eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Memiş Okuyucu: Milli Bir Eğitim Güçlü Bir Türkçe ile Yapılır

Memiş Hocam özgeçmişinize baktığımızda çalışkan ve çok yönlü bir aydınla karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Genel bir soruyla başlayalım. Eğitim/öğretim yerine tercih ettiğiniz, “maarif” dediğiniz şey tam olarak ne? Sadece okul-eğitim mi, yoksa insanı ve toplumu kuran daha geniş bir ufuk mu? Bu kavrayış sizde hangi ihtiyaçlardan doğdu?  

Memiş Okuyucu: Güçlü fikirler zayıf bir dille anlatılamaz. Türkçe bir medeniyet dili olarak Fuzuli, Baki, gibi sanatçılar yetiştirmiş. Yunus Emre’yi, Şeyh Gakip’i zirvelerine taşımış. Ahmet Cevdet Paşalar, Mehmet Akifler bu dil ile tarihe geçen eserler vermişlerdir. TürkçeYunusEmre’nin İslami yazılımını yaptığı, kır dilinden şehir ve medeniyet diline çevirdiği; büyük ve tarihe geçen, insalığın selametine hizmet etmiş bir medeniyetin dilidir.  Tarihi kimliği ile Türkçe maarif, tarif, tarife, alim, muallim, talim, terbiye, tedris, ders gibi pek çok kavram ve alanla akraba ve anlam ilişkisi olan, anlam ve anlatım alanı bulunan bir kavramdır . Oysa eğitim öğretim yukarıdaki bütün anlam ve anlama alanı ile düşünce tesirinden sıyırılıp, tefekkür ve tarihi kimliğimize sınırlar bariyerler oluşturmaktadır. 

Maarif özünde insanın inşasını, yeryüzünün imarını içine alan, iyilik ve merhamete dayanan kök değerlerimizden beslenen, insanı hem bu dünya için, hem de ahıreti için çalışmaya, insanlığa adalet ve iyilik götürmeye doğru ruh ve perspektif olarak hazırlayan, hakkı, hakikati ve hakkaniyetli olmayı esas alan, inancımızın esaslarını insanlarımızda davranış ve kültür haline getirmeyi hedef alan oldukça geniş bir fikri tayfı ve ideali olan değerler alanının adıdır.  Bütün bu anlatımlar ışığında düşünüldüğünde bir kavram olarak maarif, açıkçası daha derinlikli ve kuşatıcı bir tefekkür ihtiyacından doğmuştur. 

Yazılarınızda sık sık akıl–kalp birlikteliği ve insanı merkeze alma vurgusu öne çıkıyor hocam. Bugünkü eğitim tartışmalarında en çok neyi kaçırıyoruz? “İşin özü” dediğiniz yer tam olarak neresi yahut nereler?

