Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, eğitim alanında görünen ile görünmeyen arasındaki gerilimin çarpıcı bir tezahürüdür. Bu tür hadiseleri yalnızca bir “güvenlik açığı” olarak okumak, meselenin ontolojik ve toplumsal derinliğini göz ardı etmek anlamına gelir. Zira silahın okula girmesi, bizzat sorunun kendisi değil; daha derin bir çözülmenin yüzeye vuran belirtisidir. Bu nedenle tartışmayı kamera sistemleri, güvenlik personeli ya da teknik tedbirler üzerinden yürütmek, yüzeydeki dalgalarla meşgul olup denizin altındaki akıntıları ihmal etmekten ibarettir. Oysa saldırı sonrasında dile getirilen silah denetimi, güvenlik önlemleri, sosyal medya sınırlamaları ya da oyun bağımlılığıyla mücadele gibi öneriler, her ne kadar gerekli olsa da, esasa değil semptomlara yönelen önleyici tedbirlerdir. Çünkü problem, güvenlik zafiyetinden ziyade, insanın nasıl inşa edildiği meselesinde düğümlenmektedir.
Artık açık biçimde kabul edelim ki, eğitim sistemimiz yaklaşık iki asırdır bireye sahici bir benlik ve kimlik kazandırmak yerine onu parçalamakta, köksüzleştirmekte ve nihayetinde kendi varlığına yabancılaştırmaktadır. Bu durum, pedagojik bir eksiklikten öte, epistemik ve kültürel bir bağımlılığın, yani sömürgeleştirici bir eğitim anlayışının sonucudur. Dolayısıyla çözüm, teknik güvenlik önlemlerinin artırılmasında değil; köklü bir paradigma değişiminde, başka bir ifadeyle gerçek anlamda milli bir eğitim sisteminin inşasında aranmalıdır. Bu yaklaşımı ben, “kültür temelli eğitim” olarak adlandırıyorum.
Böylesi bir inşa süreci üç temel düzlemde ele alınmalıdır: kültürel, yapısal ve içerik olarak. Kültürel düzlemde eğitim, yeniden kendi medeniyet havzasına yaslanmalı ve nihai amacı bilgi aktarımı değil, ahlaki şahsiyetin inşası olmalıdır. Zira ahlakı merkeze almayan hiçbir eğitim sistemi ne bireysel bütünlüğü sağlayabilir ne de toplumsal sürekliliği temin edebilir. Yapısal düzlemde ise daha radikal bir yeniden yapılanma gereklidir. Zorunlu eğitim uygulaması kaldırılmalı; beş yıllık ilkokulun ardından öğrenciler yetenek ve eğilimleri doğrultusunda farklı güzergâhlara yönlendirilmelidir. Bu çerçevede öğrencilerin büyük çoğunluğunun mesleki eğitim merkezlerine, daha sınırlı bir kesimin ise akademik programlara yönelmesi sağlanmalıdır. Bu tür bir planlama, hem öğrenci yoğunlaşmalarını azaltacak hem de sınav merkezli yapıyı kendiliğinden işlevsiz kılacaktır. Bununla birlikte okul ölçekleri küçültülmeli; ilkokullar 100, ortaokullar 200 ve liseler 300 öğrenciyi aşmayacak şekilde yeniden tasarlanmalıdır. Böylece öğretmen-öğrenci ilişkisi derinleşecek, bireysel tanıma imkânı artacak ve eğitim süreci daha nitelikli hale gelecektir. Zorunlu eğitimin kaldırılmasıyla birlikte öğretmen kapasitesi daha etkin kullanılabilecek; iki öğretmenin aynı sınıfta görev aldığı, öğretim ile rehberliğin birlikte yürütüldüğü bir model hayata geçirilebilecektir. Bu yapı, yükseköğretime kadar uzanan süreçte daha derinlikli bir eğitim deneyimi sunacaktır.
İçerik düzleminde ise “az öğretim, çok eğitim” ilkesi belirleyici olmalıdır. Ders çeşitliliği azaltılarak ilkokulda dört, ortaokulda altı ve lisede sekiz dersle sınırlı bir yapı benimsenmelidir. Böylece yüzeysel bilgi yığılması yerine, derinleşmeye ve karakter inşasına imkân tanıyan bir içerik anlayışı geliştirilebilir. Bunun yanında eğitimde disiplin yeniden tesis edilmeli; öğretmenler, okul yöneticileri ve eğitim bürokrasisi hem hukuki hem de psikolojik açıdan güçlendirilmelidir. Bir öğrenci hakkında öğretmenlerin kolektif değerlendirmesi esas alınmalı; bu kararların denetimi ise yargı organlarından ziyade akademik yetkinliğe sahip eğitim fakültesi kurulları tarafından gerçekleştirilmelidir. Bu tür bir düzenleme, eğitimi yalnızca bilgi aktarımına indirgemeyen; onu yeniden bir terbiye, inşa ve anlam kazandırma süreci olarak konumlandıran bütüncül bir yaklaşımı mümkün kılacaktır.
Sonuç olarak, okulda yaşanan şiddet olaylarının önüne geçmenin yolu, güvenlik kameralarını artırmak ya da denetimi sıkılaştırmak değil; insanı yeniden inşa eden, ona anlam, kimlik ve ahlak kazandıran bir eğitim düzenini kurmaktan geçmektedir.