Merhum Mehmet Şevket Eygi sürekli olarak bir meşayıha bağlanmaktan ve icazetli alimin varlığından ve gereğinden söz ederdi. Acaba bu kavramları birilerinin önünü mü kesmek için mi kullanırdı? Öyle ise tavsiyesi hem doğru hem de yanlıştır. Şevket Eygi’nin tahayyülündeki mürit gassalın önündeki meyyit gibi olmalıdır. Nereye çekerlerse oraya gitmelidir. Yanlış adam veya adamların eline düşerse vay haline! Elbette tasavvuf alanında ve sair alanlarda yol kesenler( kutta ut tarik)boldur. Bunları caydırmak için hakiki meşayıhı tavsiye etmek yerinde olur. Lakin bu ifadeleri ulu orta kullandığınızda faydadan çok zarar getirir. Doğrusunu eğrisinden ayırmak ve seçmek için temyiz kabiliyeti ve kudretine haiz olmak gerekir. Avam-ı müslimin kimi seçeceğini bilemez. İlk rast geldiğine kapaklanır. Sonra ayıkla pirincin taşını. Bu da çare değil felaket üretir. Gerçekten de eskilerin ifadesiyle hak yolunda yürüyen meşayıh kibrit i-ahmer gibi ender hale gelmiştir. Hem Hamalı Nakşibendi Şeyhi Muhammed el Hamid’in tespiti ve ifadesiyle günümüzde gerçek manada şeyh ve meşayıh kalmamıştır. O günümüzde sadece teberrük şeyhlerinin bulunabileceğini söylerdi. Dolayısıyla Şevket Eygi muhtemelen baltayı taşa vurmuş ve isabetsiz tavsiyelerde bulunmuştur.
İkinci tavsiyesi de birincisi gibi pek isabetli sayılmaz. İcazetli alimin de zemini kalmamıştır. Kadim ilmi zincirler, silsileler kopmuştur. Elbette birkaç on yıl öncesine kadar Adulfettah Ebu Gudde gibi gerçek anlamda icazetli ulema vardı. Ebu Gudde birçok icazet almış ve vermiştir. Bunlardan birisi de Muhammed Zahid el Kevseri’den aldığıdır. Nadirattan de olsa böyle icazetli alim bulunur. Lakin bu icazetsiz alimlerin veya isami ve otodidakt yani kendilerini yetiştiren alimlerin varlığına gölge düşürmez. Göz ardı etmemizi gerektirmez. Elbette icazetli alimin karşısında, kendini yetiştiren alimlere kimi zaman suhufi/mütalaa ile yetişen kimse denmiştir. Şia’da Ali Şeriati ve Sünni kitlede Seyyid Kutup böyle kimselerdendir. Ezher alimlerinin birçoğunu toplasanız ve bir araya getirseniz belki de tek bir Seyyid Kutup etmez. Keza Ali Şeriati de havzalardaki molllara ağır basar.
Abdulfettah Ebu Gudde ve Abdurrazzak el Halebi gibi allamelerden icazeti olan Riyad el Hirki bazı konuşmalarında icazet meraklılarına dokundurmuştur. Bu kesimleri haşlamış ve paylamıştır. Hıfz ve anlayışta kasır ve kısır olan kimselerin icazet toplama merakını yermiştir. Demek ki icazetli alim de sağlam ilmin garantisi değildir. Defolu olabilir. Riyad el Hirki bu gibi insanların icazet aldıkları alanın hakkını vermelerini bekler! Bazılarının icazet aldıkları alanla ilgili tetkik ve tahkikte bulunmaktan aciz olduklarına parmak basar.
Riyad el Hırki icazet vermekten kaçınır illa da verecekse bunu uyanık ve zeki talebelerine hasreder, saklar. Onlardan ehli tahkik olmalarını şart koşar! İlim diploma olmadığı gibi icazet de değildir. Yunus Emre’nin tarikatla ilgili söylediklerini diğer alanlara da kaydırabilir ve uyarlanabilir: “Dervişlik olsaydı tac ile hırka, Biz dahi alırdık otuza kırka.”