Memiş Okuyucu: Batı menşeyli modernizmden besleneninsan, tanımında sadece doğum ve ölüm arasında bir tüketim nesnesi olarak ele alınır. Oysa insan bir maksat ve gayeyle yaratılmıştır. Bu dünya hayatından sonra karşılaması gereken ölüm ve ahıret hayatını unutmadan bir yeryüzü hayatı tasarım ve tasavvuru düşünmek üzere gönderilmiştir. İnsanı tüketici olarak gören anlayışlar o yol üzerinde insanı bu niteliklerinden sıyırarak köleleştirmeye mahkum eden perspektif, kavram ve yaşama alanından oluşan bir hayat nizamı öngörmekteler.  Bu yolla kurulan batı felsefesine dayanan yeryüzü düzeni insanı ve insanlığı büyük ölçüde deformasyona uğrattı. İnsanı fıtrat, vicdan ve merhamet alanından uzaklaştırdı.  Oysa insanın kalpten bir seviye, ötekine yardım duygusuna, cemiyet halinde yaşamaya ihtiyacı vardır. Varlık alanı olan cemiyette aidiyet duygusuna  ve bir kimlik kültür içerisinde yaşamaya ihtiyacı vardır. Tevazu, dayanışma, adalet duygusu, iyilik, ihtiyaç sahiplerine ve cemiyette dejavantajlı olana yardım, merhamet, vicdan ve fıtrat insana kalp eğitimi yolunda olgunlaştıran değerlerdir. Ahlâk ile beslenen ibadetler insanı kalp eğitimi yolunda olgunlaştıran manevi değerlerdir. Sabır, cömertlik, alicenaplık toplumda öteki ya da kendinden gayrısının varlığını kendisi gibi görmeye hazırlayan değerlerimizdir. Bugünkü eğitim tartışmalarının özünde klasik sistemimizin ilmi terbiye dediği pedagojik kaygılardan çok ideolojik tavır alışlar ön plana çıkmaktadır. ‘’Nasıl bir insan’’ sorusuna vereceğimiz cevabın bütünü eğitimin özünü teşkil eder. Bizimde içinde bulunduğumuz eğitim sistemleri küresel tüketim düzeninin büyük ölçüde araçsallaştırdığı aparatlara dönüştürülmüş durumdadır. Neticede insanlığın bu yolla geldiği, getirildiği nokta sürdürülebilir değildir. O nedenle insanı ve insanlığı merkeze alan iyilik, merhamet, dayanışma, adalet, hak ve hukuk temellerinde hakikat düşüncesi ile kimlik kazandırılan, inancımızın ana esaslarının kültür ve müfredat haline getirildiği insanı tasavvur ve realize etmeli. Bu minval üzere maneviyat ve kültür temelli bir eğitimi insanlığın hizmetine sunmalıyız. 

“Millî eğitim/millî model” dediğimizde, bazen bazılarınca içine kapanma gibi de anlaşılıyor. Siz millî olanla çağdaş/evrensel olan arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Bu dengeyi bozan en tipik yanlışlar neler?

Memiş Okuyucu: ‘’K12, 21. Yüz yıl yeterlilikleri’’ vs doğrudan batıdan alınan modeller özünde o ülkelerin kendi insan tasavvuruna dayanmaktadır. Bu ve benzeri modelleri alıp doğrudan uygulamaya koymak şeklindeki örnekle için en tipik yanlışlar ifadesini kullanabiliriz. 

Oysa yukarıda tarif ettiğimiz üzere biz kendi iki yönlü insan tasavvurumuzu yapmalıyız. Elbette bütün insanlığı birikimi ile bugüne getirilmiş olan eğitimin bilgi ve birikiminden faydalanacağız. Bu arada öğrenme ve bilgi aktarımının büyük ölçüde okullardan dijital ve çevrimi evrene kaydığını görmeliyiz. Gelişen teknoloji ile önümüzdeki on yıllar içerisinde mesleklerin yüzde 65’ine ihtiyaç duyulmayacağı, yapay zekâ uygulamaları ile binlerce yeni meslek ve iş alanının ortaya çıkmakta olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Gereğini yapmak üzere bu durumu yakından izlemeliyiz.  

Çocuklar öğrenmede sadece okul binalarıyla sınırlandırılmamalı. Bu evrensel boyuttur.

Ancak biz özünde bir kimlik ve kültür tanımlaması yaparak benlik inşası denilen değerleri, dört yaşından itibaren çocuklara din eğitimi, kimlik eğitimi olarak vermeliyiz. Bugün tarihi gelenekleeri içinden gelip dünyanın sayılı ekonomileri arasına giren japonlar, kendi kültür ve dilleri insan yetiştiren Fransız, İngiliz ve Almanlar içe kapanmış sayılmıyorlar. Bilakis kendi insan tasavvuru üzerinden insan inşa ederek medeniyet yarışında yol ve mesafe kat edebiliyorlar. Eğitim sistemimiz en evvela tarihi kimliği ile Türkçe öğreterektemellerini kurmalı. Sonra da; edebiyatımızı, bilim tarihimizi ve geleceğimizi içine alan akıl ve muhakemeyi çalıştıran ‘’bilgiyi ve bilgeliği’’ kıymet olarak davranış haline getirecek benlik ve kimlik inşa ederek, çocuğun yaratıcısını tanıyacağı, temel kimlik değerlerini davranış haline getireceği bir temel insan anlayışını benimseyerek eğitim sistemimize muhteva kazandırmamız gerekiyor. 

