Hârezm bölgesi Ceyhun Nehri’nin Aral Gölü’ne döküldüğü havzada yer alan tarihî bir bölge. Oğuzlar ana yurtları Ötüken’den çıktıktan sonra batıda yerleştikleri ilk yer burası. Günümüzde Özbekistan ve Türkmenistan sınırları içinde kalıyor. Hârezm, Harzemşahlar Devletine ev sahipliği yapmış, ancak Cengiz Han bölgeyi istila edince başta Kayı Boyu olmak üzere Türk Boyları buradan batıya, Horasan ve Ahlat’a göç eder. Bu nedenle Hârezm Anadolu Türkleri için öz ata yurdu olarak anılıyor.
Hive kadim bir tarihe sahip olup şehrin tarihi MÖ beşinci yy. a kadar gitmektedir. Hive Harzemşahlar, Timurlular gibi büyük devletlerin önemli merkezlerinden biri oldu. Üç Özbek Hanlığının biri Hive Hanlığı diğerleri Buhara Hanlığı ve Hokand Hanlığıdır. Hive Hanlığı 1511 yılında tarih sahnesine çıkar ve 1920 Rus istilasına kadar devam eder. Hive ise bugün Özbekistan’ın Hârezm ilinin bir ilçesi. Hive şehri tarihi İpek Yolu’nun stratejik yol kavşağı ve doğu-batı arasında tacirlerin güvenle mola verdiği bir şehirdi. Günümüzde Hive UNESCO tarafından bozulmamış mimarisiyle bir “açık hava müzesi” olarak kabul edildi.
Şehrin tarihi bölgesi ise “İçan Kale” (İchan Kala, İç Kale). Kale kelimesi bizim zihnimizde yüksek bir tepede yüksek taş duvar ve kulelerden oluşan bir yapı çağrıştırıyor. İçan Kale çok farklı. Düz bir ovada 8-10 metre yükseklikte toprak sıva ile kaplı kerpiç duvarlardan oluşan 2,2 km uzunluğunda surlarla çevrili bir yapı. Kalenin dört giriş kapısı var. Kele içi yaklaşık 30 hektar ve 50’den fazla tarihi yapı ve 350 civarında evin bulunduğu masalsı bir şehir.
İçan Kale’ye ana kapıdan (Ata Darvaza, Batı Kapısı) giriyoruz. Yerel rehberin, mihmandarın (Kahraman Bey) verdiği bilgiye göre, geçmişte de şehre bu kapıdan girilirmiş. Şehre gelenler kapıdaki dört odada dört aşamalı bir denetimden sonra şehre alınırlarmış. Önce ilk odada sağlık kontrolü (veba kontrolü) yapılırmış. Sonra diğer odalarda kimlik ve menşe, gümrük ve silah kontrolü yapılırmış.
Biz müze giriş müsaadesi ile grup olarak şehre giriyoruz. Kahraman Bey bize hitaben Özbekçe ve şiirsel ifade ile hoş geldiniz diyor.
“Qora ko’zli ketdingiz, rangli ko’zli keldingiz.
Bahodir otlar bilan ketdingiz, temir otlar bilan keldingiz.
Birodarlarimiz, xush kelibsiz”
Sonra Türkiye Türkçesine tercüme ediyor. Aslında biraz dikkat edildiğinde anlaşılıyor.
“Kara gözlü gittiniz, renkli gözlü geldiniz.
Yağız atlarla gittiniz, demir atlarla geldiniz.
Kardeşlerimiz hoş safa geldiniz”
Mihmandar eşliğinde geziye devam ediyoruz. Karşımızda devasa muhteşem göz alıcı çinilerle bezeli bir eser. Adı Kısa Minare veya Yarım Minare (Kalta Minar). Muhammed Emin Bahadır Han tarafından yaptırılmış. Çapı 14.5 yüksekliği 26 metre. Yapımına 1852 de başlanmış, 1855’te Muhammed Emin Bahadır Han ölünce minare yarım kalmış. Tamamlansa idi yüksekliği 80 metre olacakmış. Minarenin yarım kalışının türlü hikayeleri var. Kısa Minarenin hemen yakınında Muhammed Emin Bahadır Han Medresesi yer alıyor. Orta Asya’nın en büyük tarihi medreselerinden biri.
İçan Kale’nin tam merkezinde muhteşem bir minare yükseliyor. Bu Minarenin yüksekliği yaklaşık 57 metre. Yapımı 1908 yılında tamamlanmış Hive’deki en yüksek minare. İslam Hoca Minaresi olarak biliniyor. Bitişiğinde ise İslam Hoca Medresesi mevcut.
