Ortaokul yıllarında öğrencimiz olan genç, odaya girip selam verdi. Bir elinde çikolata kutusu, diğerinde buket. Vakit, sabah erken. Ders zili çalmak üzere.
Yıllar sonra ziyaretime gelmiş. Hoş gelmiş, sefalar getirmiş.
Lakin bu vakitsiz ziyaretin sebebi ne olabilirdi?
Şaka yollu “Bu kadar erken gelmezdin!” dedim. Ne demek istediğimi anladı. Suçunu kabullenmişçesine tebessüm etti, başını öne eğdi. Hoşbeşten sonra uygun bir koltuğa oturdu. Çay söyledim.
Mahcup bir tavırla o anlatmaya başladı, ben dinlemeye.
Liseyi dışardan bitirmiş. Bir muhasebe kursuna devam ediyormuş. Kursta şahit olduğu bazı ahvalden etkilenmiş. Ortaokulda okurken kılık kıyafet konusunda bizi, yani okuldaki idareci ve öğretmenleri çok uğraştırıp üzdüğünü düşünmüş. Yıllar sonra da olsa bu davranışının yanlış olduğunu anlamış. Bunu vesile edip özür dilemek için ziyaretime gelmiş.
Yıllar önce yaptığı yanlışın yıllar sonra da olsa farkına varmak, özür dileme cesareti ve inceliği göstermek… Hakikaten takdire şayan bir davranıştı. Meseleyi iyice hatırladım. O da anlattı zaten.
Mesele şuydu: O yıllarda kot pantolon, kot veya deri mont modaydı. Henüz ortaokul öğrencisi olan bu öğrencimiz muhtemelen gelir düzeyinin etkisiyle kot pantolon ve montla okula geliyor, okul kıyafetini giymekten imtina ediyor, hatta kaçak yollardan okula girmeye çalışıyor veya bir şekilde giriyordu. Kendisi ve velisiyle defaten konuşulsa da ihmalden vazgeçmiyordu.
Şöyle ki evden okul kıyafetiyle çıkıp okula okul kıyafetiyle girse de yolunu buluyor, kıyafetini değiştirerek sınıfta kot pantolon ve montla oturuyor, öğretmenlerin şikâyet konusu oluyordu. Okul kıyafeti lacivert ceket, gri pantolon, kravat, gömlek. Hatta onlarda da esneklik var. Yeter ki kumaş olsun. Kılık kıyafet konusunda zor öğrencilerden birisi olan bu öğrencimiz, ortaokuldan mezun olduktan sonra liseyi dışarıdan okumak üzere okuldan ayrılmıştı.
Peki, muhasebe kursunda onu etkileyen ahval neydi? Onu da anlatayım: Gittiği kursta herkes istediği gibi giyiniyordu. Pahalı deri veya kot montlar, pantolonlar. Sözün özü: Pahalı, şık, şıkır şıkır kıyafetler… İmkânı olan istediği markadan, istediği kıyafeti alıp giyebilir değil mi?
Fakat öğrencim dedi ki: “Hoca’m, neredeyse bir yıllık kurs ücreti değerinde pahalı kıyafetlerle kursa gelen arkadaşlar var. Oysa aynı kursta aylık kurs taksitini ödeyemediği için kaydı silinen arkadaşlar da var. Ben burada okurken okul kıyafetleri başkaları tarafından alınan arkadaşlarım vardı. İkinci bir pantolonu olmayan, hatta alma imkânı bulunmayan arkadaşlarım vardı. Ben ise onları düşünmeden okul kıyafetini giymemek için her yolu deniyor, ısrarla daha pahalı olan kot pantolon ve mont giyiyordum. Kursta karşılaştığım durum, okul yıllarında hem size hem arkadaşlarıma karşı saygısızlık yaptığımı fark ettirdi. Bu hatamdan dolayı sizden özür dilemeye geldim. Lütfen özrümü kabul edin.”
Ben de olması gerekeni yaptım. Bu incelik karşısında elbette özrü kabul ettim.
Eğitim düzeyi ve sosyal statüsü ne olursa olsun bu gencimizin yaptığını kaç kişi yapabilir?
Bunu niye anlattım? Yanlış hatırlamıyorsam “Gelişmiş ülkelerde tek tip kıyafet ve önlük zorunluluğu bulunmadığı” gerekçesiyle 2012 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla okullarımızda tek tip kıyafet, yani forma ve önlük zorunluluğu kaldırıldı. Yönetmelikte kılık kıyafetle ilgili birtakım sınırlamalar getirilse de zaten zoraki devam ettirilen kılık kıyafet meselesinin şirazesi bozuldu.
İki yıl önce düzenlen Yönetmelik ile mesele yeniden kontrol altına alınmaya çalışılsa da okullarda sosyal eşitliği sağlayan, disiplini destekleyen, aidiyet duygusunu geliştiren kılık kıyafet uygulamasında farklılıklar göze batıyor. Marka, şekil, statü yarışları devam ediyor. Ayakkabı, pantolon, hırka, eşofman, saç şekilleri, makyajlar, tırnaklar… Hatta evde pijama olarak giydiği kıyafetle okul yolunu tutanlar. Kıyafetim şekil, yolumdan çekil.
Kılık kıyafet konusunda hassasiyet gösteren müdürler ve öğretmenler sevilmiyor.