Sizde eğitim meselesi, kültür ve tarih meselesinden kopmuyor. Kültür–tarih–kimlik üçgeni bireyin düşünme biçimini nasıl etkiliyor? Bu üçlüden biri zayıfladığında ne oluyor?

Memiş Okuyucu: D. Mehmet Doğan merhum üstadımız‘’Tarih zamanın matematiğidir. Tarihsiz toplum talihsiz toplumdur’’ der. Ecdat bugünkü varlığımızı tarihi kimliğimizi tarih ilminin kurallarına uyarak bize miras bıraktı. Bugün bizde tarihi birikimimizden faydalanmalı. Bu düşünme biçimine tesir eden en kuvvetli müktesebatımız Türkçe’dir. İki insanın biribirleriyle buluşmaları için kullandığımız ‘’rastlaşmak’’ kavramının anlam alanı bize  hayırla karşılaşmayı anlatır. Sadece karşılaşmakta bu manevşi alanın ortadan kalktığını görebiliriz. Ekmek klasik kültürde ‘’nan-ı azizdir. Her şeyin sahibi olan ekmeği, yemeği veren Allah’a şükür vardır.  Evvelinde besmele, temizlik ve el yıkama sonrasında yine el yıkama ve Allah’a şükür vardır. Oysa kapitalist kültür bunu ‘’yemek tüketimi’’ ‘’ekmek tüketimi’’ olarak tarif etmek suretiyle sadece bir ekonomik faaliyet boyutunu bize göstermektedir. Verdiğimiz örneklerden her kelimenin bir ya da daha fazla anlam alanına işaret ettiğini, işaret edenin değişimi ile işaret edilenin de değiştiğini pek ala görebiliriz. 

Bu örnekleri hayatın pek çok alanında doğru genişletebiliriz. Bu durum da dünyayı anlama ve algılama biçimlerimize, düşüncelerimize tesir emektedir. 

Bugünün genleri Farabi’yi, İbni Sina’yı, Karacaoğlan’ı, Süleyman Çelebi’yi,  Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u tanıyıp şahsiyet ve tecrübeleri ile kişiliğini inşa etmeli. Bunun yanında Dekart’ın bilgi,  deney ve birikiminden de faydalanmalı, İmmanuel Kant’ın görüşlerinden de istifade etmelidir. Biz de gelecek atalarımıza toplumumuzun bilgi ve tecrübelerini geliştirerek, zenginleştirilmiş kültürel  müktesebatımızı miras olarak bırakamak mecburiyetindeyiz. 

Dil çalışmalarınız (yerel ağızlar, kelimeler, deyimler, atasözleri) çok kıymetli bir alan açıyor. Dil, hafıza ve karakter arasındaki bağı nasıl görüyorsunuz? Yerel dil zenginliği kaybolduğunda aslında ne kaybediyoruz?

Memiş Okuyucu: Dil, kültürün ve milletin maddi manevi varlığının taşıyıcısıdır. Dil ve birikimini oluşturan bütün unsurlar milletin düşünce dünyasının evi mahiyetindedir. Efsaneler, masallar, destanlar, hikâyeler, anlatılar, edebi eserler başta olmak üzere aynı dil üzerinden gelen bütün kültürel aktarım şekilleri milletimizin karakterini belirlemektedir. 

Yerel ağızlar, kelimeler ve deyimler tarihi Türkçenin zenginlik unsurlarını teşkil eder. Anlaşma kaynaşma ve birleşme alanlarımızı belirler. Bugün Anadolu’da herhangi bir köyde duyacağınız ‘’niynen’’ sözünü Azerbaycan’da da duyar,  ‘ne yapıyorsun’’ yahut ‘’nasılsın’’ anlamlarında Oğuz Türkçesinden miras olarak kültürel bir anlam birliği oluşturduğunu görürsünüz. Dilimizin oluşmasında milletimizin tarihi kimliğinin, tarihi kültürünün izlerini  en çok kısa kelimelerin baskın ve fazla oluşunda görürüz. ‘’yap, kes, at, vur’’ v.b. Başka bir açıdan da bu durumu millet karakterinin dile yansıması olarak görebiliriz. 

