Bir mefkure (ülkü-fikir) adamı nasıl olmalıdır? Bu sorunun cevabını şu hikâyede bulmak mümkün. “Köy ve Köycülük” hakkında bir makale yazılır. Fakat makale sehven başkasının adı ile yayınlanır. Bu yanlışlığı fark eden yazarın bir arkadaşı yazarı arar ve düzeltilmesi için derginin uyarılması gerektiğini ifade eder. Yazarın cevabı manidardır. “Önemli olan fikrin yazılması, amme efkârının aydınlanmasıdır. Yazıyı kimin yazdığı ehemmiyet taşımıyor”.
İşte bu yazar Prof. Dr. Ö. Lütfi Ülkümen Hoca’dır. Ülkümen Hoca ziraat alanında profesördür. Özel çalışma sahası meyve yetiştiriciliğidir. Ancak Hoca ziraatın yanında, din ve sosyal aydınlanma alanlarında da eser ve fikir sahibidir. Onun bu üç alanda kitap, araştırma, inceleme, makale, gazete yazıları ve konferansları mevcuttur. Bunların yanında siyaset ve ülke yönetimi ile yakından ilgilenmiş, iki dönem milletvekilliği yapmıştır. Açık söylemek gerekirse O gizli kalmış bir mefkure adamıdır. Onun fikir ve icraatları Türkiye kamuoyu ile buluşturulmalıdır.
Bu mefkure adamı daha çok Lütfi Ülkümen ismi ile bilinir. 1904 Maraş doğumludur. Halkalı Yüksek Ziraat Okulundan 1928 yılında ziraat yüksek mühendisi olarak mezun olmuştur. Tarım Bakanlığı kanalıyla Almanya’ya gönderilen Ülkümen, orada bağ-bahçe bitkileri ve tabii ilimler alanlarında eğitim görmüştür. Bağ-bahçe bitkileri ıslahı üzerine ihtisas yapmış, ayrıca sosyal-biyoloji okumuştur.
Yüksek Mühendis Lütfi Ülkümen 1937 yılında doktorasını tamamlamıştır. Dr. Ülkümen iki yıl sonra 1939 yılında üniversite doçenti unvanını almıştır. Doç. Dr. Ülkümen 1950 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde profesörlüğe yükselmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde 7. Dönemde (1943-1946) CHP Mardin Milletvekili, 9. Dönemde (1950-1954) DP Aydın Milletvekili olarak görev yapmıştır.
Prof. Dr. Ülkümen Hoca, bağ bahçe tarımı ve meyve yetiştiriciliği alanında döneminin otorite bir bilim adamı idi. Özellikle 1973 yılında basılan “Bağ Bahçe Ziraatı” adlı kitabı yeri henüz doldurulamayan bir kitaptır. Onun bilimsel çalışmalarının derinliği ve siyasi yaşamı ayrı ayrı makalelere konu olabilir. Ben burada onun İslam dini konusunda ve değerler eğitimi bağlamında fikir ve faaliyetlerini, tanıyanların hatıralarıyla, kalemim yettiğince anlatmaya çalışacağım. Bu anlatımda çok eksikliklerin olması kaçınılmazdır. Daha iyi yazanlar gün gelir eksiklikleri tamamlar.
