Bu sene de milyonlarca öğrenci üniversiteye yerleşmek için sınava girdi ve sınav sonucunda aldığı puanları görerek geleceğini planlamaya başladı. Bir taraftan anneler babalar, bir taraftan üniversite adayı olan çocukları iyi bir tercih dönemi geçirmenin peşindeler. Büyük bir heyecanla hangi bölüme girebileceklerini veya giremeyeceklerini hesaplıyorlar. Bilinçli bir kesim dışında gelecek planlamasını önceden yapan çok az veli ve öğrencimiz var. Adaylara “Ne olmak istiyorsun” diye sorduğunuzda alacağınız cevap “puan bir gelsin bakalım” olur. Yani kısaca ”geleceğimi belirleyecek olan ben değil sınavdan aldığım puan” demek istiyor.
Yaz mevsimine denk gelen bu dönemler her açıdan verilen emeklerin hasadı olarak kabul edilebilir. Bu dönemler “kayıt yaptırsak mı, mezuna mı kalsak, yoksa bu sevdadan vaz mı geçsek” diyenler için oldukça kritiktir. Çünkü adaylar verecekleri karar ile geleceklerini şekillendirdiklerinin bilincinde. ÖSYM’den iyi karne alanlar uzman olanları, olmadığı halde kendini uzman sayanları, sosyal medya fenomenlerini, eğitim koçlarını, rehber öğretmenleri, konu üniversite tercihi olduğunda söyleyecek sözü olduğunu iddia edenleri bile pür dikkat dinlerler. Geleceğin meslekleri, yeni ortaya çıkan meslekler, kaybolmaya yüz tutan meslekler gibi konularda doğru yanlış bilgi toplamaya başlarlar. Puanı ve sıralaması iyi olmayanlar bile bu yarışta geri kalmazlar. Sanki bir üniversitede okumak şartmış gibi düşünen pek çok öğrenci var. Herkes ne hikmetse en az dört yıllık bir üniversiteden mezunu olmak ve akabinde hemen devlette bir işe girmek zorunda.
Verilen burslar ve diğer sosyal imkanlar cazip olduğu için başarılı olan öğrencilerin vakıf üniversitelerini tercih etmesi gayet normal. Devlet üniversiteleri bu sene en iyi öğrencileri kendi aralarına katmak için yarış halinde olmasına ne demeli? Bazı devlet üniversiteleri bünyelerinde bulunan vakıf ve dernekler vasıtasıyla neredeyse asgari ücret oranında burs verme yarışındalar. Hem devlet üniversitesinde okumak hem de hatırı sayılır burs almak pek çok öğrenci için kaçırılmaz bir fırsat gibi görülüyor. Sonuç olarak başarı her yerde bir şekilde ödüllendiriliyor. İster devlet ister vakıf olsun başarılı öğrencilerin olduğu her sınıfın yeni başarıların merkezi haline gelmesi kaçınılmaz.
Yıllarca en başarılı öğrencilerimiz tıp fakültelerini tercih ederken son yıllarda bunun daha çok mühendisliklere doğru kaydığını görmekteydik. Bu yıl ise tercih sıralamalarında tıp ve mühendisliklerin başa baş yarıştığını söyleyebiliriz. Mühendislik alanlarında da elektrik ve elektronik mühendislikleri, yazılım ve yapay zekâ mühendisliklerinin bir adım önde olduğu görülmektedir. Sağlık hizmetlerinde çalışmak hem zor hem de yorucu olmasına rağmen bu sene bu kadar tercih edilmesinin başlıca sebeplerinden birisi iş bulma kolaylığı. Mezun olur olmaz tıp doktoru olan adayların atamaları devlet tarafından garanti altına alındığı için kimsenin işsiz kalma gibi bir derdi yok. Üstelik sağlık çalışanlarına yapılan hatırı sayılır iyileştirmeler de ücret konusunda diğer mesleklere göre doktorların durumunun iyi olduğunu söyleyebiliriz. Sağlık alanında verilen hiçbir hizmetin para ile ölçülemeyeceğini de unutmadan not edelim.
Son yıllarda rağbet gören bölümlerin başında mühendisliklerin geldiğini görmekteyiz. Savunma sanayindeki gelişmeler, devlet ve özel şirketlerin ulusal ve uluslararası başarıları elektrik, elektronik, makine, elektronik haberleşme, yazılım gibi alanlarda yetişmiş elemana duyulan ihtiyacını artırmaktadır. Yapay zekanın her şeye burnunu sokması ile bilgisayar mühendislerinin gelecek kaygısı gibi bazı kısmi ve geçici sorunlar varmış gibi görünse de yazılım konusunda yetişmiş elemana her zaman ihtiyaç duyulacağı açıktır.
Buraya kadar anlattıklarımız lisans düzeyinde yani dört yıl ve üzeri eğitim görülmesi zorunlu olan bölümlerle ilgili olduğu için tıp ve mühendislik dışındaki bölümlerin de ihtiyaç doğrultusunda değerlendirilmesinde fayda var. Sadece kariyer odaklı eğitim planlanıyorsa belli kriterler ve üniversiteler ön planda olmak zorunda. Üniversite ve program planlamasının da ülke ihtiyaçları ve gerçekleri doğrultusunda yeniden değerlendirildiği, bazı programlardaki dört yıllık eğitimin üç yıla indirilmesi konusunda çalışılmalar yapıldığını duymaktayız. Alan ve süre konusunda yapılacak olan ciddi bir planlamanın yapılan emek, para ve zaman kaybını önleyeceğini söylemek mümkündür.
Lisans mezunları kadar bazı mesleklerde de nitelikli ön lisans mezunlarının yetiştirilmesi ülkenin ihtiyaç duyduğu ara elemanların karşılanmasına katkı sunacaktır. Meslek liseleri ile meslek yüksek okullarının koordineli hareket edeceği bir eğitim programı ile sanayinin ve diğer iş kollarının ihtiyaç duyduğu kaliteli işgücünün karşılanması daha kolay olacaktır. Böylece sanayi ve üniversite iş birliği güçlenecek, ülkenin kalkınması konusunda önemli adımlar atılacak, işsizlik azalacak, kaliteli üretim elde edilecektir.
Tercih dönemi sona erip puanlara göre üniversitelere yerleştirmeler netleşince üniversiteye yeni başlayacak olan öğrencilerin önlerinde yeni bir ufuk belirecektir. Üniversitede eğitim görmeyi sadece derslere katılmak, bölüm derslerinde başarılı olmak olarak düşünmenin dönemi de yavaş yavaş sona ermekte. Günümüz dünyasında artık sadece bir diploma yeterli görülmemekte. Diplomaya ek olarak her öğrencinin üniversite hayatı boyunca iyi dostluklar kurması, iş hayatına yönelik sosyal bağları güçlendirmesi, farklı alanlarla işbirliği içinde olması, mesleki gelişimi kadar kişisel gelişimine de önem vermesi önerilmektedir. Kısacası üniversitelerde önümüzdeki günlerde daha sık konuşacağımız mikro yeterliklerini geliştirmesi daha fazla önem kazanacaktır.
İsmail Çakır,
Ankara, 12 Ağustos 2026