Farklı alanlarda kendilerini yetiştiren kimselere yerine göre üveysi yerine göre de isami denilmektedir.
Üveysi daha ziyade veya genel olarak tasavvuf alanında sivrilenlere ya da temayüz edenlere denilir. Kimilerine göre üveysi yolda veya yolla fazla mesafe ve merhale kat etmek zordur. Denildiğine göre üveysiler belirli makamların üzerine çıkamazlar. Gününüzde gerçek şeyh evsafına haiz kimse veya fazla kimse kalmadığına inanılmaktadır. Bu durumda üveysilik, saliki ve şeyhi azalan tarikatı değil de tasavvuf yolunda bir çıkışı temsil edebilir mi? Esasen Emir Külal ve Şah-ı Nakşibend gibi mürşid ve manevi rehber gözetiminde seyr-i sülükünü tamamlayanlar bile kendilerini üveysi olarak da tanımlamışlardır. Bu ilginç bir durumdur. Bir yönüyle meşayıhtan müstağni olma durumu denebilir. Şeyh olmadan terakki basamaklarını atlayamayanlar özel üveysilik yolunda ilerleyebilirler. Bu yolda alınacak mesafe öbürü gibi sınırsız olmayabilir. Kur’an ve dualardan mürekkep takip edilecek vird ve evrad ve tezkiye yani nefsi bastırma sayesinde bu yolun yolcuları belirli mesafeler alabilirler. Demek ki tasavvufta üveysilik yolu kapanmamıştır ve gidebilenler için açık bulunmaktadır.
Tasavvuf yolunda rehber eşliği ve eşiği olmadan kendi başına yürümeye üveysilik diyoruz. Bir de diğer alanlarda kendi kendilerini yetiştirenlere isami denilmektedir. Bu askeri alan da olmak üzere birçok alanı kapsar. Kendi kendine yetiştiren insana isami denildiğini ilk kez Ebu’l Hasan en Nedevi’nin kitaplarında gördüm. Hazır mecraların dışında kendisine yol açanlara da böyle denilmektedir. Kur’an bunlara ‘mahidun’ diyor . Başkalarının katkısı olmadan her dalda kendi kendini yetiştirenlere isami denilmektedir. Üveysi bahsinde geçtiği gibi isami bahsinde de bir üstada dayanmadan uğramadan ve tezgahından geçmeden hedefe doğru yürüyenler, kendilerini yetiştirler isami sıfatını taşıyabilir.
Batı dillerinde bu gibi kimselere otodidakt yani kendini yetiştiren insan denilmektedir. Mesela Şamlı alimlerden Riyad el Hirki birçok hocadan ders almasına, okumasına ve Fethü’l İslam’dan mezun olmasın rağmen yine de kendisini isami olarak tanımlamaktadır. Bizde de Ekrem Doğanay gibi hocalar da kendi kendilerini yetiştirmişlerdir. İsami vasıflı olanların sermayesi hocadan ziyade mütalaa yani bol okumaktır.
Şia’a fıkıh alanında kendi kendilerini yetiştirmek isteyenler için kitaplar kaleme alınmıştır. Bunlardan birisi Men la Yahduruhu’l Fakih adlı eserdir. Bunlar doktorun ve hekimin olmadığı yerde ilk yardım malzemeleri gibidir. Askerlik gibi mesleklerde ise isaminin karşılığı alaylı olmaktır. İsami aynı zamanda alaylı olmanın da karşılığıdır. Alaylı, mektepli olmanın ötesinde herhangi bir konuda örgün/resmî bir okul eğitimi almayıp, işin veya mesleğin çekirdeğinden, mutfağından (alaydan/erlikten) yetişmiş kimse anlamına gelir.
Mustafa Özcan