eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Eğitimde Batı ve Doğu’nun Ayrışan Yolculuğu

    Akılcı özgürlüğün kuramcısı Hegel ile doğallıkta erdem arayan filozof Rousseau’nun özgürlük anlayışı benzerlik taşır. Her ikisi de özgürlüğü toplumsal bir bağlam içinde görür ve
    bireyin kendi aklına ve yasalarına itaat etmesini salık verir. Hegel’e  göre sosyal ödevler, bireyin özünü kazanma yoludur ve haklar, ödevlerle orantılıdır.

    Nietzsche ise özgürlüğü elde edilmesi gereken, bir çabanın neticesi olan, bireyin bizzat kendisinin yarattığı, ancak ve sadece iradesine sahip olan bireylere ait bir özellik olarak ortaya koyar. Bu, efendi ahlakıyla yaşayan bireyin özgürlüğüdür. Bu nedenle modern dünyadaki anlam krizinin üstesinden yalnızca “üst insan”ın gelebileceğini savunur. Çünkü üst insan, değerlerin yıkıldığı bir dünyada kendi değerlerini yaratabilen güçlü iradeye sahip bireydir. Nietzsche, insanları efendi ve köle ahlakına sahip olanlar olarak ayırır. Efendi ahlakında iyi olan, soylu ve güçlü olandır; köle ahlakında ise iyi, zayıfların acizce benimsediği “hayır” kavramına karşılık gelir. Köle ahlaklı insanlar zayıf, çıkarcı ve kin doludur. Bu nedenle Nietzsche, sınıflı bir yapıyı savunurken eşitlik, özgürlük ve güvenlik gibi kavramları zayıfların oluşturduğu boş sloganlar olarak niteler. Aristokrasiyi yüceltir ve ona göre aristokrasi, tüm diğer sistemlerin üzerinde, bağımsız bir anlam taşıyan yapıdır.

    Özgürlük kadar, bu kavramla doğrudan ilgili olan Tanrı ve Bilgi anlayışı da Batı ve İslam düşüncesinde farklıdır. Batı düşüncesinin temelleri Yunan ve Roma mitolojisine dayanır. Prometheus’un Tanrılardan bilgi ve ateşi çalması, Batı’da Tanrı’nın bilgiye karşı olduğu yönündeki anlayışın temelini oluşturur. Bu mitoloji, Tanrı ile insan arasında bir mücadele olduğunu gösterir. Buna karşın İslam düşüncesinde Allah, bilginin kaynağıdır; insana öğrenmeyi öğretir. Hz. Âdem’e eşyanın isimlerini öğreten, peygamberlere meslekleri ilham eden Allah’tır. Bu anlayışta Tanrı’dan kaçış değil, Tanrı’ya yakınlık özgürlüğü getirir. Batı’da düşünce, ruhban sınıfın tehdit algısıyla bastırılmışken, İslam’da düşünce Allah’a ulaşmanın yolu olarak görülür. Böylece eğitim, Batı’da isyana ve bireysel özerkliğe yönelirken; İslam’da ilahi hakikate yaklaşmanın bir aracı hâline gelir.

    Batı düşüncesinin temelleri Yunan ve Roma kültürüdür. Özellikle Yunan kültürünün tesirinde kalan Roma düşüncesi batı paradigmasının oluşumunda hayli belirleyici olmuştur. Modern birey ve modern toplum denilen şey, bu etkinin tezahürüdür. İşte bu temellendirme neticesinde batılı insan hem doğaya hem de Tanrılarına karşı mücadele ederek özgürlüğünü kazanmıştır. Buna karşın, İslam düşüncesinde insan Allah’a yakınlaşarak özgürlüğünü elde etmiştir.

    Batı tasavvurundaki bu iki anlayış, yani Hegel’in devlet merkezli özgürlük anlayışı ile Nietzsche’nin birey ve aristokrasiye dayalı efendi ahlakı düşüncesi, modern siyasetin, yönetimin, hayatın, bilimin ve eğitimin iki uç kutbunu temsil eder. Mesela Almanya’nın kamu yararını gözeten eğitim politikası ile Amerika’nın fark yaratma amaçlı eğitim politikaları bu kutupların simgeleri olarak görülebilir. İslam düşüncesi ise bu iki ucu aşarak bilgiyi ve özgürlüğü ilahi bir bağlama yerleştirir. Bu anlayışta özgürlük başkaldırıyla değil, teslimiyetle elde edilir; bilgi ise yalnızca zorlamayla değil, aklî çabanın yanı sıra kalbî açıklık ve ilhamla kavranan bir hakikattir.

    Sonuç olarak; Batı düşüncesinde bilgi, özgürlük ve eğitim, Prometheus’un Tanrılardan çalarak getirdiği bir ateş gibi, çatışma ve başkaldırı ile ilişkilidir. Biz de bu çatışmacı ve başkaldırı yapılı eğitimi uzun süreden beri taklit ettiğimiz için, yetiştirdiklerimizin ekseriyeti kendine yabancılaşmaktadır. Bunun adı kendi kendini sömürgeleştirmedir. Oysa kendi kültür dünyamızda bilgi, insanın Allah’a yakınlaşma aracıdır; bilmek kutsaldır, eğitim ruhsal ve kültürel bir inşa sürecidir. Bu fark, eğitim anlayışlarında da kendini gösterir: Batı temelli eğitim bireyi doğadan ve Tanrı’dan koparıp bireysel özerkliğe savururken, İslam düşüncesinde eğitim bireyi kendi kültür değerleri içinde özgürleştirir.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    1. Leyla dedi ki:

      Batı düşüncesine karşı çok indirgemeci ve monolitik bir yaklaşım.