Türkçemiz bazı keskin virajlar geçirmiştir. Bunun sonucunda mazi ile bağlarımız gevşemiş ve zayıflamıştır. Bu keskin virajlardan birisi harf inkilabıdır. Harf inkilabı ile birlikte mazi ile gelecek arasındaki mesafe açılmış, köprüler atılmış ve setler yıkılmıştır. Bu yıkımın daha da derinleşmesi ya da tahkimi için dilde ayıklama sürecine gidilmiştir. Arı Türkçe veya sadeleştirme furyası başlatılmıştır. İnkilapta harf boyutundan kelime boyutuna geçilmiştir. Böylece adeta bir kültürel soykırım icra edilmiştir. Bu ayıklama ameliyesine de inkilap adı verilmiştir. Halbuki bu mühendislik ürünü bir projedir. Bu karar her yıl 26 Eylül tarihinde bayram olarak kutlanmaktadır.
Bu Türkçeye suikast bayramı olarak da görülebilir. Bir gazetede Tarihin Sırları adlı köşede Agop Dilacar’ın bu yöndeki katkıları ele alınıyor. Mesele İkinci Abdulhamid Han’ın hal’ine benziyor. Azletme bildirisini getiren heyet için de neredeyse tek bir Türk bulunmamaktadır. Türkleştirme projesi de bilahare ecnebilerin elinde hayat bulmuştur. Bu Türkleştirmede Türk’ün ruhu alınmıştır. Bir ecnebi ve Ermeni vatandaşın Türkçenin sadeleştirilmesiyle ne alakası olabilir? Cumhuriyet devrinden sonra Sofya’ya yerleşmiş olan Agop Dilaçar davetle Türkiye’ye getiriliyor. Adama Dilaçar adıyla adeta arabesk bir soy ismi veriliyor. Türklerin uzak durdukları bu sadeleştirme işini yabancılar omuzluyor. Sofya dönüşü törenle karşılanıyor. Bu projede severek isteyerek yer alıyor. Bu projenin hedefi maziyle hem kültürel hem de dini bağları kesmektir. Dil dinin zırhıdır, aynasıdır, havzasıdır.
İslam’ın kalkınmaya veya terakkiye mani olduğu söylendiği gibi dilimizin de kalkınmaya mani olduğu ileri sürülmüştür. Binaenaleyh dilin kabı hükmündeki harflerin Latince ile değiştirilmesi murat ediliyor. Bunu ilk karşı çıkanlardan birisi de adeta Agop Dilaçar’ın panzehiri olan Yahudi asıllı araştırmacı Avram Galanti oluyor. O eskimez Türkçeye insaf ediyor. Eski hurufatla pekala kalkınma sağlanabileceğini ortaya koymuştur.
Arap dünyasında da bu sadeleştirmenin yansımalarını görebilmekteyiz. Arapçanın ilim dili olmadığı savunulmuş ve fenni ilimler Arapça yerine İngilizce ya da Fransızca olarak tedris ve talim edilmiştir. Bu sadeleştirmenin ikinci ayağı ve boyutu ise halk dilinin yaygınlaştırılmasıdır. Şiirde ve nesirde böyle bir mecra ve akım doğmuştur. Mısır’da bunun öncülüğünü Safinaz Kazım’ın şair eşi Ahmet Fuad Necm gibi isimler yapmıştır. Kurallı dil yerine bunlar kuralsız dili esas almışlardır. Böylece dilde ikilik meydana gelmiştir. Bu gibi isimler halk dilini benimsemiş ve esas almışlardır.
Sadeleştirme Savahili gibi dillerde de cari olmuş, Arapça kelimeler bu dilden ayıklanmıştır. Bu durum Farsça için de geçerlidir.
Bizde ise Agop Dilçar’ın açtığı çığırdan Nurullah Ataç gibi edebiyatçılar yürümüş ve bu çığırı büyütmeye çalışmışlardır. Dildeki tahribatın en önemli sebepleri arasında dil üzerinden din ile yeni nesillerin arasına girmek olduğu söylenebilir. Dil bayramı yeniden Türkçeye kavuşma bayramı olmalıdır. Yeniden keşfetme bayramı olarak ele alınmalıdır. Agop Dilaçar ya da Nurullah Ataç gibilerin yerine de Nihat Sami Banarlı gibi Türkçenin sırlarına agah üstadları ikame edebiliriz.