eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Muğla da Ramazan; İnsanın Anlam Arayışının Serüveni

İnsan doğuştan anlam arayışı ile gelir. Anlam arayışı insanın kendini bilmesi, tanıması, keşfetmesidir. İnsanın hayatını idealize edecek bir gayesinin-amacının olması, huzurlu bir yaşam için vazgeçilmez en temel faktördür.

İnsan yaşamının tarihsel serüveninde, Pek çok filozof ve bilim insanları, insanların ikili dünyasından bahsederler. İnsanın dünyası çoğunlukla; beden-ruh, inançlı-inançsız(ateist), bilinç-bilinçsiz,iyi-kötü, güzel-çirkin, akıl-duygu, sabit zihniyet-gelişim zihniyet, vb gibi ikili olarak kategorileştirilmektedir. Bunun deterministiği ise insanın anlam arayışı, varoluş serüvenini anlama, açıklama ve keşfetmedir.

İnsan davranışlarını önceden tahmin etmek hem kendi hayatını hem de toplumsal hayatını düzenleyerek daha üst bir yaşam memnuniyeti ve medeniyeti oluşturmaktır.  Yaratılmışların hem en şereflisi hem de aşağıların en aşağısı olarak tanımlanan insan, zekâsı sayesinde geliştirdiği aygıtlarla denizlerin altında yüzebilmekte ve dünyanın dışında aylarca yaşamını sürdürebilmektedir. Buna karşılık kendi ırkını yok etmek içinde atom bombaları icat ederek masum insanları katletmekten kendini alıkoyacak etik değerleri dünya kamusal alanlarında çoğunlukla ortaya koyamaz. İnsan bazen kendi duygu durumlarının esiri olacak kadar hem zavallı hem de kâinata zarar verecek kadar da zekidir.

Peki insanın bu iki özelliğini dengede tutabilmek nasıl mümkün olacaktır? Yaratan yaratılanın özelliğini çok iyi bildiğinden, onun bu ikili dünyasını düzenlemek için; bir taraftan peygamberler, kitaplar göndermiş, bir taraftan da akıl ve zekayı bahşederek davranışlarının sorumluluğunu ve tercihini insana bırakmıştır. Sonuçta bu iki bahşedilen özelliklerinden dolayı insan, aklı ve zekasıyla yaptığı eylem ve tercihlerinden sorumlu tutulmuştur.

İnsanın doğuştan getirdiği genetik özellikler ile aklı ve zekâsı içsel faktörleri oluştururken, akran grubu, mesleği, aldığı eğitim, okuduğu kitaplar, doğduğu yer ve zaman ile yaşadığı şehir onun çevresel-dışsal faktörlerini oluşturur. Bu iki temel faktör insanın tüm duygu, düşünce, inanç, tutum ve davranışlarına yön verir. İçsel faktörleri doğuştan getirdikleri için onlara fazla müdahale edilemezken çevresel faktörlere müdahale edilebilir ve değiştirilebilir. Yaşadığınız çevreyi, şehri, arkadaşlarınızı seçebilirsiniz. Bu seçim sizin manevi yaşantınızı derinden etkiler. Bu bağlamda yaşanılan şehirler insanın öğretmenleri gibidirŞehir, coğrafi konumlarıyla, biriktirmiş olduğu kültürel kodlarıyla, entelektüel ve estetik birikimleriyle yukarıda kategorileştirilen insanın ikili dünyasını etkileyerek insanın duygu, düşünce, tutumla birlikte seküler ve dini yaşayış biçimlerini şekillendir, kimlik ve kişilik kazandırır.

Her bir şehrin diğer şehirler ile benzerlikleri olduğu gibi farklılıkları da vardır. Bu benzerlikler ve farklılıklar şehirlerin kimliklerini ve karakterlerini oluşturur. Şehirlerin benzer kimlikleri, değerleri, inançları, toplumsal yapıyı bir millet haline getirmesini sağlarken, farklı yanları ise maddi ve manevi zenginliği ile medeniyet kültürünün oluşmasına katkı sağlar. İçinde yaşayan insanlar, bu şehrin kimliklerinden etkilenirler. Şehrin kültürüyle duyguları, düşünceleri, tutumları, bilgileri, inançları ve davranışları şekillenir.  

