Tarihçiler arasında Filistinlilerin Türk asıllı olduklarına dair ciddi tartışmalar ve iddialar var. Daha doğrusu Anadolu’dan Filistin’e ve Kenan diyarına hicret ettiklerine dair tartışmalar var. Burada Filistinlilerin kollarından birisini teşkil etmişlerdir. Bu açıdan Filistinlilerin atalarının Anadolu’dan gitme olduğuna dair tarihçiler arasında ciddi bahisler bulunmaktadır. Bununla birlikte hiçbir coğrafya katıksız bir biçimde tek bir unsurdan teşekkül etmez. Bu anlamda Filistinlilerin ataları arasında Türkler veya Anadolu insani olabileceği gibi başka unsurların varlığı da inkar edilemez. İstikra yoluyla yani tüme varım yöntemiyle Filistinlilerin ataları üç unsura dayandırılıyor. Bunlardan birisi Anadolu’dur. Diğeri ise Girit’tir. Üçüncüsü ise Ceziretü’l Arap’tan bazı kabilelerdir. Belki bilmediğimiz başka unsurlar da olabilir. Merhum Şeyh Şamil’in müdekkik torunlarından Said Şamil Ortadoğu tarihi ve coğrafyası ile yakından ilgilidir.
Filistinlilerin atalarının Türkler olduğuna dair ondan da bir takım ifadeler aktarılmıştır. Mazlum bir coğrafyadan olmasına rağmen Said Şamil bey Filistin davasını kendi meselesi olarak benimsemiştir. Adeta şairin şiarını benimsemiştir; Şairin dediği gibi:
Vatanım olarak sadece İslam’ı bilirim*** Onda Şam ve Nil Vadisi birdir
Hangi ülkede Allah’ın ismi anılırsa *** O sınırı vatanımın özü ve bir parçası kabul ederim!
Said Şamil bey Şam/Filistin coğrafyasıyla yakından alakalıdır. Filistin davasını kendi davası saymıştır. El Hac Emin El Hüseyni gibilerle düşüp kalkmış ve onlardan el almıştır. Vaktiyle Sebil dergisinde bu konularla alakalı tefrikaları yayınlanmıştır. Ali Ulvi Kurucu Bey hatıratında bu mevzulara temas etmiş ve Said Şamil beyden Filistinlilerin atalarının Türk olduğunu aktarmıştır.
Netanyahu burada da tarihi saptırmakta Filistinlilerin asıllarının Güney Avrupa’ya dayandığını söylemektedir. Filistinlilere Filistin’den başka ata yurdu aramaktadır. Halbuki bugün İsrail’i oluşturan topluluklar 13’üncü Kabile’nin yazarı Arthur Koestler’in ifade ettiği gibi bir biçimde Güney Avrupa’ya, Hazar Türklerine dayanmaktadır. Filistinlilerle kendi ana vatanlarını takas etmektedir. Yine Netanyahu Hitler’in soykırım tekniğini El Hac Emin el Hüseyni’den ilham aldığını ve öğrendiğini söylemiştir. Bu bize Arapların bir deyimini hatırlatıyor: Remetni bidaiha ve insellet. Hastalığını bana saldı, bulaştırdı ve ardından sıvıştı. Netanyahu sadece bir soykırımcı değil aynı zamanda birinci sınıf sunturlu bir yalancıdır. Düzenbazdır. Deccal’ın hazırlayıcılarından birisidir. Deccalist bir siyasi mühendistir. Netanyahu’nun hilafına mevsuk Yunan tarihçiler Filistinlilerin soylarının Girit’e dayandığını doğruluyorlar. Bu Filistinlilerin kollarından birisini teşkil edebilir.
Filistinliler Kenanlılar veya Kenan diyarının sakinleri olarak da biliniyorlar.
Filistinliler bu diyarın sakinleri olmalarıyla da övünüyorlar.
Mısırlılar Türk soyundan mı?
Mısır diyarından birçok Türk soyu gelip geçmiştir. Bazı hanedanlıklar bu ülkede otağ kurmuşlardır. Bazen yönetici sınıfıyla alakalı Türk sanları ve lakapları kullanılmıştır. Irak’ta Atabeyler, Mısır’da Hidivler, İhşidler gibi. İhşidler Fergane Vadisi sultanlarına has bir lakaptır. Krallar kralı veya şehinşah anlamına gelmektedir. Mısır’da bir hanedanlık kuran Muhammed bin Tuğç san olarak İhşid lakabını benimsemiştir. Tolunoğulları (868-905), İhşîdîler (935-969), Memlûk (1250-1517) ve Osmanlı da dahil olmak üzere çeşitli Türk hanedanları müteakip dönemlerde Mısır’ı yönetmişlerdir. Buraya kadar hilaf yok.
Türklerin Mısır’da bulunmalarının iki dönemi var. Bunlardan ilki firavunlarla anılan kadim Mısır dönemidir. Bu nokta tarih boyurca meçhul kalmıştır. Piramitler yapılırken da Maveraunnehr Türklerinin bu ülkede barındıkları ve yaşadıkları keşfedilmiştir. Piramitlerin temelinde Yahudilerin iddia ettikleri gibi belki Yahudiler bulunmuyor ama araştırmalara göre Türkler bulunuyor. İki dönemde de kölemen sıfatıyla bulunmuşlar ve belki de ardından yönetime gelmişlerdir. İslam’dan önce de sonra da Türkler bu ülkede varlık göstermişlerdir. Kur’an Mısır yöneticileri açısından iki ifade kullanır. Bunlardan birisi firavunlardır ve tahsisen Mısırlı yöneticileri ifade eder. Bir de kral ve krallar ifadesi vardır. Bunlar ise Kur’an ifadesiyle karma ve karmaşık sınıflardır (huleta minennas). Krallar hanedanlık olarak Mısırlı değildir. Türklerin milattan önce Mısır’da yaşadıklarını aktaranlardan birisi de Mısırlı dostumuz Cemal Sultan’dır. Bu hususta bir veri paylaşmıştır: CNN: Yaklaşık 5.000 yıl önce, piramitlerin inşa edildiği dönemde, Sohaç yakınlarındaki “Al-Nuwayrat” köyünde gömülen bir kişinin kalıntılarının insan genomunun DNA analizi, kökeninin %20’sinin Maveraünnehr/Transoxiana’ya (Orta Asya) ve %80’inin Kuzey Afrika’ya dayandığını ortaya koyuyor (https://x.com/GamalSultan1/status/ 1942627745676022148 ).
İlmi dergi “Nature”da yayınlanan yeni keşif, firavunların ırki olarak saflığı hipotezini reddediyor. Bu keşif aynı zamanda Kur’an anlatımına da uygundur. Mısır’ı hem milattan önce hem de sonra çeşitli ırklara mensup kölemenler idare etmiştir. Bunlardan bir kısmını veya mühim bir oranını Türkler teşkil etmektedir.
Burada en dikkat çekici husus ırksal saflığın gerçekdışı olduğudur. Radovan karadziç gibi kim bilir soyu Türklere dayandığı halde Sırp milliyetçiliği zemininde Mankurtça kendi soydaşlarını öldürenler ve Türklere katliam yapanlar da çıkmıştır. Ezcümle ırkçılık şeytan çarpması ve vesvesesidir.
Mustafa Özcan