Şehir üzerine düşündüğünüzde (özellikle Ankara) şehir insanı neye benzetilebilir? Şehir, insanın inancını/ahlakını/yalnızlığını nasıl dönüştürüyor; siz modern şehirde dindarlığı nasıl okuyorsunuz? 

Memiş Okuyucu: Şehirler tarihten getiripbugünü ilave ederek inşa ettikleri mimari ve kültür eserleri ile bir zihniyet, bir zihin ve fikir alanı meydana getirirler. Bu eserler de döner içinde yaşayan insanları inşa eder. İnsan en çok yaşadığı şehirden öğrenir. Velayeti Türkistan coğrafyamızdan Ankara’ya, Anadolu’ya taşıyan, İstanbul’un fethini Ankara’dan başlatan Hacı Bayram Veli “Çalabım Bir Şar Yaratmış” adlı şiirinde “Nâgehân ol şâra vardım / Ol şârı yapılır gördüm / Ben dahî bile yapıldım / Taş u toprak âresinde” mısraları ile gönül şehrinin inşasını,  (insan-ı kâmil olmaya) doğru bir işaret olarak anlatırken de bu inşa sürecine işaret etmektedir. 

Dergi, dijital mecralar, faaliyet ve etkinliklerdeki yazılarınız ve kitaplarınızda bir “yöntem” var mı? Bir fikir sizde nasıl kitaba dönüşüyor, nasıl karar alıyorsunuz? Not tutma, okuma, tasnif, demlenme… Sizi yazıya götüren asıl tetikleyici unsur ne veya nelerdir?

Memiş Okuyucu: Yazmak bilgi, zihin, fikir ve tefekkürün insan da veludiyete dönüşmesidir. Maarif olarak benimsediğim eğitim ve Ankara ağırlıklı bir yazı serüvenim oluştu. Yazı serüvenimde temel hedefimi; konuyu zihnimde olabildiğince olgunlaştırarak eskilerin imal-i fikir dedikleri teorik bir çerçeve oluşturma çabası olarak ifade edebilirim. Her yazı zihnimi, fikrimi, tefekkürümü ve zamanımı domine eder. Bir yazı, tema,  kitap bitince zihin ve fikir olarak sonraki konuya intikal ederim. Okumalar, araştırmalar, yürüyüşler, seyahatler ve sosyal etkileşimler kamil bir yazı için fikri olgunlaştırmalarımın düzenli aşamalarını teşkil ederler. Zaman zaman ilmi muhtevalı tematik konuşmalar dinler notlar tutarım. Kimi zaman filmler izleyerek senaryonun söylettiği klişe sözlerin izlerini sürerim. Okuduğum kitapları altı çizili satırlarım üzerinden tekrar tekrar okumalara tabi tutarım. Her hadise ve yazı konusunun büyük hikayedeki yerine odaklanırım. Hadise ve konuları büyük hikayemiz ve büyük tarihimizdeki yerimizden görmeye çabalarım. Eğitimde konunun özüne ulaşabilmek için beş eski Milli Eğitim bakanı ile temas, görüşme ve röportajlar yaptım. İçinde iller arası yolculuklar yapmayı da ihtiva edecek şekilde iki eski Diyanet İşleri Başkanı ile görüşme ve röportaj yaptım. Milli Eğitim Bakanlığı bürokrasisinin eğitim ve mesleki eğitim yetkilileri ile farklı zamanlarda görüş alışverişlerinde bulundum. Zaman zaman okul ziyaretleri yaparak eğitim, okul, idareci, öğretmen ve  öğrenci olarak gelişme ve akışa dair bilgi ve kanaat oluşturmaya çalıştım. Bu çabalarım halen de devam etmektedir. 

