veriyordu.
Başlıktan da belli olduğu gibi medeniyet dönüşümünde doğunun öne çıkacağını batının da gerileyeceğini öngörüyor. Bu okumaya imkan veren veriler var ama İslam dünyasının temel zafiyeti dağınıklıktır. Salahaddin Eyyübi döneminde olduğu gibi bunu aşmanın çaresini bulabilirse düzlüğe çıkabilir. Dünya için aydınlık bir gelecek kurabilir.
Bu konuya Mustafa Mahmut da vaktiyle temas etmiştir. ‘Siyasal İslam ve Bir Sonraki Çatışma’ adlı eserinde Mustafa Mahmut şöyle diyor.” Batılılar İslam’ın ritüellerine, şeair ve ibadetlerine pek karışmıyorlar. Ahiret hayatına müteallik konulara ilişmiyorlar. Bu onları fazla ilgilendirmiyor. Belki de zühd hayatını ve kenara çekilmeyi teşvik de ediyor olabilirler. Bazen ulema ve meşayıh ile ittifak da kurabilir ve onların sahasını savunabilirler (RAND’ın raporlarında olduğu gibi) onların düşmanlıkları öteki İslam’a. Gerçek İslam’a… Dünyayı yönetmede otorite alanında onlarla rakip çıkabilecek ve çekişen anlayış ve yapılarla sorunları var. Dünya üzerindeki tahtlarını kaybetmek istemezler. Otoritenin idealler ve farklı değerler üzerine kurulmasını hazmedemezler. Dünyayı yönetme yolunda onlarla çekişilmeye girilmesine düşmanlıkla karşılık verirler. Ferdi zeminden toplumsal zemine sıçrayan ve sonra da medeniyet zemininde ıslaha imza atan İslami anlayışı çekemezler. Hükmeden İslam’a ve kainat çapında değişim vadeden İslam’a geçit vermek istemezler. Bu alanda pazarlık payı yoktur sadece şiddetli bir çekişme ve amansız bir savaş vardır. Bu vaziyette her yönden hedefe kıvılcımlar atılacaktır.”
Bunu en iyi yansıtanlardan birisi Medeniyetler Çatışması teziyle Huntington olmuştur. Lakin onun izinden giden Fukuyama’nın tarihin sonu tezi gibi tezlerin ya da mutlak zaferin beşerin hayrına olmadığı ortaya çıkmıştır. Sözgelimi Trump dünyaya hükmetse insanlığın hali nice olurdu? Bunun olmaması için Kur’an’ın vazettiği tedafü (birbiriyle savuşturma) kanunu en geçerli yoldur ve en iyi çaredir. Aksi halde güç zehirdir ve mutlak güç mutlak zehir hükmündedir. Cebbarlık, tağutluk insanoğluna yakışmaz! Birbiriyle dengelemek en doğru seçimdir. Değerler üzerine kurulu, İslam’ın değerler saltanatı Batı için de kurtuluş reçetesi olacaktır.
Mustafa Özcan