İçan Kale’de her adımda adeta tarih içinde yürüyoruz. Ancak bazı tarihi eserler biz farklıyız diyor: Kühne (Kohne) Ark Sarayı ve Mescidi, Cuma Mescidi. Tosh (Taş) Havlu Sarayı, Pehlivan Mahmut Türbesi ve İçan Kalenin dışında kalan Nurullaboy (Nurulabay) Sarayı.
Kohne Ark Mescidinin mimarisi, süslemeleri, ergonomisi kelimelerle anlatılamaz. Sadece şunu belirteyim, kabul salonunun iki yanındaki devasa duvarı tümden kaplayan simetrik, bitki desenli çiniler sanki tek parça gibi. Usta yüzlerce çinileri numaralayarak yerleştirmiş. Bu süslemeler bir sebeple yıkılsa yeniden yapılması adeta imkânsız. Bunu cinler yapmış diye düşünmüşler ve mimarına Cin Abdullah unvanını vermişler. Keza Han’ın altın kaplamalı tahtı ve tahtın bulunduğu salon göz kamaştırıyor. Gidip görmek ve orada bir soluk ta olsa yaşamak lazım. Köhne Ark Sarayı 17. yy. da yüzyılda inşa edilmiş. Bu Saray Hive hanlarının yönetim merkezi olup içinde darphane, taht odası, cami ve harem gibi bölümler bulunuyor. Batı surlarındaki gözetleme kulesi, şehirde gün batımını izlemek için inşa edilmiş.
Bir diğer muhteşem eser Cuma Mescidi. Bu mescit başka bir mimari zenginlik ve ulvi ruh ürünü. Bize verilen bilgiye göre mescit 218 ahşap direğe sahip ve her direk aynı zamanda farklı ustalar tarafından yapılmış. Direkler arası mesafe 3,14 metre (pi sayısı) ve dolaysıyla kare (dama) yerleşimli. Mihrap direkler arasından her noktadan görünüyor. Mescidin ilk inşası 10. yy.’da yapılmış ve 18 yy.’da yenilenmiş. Şimdilerde yeniden restore ediliyor Hive aynı zamanda dini bir merkez. Hive ’de 20. yy başlarında 93 cami 23’ü büyük 63 medrese varmış. Hive’ deki bu eserlerin çoğu 17, 18 ve 19. yy.’larda yapılmış.
Pehlivan Mahmut Türbesi ise çok özel bir mekân. Pehlivan Mahmud (Püryâr-ı Velî), 13. ve 14. yüzyıllarda yaşamış, Türk dünyasında güreşçilerin piri kabul ediliyor. Aynı zamanda büyük bir şair, filozof, mutasavvıf ve halk kahramanı. Ülkemizde yağlı güreşlerde güreşçiler meydana çağırılırken cazgır “Püryâr-ı Velî aşkına” diyor ya işte burada anılan kişi Pehlivan Mahmut’tur. Pehlivanın kadim tarihte küçük bir mezarı ve türbesi varmış. Muhammed Rahim Bahadır Han 1800’lü yılların başında bu müstesna türbeyi yaptırmış. Oğlu Allah Kulu Bahadır Han türbeyi dahada genişletmiş. Her üçünün sandukası da bu türbenin içinde bulunuyor. Çiniler ve süslemeler ve mimari yine büyüleyici bir atmosfer sunuyor. Daha önemlisi ziyaretçiler onların ruhlarına devamlı Fatihalar gönderiyor.
Taş Havlu Sarayı, Allah Kulu Bahadır Han tarafından 19. yy. da yaptırılmış bir diğer şaheser saray. Gezmeye, görmeye değer.
İçan Kale içinde tarihte hanların yaşadığı sarayları, medreseleri, mabetleri, hanları, hamamları, çarşıları geziyoruz. Hepsi çok güzel restore edilmiş. Restore edilen kısımlar rehber göstermez ise aslından ayırt edilemiyor.
Hârezm bir ilim yurdu. El Harizmi, Biruni ve Zemahşeri; her üçü Hârezm doğumlu. İbni Sina ise Buhara doğumlu. Türk İslam dünyasının bu dört dâhisi ile yine İçan Kale içindeki bir ilim müzesinde buluşuyoruz. Muhtemel resimlerinden ilham alınarak yapılmış heykelleri ve bazı eserleri orada sergileniyor. Hârezm ilim ekolünün Fahrettin Razi, Sekkaki, Ahmet Nesevi gibi daha onlarca alimi var. Özbekler tarihlerine ve tarihi şahsiyetlerine sahip çıkıyor.