İnsanların ikili dünyalarındaki duygu, değer, ahlak, akıl gibi vicdani yönlerini besleyen “inanç” sistemleridir. Bu inançların ve inançsızlığın yaşandığı yerler ise şehirlerdir. Bu şehirler bu değerleri ya adanmışlık düzeyinde ruhlarına sindirerek yudum yudum geçmişten geleceğe miraslarını taşıyarak yaşarlar ya da “jakoben kapitalizmin” “değerleri” yok eden dayatmasıyla aşağılık bir kompleksle farkında olmadan “mankutlaştırılan düzeyde demoralize” olarak yaşarlar. Adanmışlık düzeyi; mecnun’un leyla’ya sevdasının yanında, leylanın köyüne… bile saygıyı besleyen kültürel bir koddur. Muğla kadim medeniyetlerin şehridir. Kültürel kodları hem batılı hem doğulu medeniyetlere tanıklık ettiğinden farklılık ve zenginlik harmonisiyle geçmişten günümüze “filozofların entelektüelleştirdiği” ve sanat ve bilim insanlarının duygusal zekasıyla inşa edilen “mekânın estetikleştirildiği” efsunkar bir şehirdir. Böyle bir şehrin insanı etkilemesi doğaldır. Entelektüelliğin ve estetiğin harmanlandığı Muğla şehrinde ramazan ayı diğer şehirlerdeki gibi benzer özellikler taşımakla beraber, kendine has ritüelleri de yaşamakta ve yaşatmaktadır.

Muğla’da Ramazan köklü bir geleneğe de sahiptir. Beylikler döneminden başlayarak Osmanlı imparatorluğunun gönül erenlerinin nakşettiği ve hala da adlarıyla müsemma olmuş “şahidi cami” gibi camilerinin ramazan aylarında dolup taşması ve kutsiyetini sürdürmesi, günümüz kültürel yozlaşmasına meydan okumaktadır. İftar sofraları, cami sohbetleri, sivil toplum kuruluşlarının ramazanda yaptıkları dini seminerleri, camilerdeki kılınan teravih namazları, teravih namazına anne ve babalarıyla gelen çocukların camilerdeki koşuşturmaları, onların gelecekteki unutulmayacak anılarının inşası oluşturmaktadır. Özellikle MSKÜ caminde, namaz sonrası cami imamının ve müezzinin samimi ve içten tutumları ikinci bir ibadet ritüeline dönüşen caminin içerisindeki odada entelektüel birikimi olan cemaatle dini sohbetleri ve demlenmiş çay ikramları ramazan ayının geleneksel seçkin bir ritüeli haline gelmiştir. Muğla ramazan ayında insanların sosyal ve dini sohbetleri, teravih çıkışı cami önlerindeki birbirleriyle sanki kırk yıllık hasret giderici ve ruhları tedavi edici samimi sohbetleri, bu şehirde yaşayan insanların kimliklerini ve karakterlerini modernite zamanlarda sanki yeniden inşa etmektedir.

