Elbette kulunu en iyi bilen yaratıcısıdır. Onun kelamı ve dünyaya uzatılan ipi olan Kur’an, insan nefsini ve Yahudiler gibi çeşitli toplulukları ve milletleri tanımlamakta mahir ve eşsizdir. Zira şüphe yok ki insanı, ümmetleri ve toplulukları en iyi yaratıcısı bilir. Müslümanları, onlara karışan ve katışan şaibeleri de yine en iyi o bilir. Bu itibarla ancak katıksız Müslümanlar zor sınavlarda bir varlık gösterebilirler. Sayıca çok olunsa bile benimseme ve bağlılık (iltizam) olmadan matlup hasıl olmaz. Manevi amiller neticede büyük rol oynar. Hilafına, gevşeklik olursa bu toplulukları hedefe ve zafere taşımaz. İman ve irade bileşkesi ve denklemi olmadan hiçbir mesafe kat edilemez. Bunlar keyfiyetin temelleridir. Kemmiyetin tortularını, şaibelerini ayıklamak için önce mıntıka temizliği gerekir. Ve bu hususta bir Mecelle kaidesi şöyledir: Def-i mazarrat celb_i menfaatten evladır. Kısaca belayı savmak, def etmek menfaat sağlamaktan önce gelir. Kemmiyet noktasında, isteksiz ve kafası gönlü karışık kuru kalabalıkların faydası değil zararı dokunur. Bunun için hak ehline katılımlarında bir faide yoktur. Bu mesele mücerreptir. Nitekim bazı ayetler buna natıktır: Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, aranızı karıştırmaktan öte bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.
Ayet iki yüzlülere ve münafıklara temas ve işaret etmektedir. Onlar bu kervana zoraki katılmışlardır ve savaş sırasında ancak ayak bağı olabilirler. Onlardan medet beklenmez. Kalabalıkları kuru gürültüdür hiçbir faydası olmaz.
Bediüzzaman bunu matematik denklemleri üzerinden izah eder ve şöyle der:
Cemaatte vahid-i sahih olmazsa, cem ve zam, kesir darbı gibi küçültür.(HAŞİYE)
“HAŞİYE: Hesapta malumdur ki, çarpma ve toplama (darb ve cem) ziyadeleştirir. Dört kere dört, on altı olur. Fakat kesirlerde, darb ve cem, bilâkis küçültür. Sülüsü sülüsle darb etmek, tüsu’ olur, yani dokuzda bir olur. Aynen onun gibi, insanlarda sıhhat ve istikamet ile vahdet olmazsa, ziyadeleşmekle küçülür, bozuk olur, kıymetsiz olur.” (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 73.).
Arttıkça küçülür ve etkisi kaybolur.
Mısırlı meşhur düşünür Muhammed Gazali (es Saka)de aynı noktaya parmak basar. ‘Denklemden İslam’ı çıkarın Arapları sıfırla çarpın’ diye bir ifade kullanır (https://www.youtube. com/watch?v=DuQMYy2Jpfg ). Kefenin birisinde İslam diğerinde Araplar vardır. İslam keyfiyeti belirler Araplar ise kemiyettir. Bu veciz bir teşhistir. İslam olmadan Arapların artıya geçmesi mümkün değildir. İbni Haldun da böyle söylemiştir: Arapları ancak peygamber siyaseti düzeltir ve ıslah eder.
Kur’an ve hakikat kahramanları bu şekilde kemmiyet ile keyfiyet dengesine ve münasebetlerine işaret etmişlerdir. Kefeleri tartarak farklarını ortaya koymaktadır. Kemmiyetin bir farkı olsa da nominaldir yani özde değil sözdedir.
Hadislerde de bu konu ele alınmakta ve işlenmektedir. Bu konu etrafındaki değerlendirmelerden birisinde Hazreti Peygamber ‘kim bir topluluğun karaltısını çoğaltırsa, onlardandır’ buyurmaktadır. Zira kalabalıkların kitle üzerinde psikolojik etkisi inkar edilemez. Keyfiyetle at başı gittiği sürece ekseriyet veya çoğunluk veya sevad-ı a’zamın mezmum ve kusurlu bir yanı yoktur. Bilakis güce güç katar. Ehl-i Sünnet ve’l cemaat terkibindeki ‘cemaat’ ilavesi ve takısı sevad-ı a’zamı yani ana gövdeyi ve büyük karaltıyı ifade etmektedir. Kalabalıklara işaret etmektedir. Lakin gerçeği çoğunluk tayin ve temsil etmez. Bilakis çoğunluk hakikate tabi olmakla yükümlüdür. Varlığını ona borçludur.
Mustafa Özcan