Hive aynı zamanda edebiyat şehri. II. Muhammed Rahim Han, şair Firuz olarak bilinir. Şiirlerini Fîrûz mahlası ile kaleme almış. Divana da sahip bu devlet adamı sarayında 40 şair bulundururmuş. Âgehî, Kâmil Harezmî, Mahtumkulu Firaki ve Tabîbî daha nice şairler edebiyatçılar bu şehirde mekân tutmuş. Ali Şir Nevai’nin bu bölgede etkisi büyük. Nevai’nin eserleri, Hârezm ve Hive bölgesinde konuşulan ve yazılan Çağatay Türkçesini doğrudan şekillendirmiş. Bu iklimde bölgedeki edebiyat tamamen onun açtığı yoldan yürümüş. Söz şiire gelmişken Hive’yi ziyaret eden Şairin rubaisine kulak verelim:
“Yıldızları seyrettiğimiz çerçeveden
Bir dil dökülür farklı ağızdan şiveden
Farz et ki bizim kalbimiz inmiş Hive’ye
Bir turna kanatlandığı akşam Hive’den” (Tacettin Şimşek)
İçan Kale’de gezdiğim yerler; saraylar, medreseler, dergahlar, tahtlar ve bu eserlerdeki muhteşem mimari, süslemeler, desenler, çiniler adata beni dünyanın başka bir alemine, hayal alemine rüya alemine götürmüştü ki Köhne Ark Mescidin bir sütunun kaidesindeki Özbekçe hitabe beni tekrar hakikat alemine getirdi. Kitabede mealen şöyle diyordu.
“Ey bu kasır, saray içinde duran,
Sen burayı cavidan, sonsuz sanma.
Mal, mülk, makam hepsi fanidir.
Bunlara gönül verme.
Sen git mazlumların feryadına imdadına yetiş.”
***
Günlerden Cuma. Hazırlanıp İçan Kale içindeki mütevazı bir mescide gidiyoruz. İmam hutbede Hadis mevzusunu işliyor. Arapça İslami kelimeler, ıstılahlar konuşmanın içinde çoğunluğu teşkil ettiği için imam efendinin konuşmasını mübalağasız yüzde 70 anladım. Eğer cümlelerdeki fiilleri de bilseydim hutbeyi %90 anlamış olurdum. Namaz sonrası İlahiyat Fakültesinden yol arkadaşlarımız “İmam adeta hadis dersi anlatır gibi bir hutbe okudu” dediler. Hadis ilminin tarihi yurdunda hadis hutbesi dinlemek bizim için ayrı bir güzellik v e tevafuk oldu.
İçan Kale’de başka tarih kokan başka mekanlarda var. El sanatları atölyesi, ipek halı dokuma atölyesi, seramik çini atölyesi hakeza.
Hive ‘de bir gece daha kalıyor ve sabah sabah Hive ‘den ayrılıyoruz. Yolumuz şimdi İpek Yolu yönümüz Buhara. Yolumuzun her iki tarafında refüj mevsimlik çiçeklerle bezenmiş. Hive ’den başlayan çiçekli yol Ürgenç yol kavşağına kadar 30-40 km devam etti. Çiçekli yoldan ayrıldıktan sonra Kızıl Kum çölünden geçen Buhara yoluna girdik. Yani şimdi “Çiçekli Yol” bitti, İpek Yolu’na girdik. Yolculuğumuz 3. Günde Kızıl Kum çölü ve Buhara ile devam edecek.
Hive: Bugün açık hava müzesi. Tarihte ilim-din merkezi, sanat merkezi, eğitim merkezi, kültür merkezi, ticaret merkezi
Hive: Sıcak kanlı güzel yüzlü insanların beldesi.
Hive: İpek Yolu’nun yaşayan mirası. Zamanın durduğu masalsı şehir. Hoşça kal Hive.
Ağustos 2026. Prof. Dr. Ömer Akbulut
Kaynaklar:
1-Gezi Notlarım, 2026
2-Türk Maarif Ansiklopedisi
3-Diyanet Ansiklopedisi
4-Vikipedia
Not: Deryada damla, Hive ‘den birkaç resmi alakanıza arz ederim.






Çok teşekkür ederim değerli hocam.
Atayurduna götürdün bizi.
Harika anlattınız.
Selamlar
Teşekkürler Dostum
Ömer Hocamla Ata Yurduna beraber yaptığımız bu seyahatı yeniden yaşamış oldum.
Teşekkürler Altan Hocam