eğitim,öğretim,terbiye,talim,Meb,Üniversite,öğrenci,öğretmen,muallim,öğretim üyesi,maarif,aile,
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Açık
31°C
Ankara
31°C
Açık
Cumartesi Parçalı Bulutlu
32°C
Pazar Parçalı Bulutlu
33°C
Pazartesi Az Bulutlu
34°C
Salı Az Bulutlu
35°C

Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN

Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kahramanmaraş ve Ankara’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Teftişi Bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimler Enstitüsünde, aynı alanda, yüksek lisans ve doktora yaptı. 2015 yılında profesör oldu. "Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri", "Eğitim ve Paradigma", "Kültür Temelli Eğitim", "Eğitimin Türkçesi", "Eğitimde Nezaket", "Bir Dava Adamı Nurettin Topçu" ve "Eğitimin Kimlik Arayışı" adlı kitapları yazmıştır. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış altmışın üzerinde kitap bölümü, makale ve bildirisi bulunmaktadır. Çalışma alanları, eğitim felsefesi, eğitim politikası, eğitim sosyolojisidir.

    Diriliş Mektebi

    Türkiye’de iki yüz yıldan beri ısrarlı bir şekilde sürdürülen tavır, ülkemizin milli/yerli sosyoloğu Baykan Sezer’in tespitiyle, “Batıcılaşma”dır. Bu kavramın, daha çok kullanılan Batılılaşma ve daha az kullanılan Batılaşma kavramlarından farkı taklidin ödünsüz savaşçısı /savunucusu olmasıdır. Batılaşma batı gibi olma çabası; Batılılaşma batılı birey gibi düşünme ve yaşama isteğidir. Bizde yaygın olarak kullanılan Batılaşmaktan ziyade Batılılaşmaktır.  Ne var ki, bizde hiçbir zaman olmamış olan da Batılılaşma, olan ise Batıcılaşmadır. Batıcılaşma, içerikten, anlamdan hatta ihtiyaçtan yoksun bir şekilde, taklidi, tek çare olarak görmedir. Ali Biraderoğlu’nun özgün, özgür ve tutsak düşünce diye ayırdığı düşünce biçiminden tutsak düşünceye köle olmuş zihinsel tutukluluk hali.

    Batıcılaşmayla ne batılaşabilmek mümkün ne de kültürel kalabilmek. Bir yandan tükenmiş geleneği atamamak, içi boş halde onu sürdürmek; diğer yandan yeni olanı alamamak, alınsa da uyum sağlayamamak. Bayramlarda, örneğin Kurban bayramında, kurban geleneğinin sürdürme isteği ama sürdürememek, diğer yandan tatil yeniliğine ayak uydurmaya çalışmak ama başaramamak. Bayramda tatil yapamamanın hüznü, tatilde bayram yapamamanın kederi.

    Bir ipte iki cambazı oynatma çabası, elbette, yeniliğin galibiyeti ile sonuçlandı. Epey bir kesim batıcılaştı. Ve araf hali sona erdi. Sezai Karakoç’un ifadesiyle “artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir, herkes salonda toplansa da kimse evde değildir”. Buradan mülhem kesilse de kurbanlar bayramlar bizim değildir, kutlansa da bayramlar kurbanlar bizim değildir.

    Ölüm döşeğindeki Nietzsche “niçin ağlıyorsun Elizabeth mutlu değil miyiz?” diye sorar kız kardeşi Elisabeth’e. Batıcı, bir mutluluk tarifi yaptı. Tarifle köleliğin mutluluğunu inşa etti. Ardından buna kavuşmak için ritüeller icat etti. Tarif, bir çeşit tahriftir. Hayatı tarif ederek başladı ritüeller. Ritüeller de hayatı bitiren tarifler oldu sonra. Bayram nasıl kutlanmalı diye bir soru sorduğunuzda, bayram artık ortada yoktur. Ortada olan şey ise bayram değildir. Tatil nasıl olmalıdır dediğinizde de tatil bitmiştir. Olan şey de tatil değildir. Batıcı tarif ediyor, bu tariften ritüel oluşuyor, bu ritüelden batıcılaşma süreci inşa ediliyor.

    Başa dönelim: Batılaşmak yoldan saptırdı bizi, batılılaşmak yolumuzu unutturdu, batıcılaşmak ise yolumuzu ortadan kaldırdı.  Bir yabancının çiftliğinde yaşamayı amaçlamış, onun tarifinde var olmuş, onun ortaya koyduğu ritüeli ifa etmekten zevk duyan, arada bir “hey gidi günler, biz eskiden ne idik” diye kışın yanan sobanın sıcaklığında vakit geçsin diye torunlarına menkıbe anlatan bir evsiz var artık. Mutlu olduğuna ya da olabileceğine inandırılmış bir megaloman…“Cihan, şu veya bu kıymetin değil de, bizzat kıymet ölçüsünün çivili bulunduğu can evinden, ruhundan hastadır…” gerçeği ortadayken buna inandırılmış üstün megaloman hem de.

    Çare; salgını Çin’den dünyaya yayılan bir bulaşıcı hastalık olmaktan çıkarıp Allah’ın kullarına gönderdiği bir ayet olarak anlama da yatmaktadır. Bu anlamayı sağlatan ise tasavvurdur, kültürdür, irfani gelenektir. Bunlar olmadan “öz yurdunda garipsin öz vatanında parya”. Çünkü “yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya”. Bunun için ise bize dirilişimizi gerçekleştirecek mektepler lazım. Batıcıları da özlerine döndürecek bir diriliş, bir mektep…Bu mektep bazen okul, bazen sohbet, bazen tecrübe, bazen tefekkür, bazen inziva, bazen okumadır. Ama sadece okul değildir. Hele modernist ve seküler okul hiç değildir. Zira diriliş mektepleri bunlara muhaliftir. Anadolunun kültür deryasından neşvünema edecek olan diriliş mekteplerinde kendi tasavvurundan hayata bakan, mana ehli insanlar yetişmelidir. Batının ve Batıcıların tasallutundan ancak böyle kurtulabiliriz. Aksi halde sömürgeci (batılı/batıcı) eğitim düzeni, zihinsel köle yetiştirmeye devam edecektir.

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.