 Muğla ramazanın en güzel yaşandığı yerden biride Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Merkez camiinde hissedilmektedir. Özellikle de belirli gün ve ramazan ayında cami dolup taşmaktadır. Öğrenciler ramazanın maneviyatını bu cami külliyesinde daha çok yaşamaktadırlar. Cami imam ve müezzinleri aynı zamanda ilahiyatta okuduklarından entelektüel birikimlerini vaazlarında ve kuran-ı güzel okumalarında göstermektedirler. Böyle olunca da cami cemaati şehrin her taraftan gelmektedir. Özellikle cuma günleri hutbe ve vaazlarda ayrı bir manevi ritüel gerçekleşmektir. Öğrenciler ve cemaat, ramazan ve kuran ile ilgili bilgilenmektedirler: Kur’an bu ayda indirildiği, bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesi ramazan ayının içinde yer aldığı, onbir ayın sultanı olarak diğer aylardan daha hayırlı, bereketli ve üstün olduğu vaaz ve hutbelerde zikredilir. Ramazan ayına ulaşanların oruç tutmasının emredildiği vurgulanan Ramazan, ramdâ’ kelimesinden türediği ve “kuru sıcak” anlamına geldiği yönünde bilgilendirmeler verilmektedir. Bununla beraber Ramazan’da oruç tutmak, bireysel ve toplumsal empatinin katalizör olduğu, zengin ve yoksulu, genç ve yaşlıyı, toplumdaki en imtiyazsız kişilerin acılarını, ıstıraplarını, kederlerini açlık ve susuzluk duygu durumlarını kalplerde hissederek empati kurmanın ve yardımlaşmanın dini bir görev olduğu hissettirilmeye teşvik edilir. Muğla’da ramazanla birlikte dini sohbetler yoğunlaşmaktadır. Sohbetlerin temel kaynağı, kuran ve peygamber efendimizin hadislerine dayandırılmaktadır.  Konuyla ilgili olarak; “Bakara suresinin 183 ve 185. Ayetlerinde “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı”. İnsanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır.” gibi ayetler bilgilendirici sohbetlere örnek olarak verilebilir.

Muğla ramazan sohbetleri diğer şehirlerdeki sohbetlere bezerdir. Muğla’daki insanlar kendi aralarında konuşurlarken; “Nerede o eski ramazan ritüelleri, nerede o eski iftar sohbetleri ve sofraları” vb gibi cümlelerle ramazanın edebiyatını yapmaktadırlar. Muğla’da insanlar çocukluk ve eski yıllarda ramazan ayında yaşanan ve akıllardan hiç çıkmayan geleneklerimiz sürdürürken hem geçmişi yad ediyor hem de “ramazan edebiyatının külliyesinin” terennümünü sürdürüyorlar. Her ramazan ayında hem aile büyüklerinin hem de belli yaşlardaki insanların özlenen “eski ramazanları” diye başlayan sohbetleri bir kültür aktarımı olmaktadır. Böyle sohbetlere tanıklık eden çoluk, çocuk ve gençler büyüklerin neye özlem duyduklarını anlamaya çalışarak anlam arayışlarının inanç kaynaklarını” oluşturabilmektedir.

Muğla’da ramazan ayında hala kadim kültüre sahip ve bu kültürü devam ettiren sessiz bir çoğunluk var. Bu çoğunluğun çocukları oruç tutma ritüellerini heyecan ve meraklarını sahura kalkma ve iftar sofralarında heyecanla bekleyerek yarım tutukları oruçlarını ana ve babalarına vermeleri ve harçlıklarını almaları ayrı bir kültürel miras olarak genç zihinlere nakış nakış işlenmektedir. Muğla’da eski gelenekleri yaşayanların anlattıklarına göre; özellikle sahura kalkmalar çocuklar için unutulmaz anılardır. Sahura kalkmak hem çocuklar hem de aileler için ramazan ayının en ritüel anları ve anılarını oluşturmaktadır. Zira “Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket vardır” kutsiyeti insanın duygu-durumlarını zenginleştirmektedir. Çocukların ramazan ayındaki iftar ritüellerini aileleriyle paylaşmaları, “geleneğin közünün” aile ocaklarında tüttüğünü göstermektedir. Bu ocaklar, iman ateşiyle daima yanacak, yardım ve empati yayılacak, sosyal ve duygusal özellikler toplum inşasındaki harç olan değerleri” güçlendirerek devam ettirecektir. Muğla geçmişten günümüze manevi kültürel kodları, kendilerine has mimariyle Muğla evlerinde, sokaklarında, mahallelerinde yaşamaya devam etmektedir. Muğlalılar ramazan ayını sabır, ibadet, rahmet, mağfiret ve bereket ayı olarak kabul ederler. Ramazan’da oruç tutmak, teravih namazı kılmak, kuran okumak, dua etmek, sahur yapmak, iftar yapmak, yardımlarda bulunmak büyük bir coşku ve heyecan oluşturduğunu bu heyecanın millet bilincinin bir harcı olduğunu söyleyerek gönüllerinde de hissederler.