Eğitime dair bilgi, fikir, ve kanaat taşıyan yüzden fazla, hoca,maarif adamı, eğitimci, spesifik çalışma yürütmüş olan ekip lideri,  hoca, akademisyen ve fikir adamı ile muhtelif dereceli görüşmeler ve fikir alışverişlerinde bulundum.   Terkip, tahlil ve tahkik metotlarını mutlaka kullanırım. Meseleleri kendi penceremden geliştirdiğim ‘’çoklu öğrenme’’ penceresinden anlama ve alnlamlandırmalara tabi tutarım.  Yazı ve kitabı iç dünyamda araştırma ve okumalar yoluyla bir olgunlaştırmaya, tabi bir tekemmülata tabi tutarım.  Eğitimin milliliği yolunda, ülkemiz gençliğinin potansiyelini harekete geçirecek nitelikli bir eğitim için, insanlığa iyilik ve merhamet taşıyacak, Hakk’ı ve hakikati bilen bir nesil yetiştirebilmek yolunda kendimi şahsi sorumluluk sahibi olarak görmem, yazı heyecanımı tetiklediği gibi motive de etti. Eğitimin yapılacaklarına dair sadece göreni değil öreni de olmak için kalem kılıç yollara düştük.

Hem yazan hem okuyan biri olarak sorayım: “İyi okur” ve “iyi kitap” sizce nasıl tarif edilir? Bir kitabın okuru büyüttüğünü nereden anlarsınız? 

Memiş Okuyucu: İyi okur, tefekkür dünyasının hedef ve istikametini isabetle belirleyerek bu duruma uygun, zihin ve fikrinin bu yöndeki olgunlaştırmalarını besleyebileceği kitabı seçen kimsedir. İyi kitap ise okurun zihninde oluşturduğu ana ve yardımcı düşünce alanlarındaki suallerine cevap bulunabilen kitaptırKitabın muhtevasının, okuru büyüttüğünün en sahih göstergesi içindeki bilgi ve görüşlerle okurun muhtelif iletişim kanallarını kullanarak size geri dönüş yapmasıdır. Bu dönüşler bazen içinde sorularla beraber olabilmektedir.

Dijital çağ, okuma refleksini ve dikkat düzenini değiştirdi. Gençlerin okuma/öğrenme biçimindeki değişimi siz nasıl gözlüyorsunuz? “Derin okuma”yı yeniden güçlendirmek için sahici (romantik olmayan) ne önerirsiniz? Son olarak hazır konu buradan açılmışken yayınlanan kitaplarınıza tepkiler, geri dönüşler hakkında neler söylersiniz?

Memiş Okuyucu: Eskiden hızlandırılmış eğitim diye bir şey vardı. Şimdi gelişen teknolojiler hayatın bütününü hızlandırdı. Mesleğe başladığımız yıllarda çocuklar senenin ocak şubat aylarında okuma yazmaya geçerlerdi. Şimdi çocukların hazır bulunuşluk seviyeleri çok arttı. Bir kısmı evde okumayı öğrenip geliyor. Kalanlar da ilk bir ayda büyük ölçüde okuma yazmayı öğrenmekteler. Çünkü zihin uyarıcıları çok arttı. Bu hızlandırılmışlık hayatın bütün alanlarında geçerli. Bu  dafiziki yaş olarak hızlı büyüyen ama olgunluk çağı daha arkadan takip eden bir nesli beraberinde taşıdı. Toplumsal aidiyeti ve kimlik aidiyetini artırıcı bir sosyal etkileşim oluşturmak gerekiyor. Çocukları hayatlarının büyük rollerine hayatın küçük rollerini ‘’büyük’’ ve ‘’fırsat’’ görerek hazırlamak gerekiyor. Gençlik üzerinde aile ve ebeveyn tesiri şimdi dijital dünya ve okulla paylaşılmakta artık. Aile içinde çocuklarla etkileşimi ve diğer alanlarda sosyal etkileşimi güçlendirmeliyiz. Çare, insan ve insani olanı derinleştirmekten geçmekte. Çocuk eğitimi ve dijital dünya konusundaki gelişmeleri de dikkate alarak aile eğitimlerimizi artırmalıyız.Okuduğunu anlama kılavuzu diyebileceğimiz fahri dijital yayınlar çok arttı. Bunlardan biyografi, kitap özeti, kitap anlatımı, kitap tanıtımı ve her güne bir kelime ve etimolojisiüzerine bir öğrenme faslı oluşturup, bilgi ve etkileşim yoluyla istifade edilebilir. 