Muğla’da mübarek ramazanı hala kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal bir miras olarak yaşanmaktadır. Muğla şehrindeki ramazan, yurt içinden ve yurtdışından şehre okumak için gelen öğrencilerin, şehirdeki yardımseverlerin ve sivil toplum kuruluşlarının vermiş oldukları iftar sofralarıyla ve sohbetleriyle şenlenmektedir. Şehre gelen öğrenciler-gençler şehrin manevi atmosferini paylaşmanın, sevginin ve hoşgörünün yansımasıyla sohbetlerini ve ramazan yaşantılarını sürdürmektedirler. Çoğunluğu kafeler de özelliklede geceleri geç saatlere kadar zamanlarını boşa geçiren, maalesef zamana yenik düşen öğrencilerin-gençliğin yanında, islamın manevi duygu ve fikriyatıyla kendi varlıklarının anlam arayışlarını idealiz eden bir gençliğinde olduğunu vurgulamak da yarar vardır. Bu öğrenci gençliğinin, aynı zamanda ramazandaki anlam arayışlarını hem kendileri için hem de Muğla’nın manevi kültürel iklimini canlandırması açısından Muğla’ya katma değer yaratabileceği görülmektedir. Bunun içinde çaba ve umut var olmak her zaman iyidir.            

Muğla’da Ramazan ayının olmazsa olmaz ritüellerinden bir de ramazan davulcularıdır. Bu sende halkın isteğiyle mahallerde ramazan davulu çalınmaya başlanmıştır.  Muğla sadece merkez ilçe olan menteşeden ibaret değildir diyen Muğla’nın geçmişten günümüze belleği olan, herkes tarafından sevilen, bilgi ve görgüsüne inanılan Şadi Pirinci beyle sohbet ettiğimizde Muğla’daki ramazan ayının ayrı bir manevi sayfaları açılıyor, samimiyet ve idealize olmuş bir vatan-millet ruhaniyeti sohbetin ana konusu oluveriyor. Muğla’da ramazanlar nasıl geçiyor ve yaşanıyor? Diye Şadi Pirinci beye sorduğumda, gözleri eski kadim geleneklere ve çocukluk anılarına dalarak anlatıyor: Ramazan davulcuları ve ramazan topunu atan adamlar vardı. “İnsanları sahura kaldırmak için ramazan davulcularının mahallerde davul çalmaları gecenin ayrı bir şenliği olurdu. Bu gelenek, maniler eşliğinde sokak sokak dolaşan ve bahşiş toplayan davulcularla mahallede ayrı bir gece şölenine dönüşür, komşuların lambaları bir bir yanar, o yanan lambalar gönülleri aydınlanır tasavvufi bir hal hissettirir gönüllerde… Bugünde hala bu tasavvufi ruh az da olsa devam ediyor. Elhamdülillah diyor. Muğla’ya, Köyceğiz’e Denzili’den top atan davulcular gelirdi, hatta bir ara sanki bir edebiyatçının titizliğiyle davulcuların ve top atanların betimlemesini öyle güzel anlatıyor ki, sanki o güzel çocukluk anıları gözlerinde bir bir canlanıyor, bizde o anının ritüeline kapılıp gidiyorduk. “Top atışı yapanlar ezanla birlikte, sigarayı yakar, sigaranın ateşiyle ramazan topunu patlatırlardı. Köyceğiz de herkes topu duyardı. Davulcular aynı zamanda mâni de söylerlerdi diyerek Şadi Pirinci üstat aşağıdaki maniyi söyledi:

            Bu kapı kimin kapısı

            Hacı amcanın kapısı

            Bu ayda oruç tutanlara

            Açılır cennet kapısı

            Uyandırın uyandırın

            Gül yastığa dayandırın

Beyefendi o bizim tiryakidir

Şekerli kahveleri beğendirin

Yeni cami dilek ister

Söylemeye yürek ister,

Benim karnım toktur amma,

Arkadaşım börek ister.          

            Derelerde olur mersin

            Yaprakları yere değsin,

            Aldım bahşiş bereket versin

Allah cümlemize uzun ömürler versin.

Muğla’da çocukların maneviyatını inşa eden ramazan ayıdır. Ramazan ayı hiç şüphesiz küçük çocuklar için en heyecan verici kedi çocukluk gelişim dönemlerin en kritik zamanıdır. Muğla’da Ramazan ayı geldiğinde çocukların oruç tutmasının son zamanlarda daha ayrı bir önemi ritüeli var. Çünkü camilerde çocuklar aileleriyle birlikte olmanın yanı sıra onların huzur içerisinde ibadet edişlerine hem tanıklık edip hem de kendi çocuk hayali, tasavvuru ve akıllarıyla eşlik etmektedirler. Bu çocuklara ramazan ayında okullarda dahi hissedemedikleri samimiyeti, maneviyatı ve coşkuyu yaşamalarına fırsatlar verilmektedir.  Her bir çocuk aynı zamanda bir ramazan ve teravih arkadaşlığı edinmekte, çocukluk dönemine dair manevi bir şöleni yaşamaktadırlar. Ramazan’da çocuk olmanın en keyifli yanları; hiç şüphesiz büyüklerle birlikte camilere gitmek, “Dinlenmek ve rahatlamak” anlamına gelen Teravih namazlarında koşturup eğlenmek ve daha sonra ise aileyle sahura kalkmak ve öğle saatlerine kadar tekne orucu tutmaktır. Muğla’da ramazan ayının maneviyatını hissetmek ve oruca alışmak için son derece keyifli ve yararlı olan bu gelenek bugün de pek çok çocuklu evlerde devam etmektedir. Muğla’da yetişkinlerle sohbet etiğimizde hep aile geleneğin kendilerinde bırakmış olduğu ramazan anılarını hala o çocukluk tadındaki gibi anlatmaktadırlar.

            Ramazan pidesi, diğer Anadolu şehirlerinde olduğu gibi Muğla’da da fırınların önünde “pide kuyruğu” ritüellerini oluşturmaktadır. Ramazan pidesi, Muğla’da oruç tutanların aldığı gibi tutmayanların fırının önünde kuyruğa girip sımsıcak pide almaları, o pidenin bir ekmekten öte manevi bir yönünü-katalizörlülük görevini görmektedir. Çünkü ramazan pidesi, ramazan edebiyatının ortak “kültürel metası” ekmeği ve herkesin dilindeki ortak sohbet konusu ve sohbetin lezzetidir. Bu lezzet, “yemesinden daha çok; “pide aldın mı, gidip bir pide alalım, pide susamlı olsun, yoksa yumurtalı mı?” gibi sohbetlere ve ramazan edebiyatına konu olur. Muğla’da sohbet ettikçe insanlar arasındaki etkileşim ruhunu artıran, yedikçe sanki ağızlarda bambaşka tadıyla ruhsal bir huzur dinginliği veren, ekmek fırınlarında özel olarak hazırlanan, istenirse yüzeyine yumurta sürülebilen, istenirse de üzerine susam veya çörek otu serpiştirilen ekmekten daha çok taze sımsıcaklığı ile insanın içini ısıtan, manevi kokusuyla, insanlara ramazanı buram buran hissettiren, ruhunu doyuran özellikli bir ekmektir. İftar saati yaklaşırken fırınlardan yükselen özel mayalı ve yassı bir ekmek türü olan pide kuyrukları ve kokusu yaşlı genç çoluk çocuk herkesi mutlu etmektedir. Aslında bu mutluluk Muğla insanının “varoluşsal durumunu idealize eden” manevi “anlam arayışı” ve yaşayışının bir tezahürüdür.  Muğla’da Ramazan ayı sadece oruç ayı olarak görülmez. Muğlalıların ramazan ayında yaşadıkları manevi ritüeller geçmişten geleceğe yaşanılan geleneklerinin anlam arayışlarının ve anlam bulmuş hallerini yansıtıyor.  

Prof. Dr. Bilal Duman

MSKÜ Muğla

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.