Yayınlanmış yedi kitabım oldu. Eserlerim eğitim ağırlıklı. Mümkün mertebe fikirleştirme ve teorik çerçeve oluşturmaya çalışan, kendi bakışımızı daha da gelişrimeye çabaladığım bir yazı serüvenim seyretmekte. Eserlerimize halka ve kamuya açık yerlerde ulaşılabilmekte. Zaman zaman okur geri dönüşleri almaktayım. Talebe göre oluşan konferans, sunum, seminer, bilgi şöleni şeklinde de devam eden çalışmalarımız da olmakta.   

“Maarifin Sesi” sitesi çerçevesinde hem editörlük hem yayıncılık tarafınız da var. Bu platformu kurarken neyi mümkün kılmak istediniz? Bugün geriye dönüp baktığınızda, hedeflediğiniz etki ile oluşan etki arasında hangi farklar söz konusu acaba hocam?

Memiş Okuyucu: Eğitimi ve milliliği üzerine ülkemiz maarifinde bir düşünce alanı, bir soluklanma alanı oluşturma hedefi ile yola çıktık. Hedefimiz muhtelif cephelerden maarifimizdeki düşünce alanının derinleşmesine katkıda bulunmak. ‘’Hedef ve etki oluşturmak’’ meselesi alanda inandığınız istikamette sebatkar çabaya devam etmekten geçiyor. İlim/bilim yolculuğunun özünü bizim klasikler ‘’gayrethayret(merak), gurbet’’ diye açıklardılar. Bir başka açıdan ise ‘’genişlerken derinleşmek, derinleşirken genişlemek’’ cephesiyle de sürdürmek gerekiyor. Maarif yolunda yazmaya, okumaya, anlamaya, ve anlamlandırmaya ve karınca misali yolda olmaya devam ediyoruz. 

Son olarak: Yirmi yıl sonrasının Türkiye’sini eğitim-kültür açısından düşündüğünüzde, sizi en çok umutlandıran ve en çok kaygılandıran şey-şeyler ne? Bugünden atılması gereken “en kritik 2–3 adım” hangileri, neler yapılmalı şimdiden Memiş Hocam?

Memiş Okuyucu: Benim babam 1909 doğumlu idi ve biz evimizde zaman zaman tekrar eden bir ‘’kıtlık’’ sözüyle büyüdük. Bugün geldiğimiz nokta itibari ile sahip olduğumuz nimetlerimizin haddi hududu yok. Bu toprakları kolay elde etmedik.  Kolay da elde tutulmuyor. Ülkeler silahla kurulur ama ilimle korunur ve yükseltilir. İlimn, bilim ve teknoloji ortaya koymak uğruna çabalarımızı durmadan dinlenmeden sürdürelim. Ülkemizin, coğrafyamızın, kültürümüzün ve insanımızın kıymetini bilelim. Derin ve büyük bir tarihi tecrübe ve oldukça dinamik bir nüfus ve dinamik bir gençliğimizin olması umudumuzu daima diri tutuyor. Kaygı sözünü hassasiyet olarak alırsak, birlik ve dirliğimizi güçlü tutmaya azami dikkat gösterelim isterim. Birliğimizi güçlü tuttuğumuz sürece yeryüzüne adalet ve iyilik götürebilecek yegane medeniyet mirasçıları durumundayız. 

Hocam vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum. Son olarak eklemek ya da söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Memiş Okuyucu: Ben teşekkür ederim.

https://www.pusulahaber.com.tr/medeniyet-dili-nasil-yetim-kalir-1831512h.htm

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.