Ülkümen Hoca toplumsal aydınlanma bağlamında, gazetelerde yazılar yazmaya başlar daha çok Tercüman olmak üzere Son Havadis, Zafer, Yeni İstanbul gazetelerinde din, tarih, demokrasi, hürriyet, sosyal adalet konularında yazılar yazar. Öğrencisi, fikir ve gönül yoldaşı Prof. Dr. Kemal Bıyıkoğlu’nun Atatürk Üniversitesi Rektörlüğüne başlamasından sonra Ülkümen Hocanın çalışmalarına yeni bir boyut daha eklenir. Başlangıçta “Halk Üniversite Birliği” adı altında daha sonra “Manevi Kalkınma Derneği” faaliyetleri kapsamında konferans serilerine başlar. İl ve ilçelerde halk eğitim merkezlerinde, Üniversite de konferans salonlarında halka ve öğrencilere çok sayıda konferans verir. Üniversitedeki konferanslarına öğrenciler, üniversite mensupları ve şehirden yoğun katılımlar ulurmuş. Hocanın mükemmel bir hitabeti ve etkileyici bir ses tonu olduğu söylenir. Ülkümen Hoca asistanlığını yapan Prof. Dr. Muharrem Güleryüz “Hocanın Kur’an meali yazacak kadar Arapça diline hakimiyeti olduğunu, hatta bir ara meal çalışması yaptığını da ifade etmiştir. Hocanın toplumsal aydınlanma bağlamındaki konferans kitapçıklarında Kur’an bilgisini görmek mümkündür. Hocanın eserleri, bu derin bilgisi ve yeri geldiğinde uzmanlık alanı ve Almanya hatıraları ile zengin bir muhtevaya sahiptir. Asistanı Güleryüz Hoca Onun konferanslarında ve derslerde herkesin dikkatini çeken bir durum olarak, incir bitkisinden söz açılınca önünü iliklemesini nakleder. Kanaatimce bunun sebebi Kur’an da üzerine yemin edilen iki bitkinin incir ve zeytin (tin ve zeytun) bilgi ve şuuruna sahip olmasıdır. Hoca bir yandan da başkanlığını yürüttüğü dernek aracılığı ile Üniversite Camisinin yapımını başlatır. Üniversite Camisinin yapımında Hocanın gayretleri ve çektiği zorluklar, soruşturmalar, mahkemeler ayrı bir yazının konusu olacaktır.
Ülkümen Hocanın konferanslarının bazıları “Medeniyet ve Köy, MuzdaripDünya ve Kurtuluş Yolu, Manevi Güç Kaynaklarımız ve XX. Yüzyıl İnsanının Büyük Davası: Din” adları ile kitapçık halinde basılmıştır. Din ahlak ve manevi değerlerin ağırlıkla işlendiği bu konferansları değerlendirme benim için haddi aşmak olur. Ancak “Manevi Güç Kaynaklarımız kitapçığı ve “XX. Yüzyıl İnsanının Büyük Davası: Din” adlı Erzurum’a veda konferansının MEB veya DİB tarafından kurumsal olarak yeniden basımının yapılması, ortaokul, lise ve üniversite gençliği başta olmak üzere her aile ile buluşturulmasının çok faydalı olacağını düşünüyorum. İkinci kitapçığın iç kapakçığında Merhum Akif’in “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” beyti yer verilmiştir. Her iki kitapçıkta Kur’an ayetlerinin ve hadislerin toplumun manevi değerlerinin inşasındaki anlatımını ve mevzularla ilişkilerinin kurulması mükemmelliğini ben ifade etmekten acizim.
Türk milletine ve milletinin inancına derin saygısı olan Ülkümen Hoca özelde köy ve köylü hayranıdır. Bu duygu onu halka dahada yakınlaştırmış olmalı ki bir tren yolculuğunda kompartımanı paylaştığı bir esnaf ile sohbet ederken, Esnaf; “Göz bir penceredir, insan bu alemi oradan seyreder” der. Hoca bu sözdeki derin manayı hissetmiş olmalı ki, esnafa “Bu sözü nereden okudun” diye sorar. Esnaf; “Hocam Erzurum’da kalenin eteğinde Kurşunlu Medresesi var, orada dini sohbetler yapılıyor. Orada duydum” der. Hocanın merakı artmıştır. Ülkümen Hoca yolculuk dönüşü bir gün Kurşunlu Medresesine gider, orada bir hocanın sohbetine katılır. Sohbet bitince kendisini tanıtarak şu yorumda bulunur. “Sohbet ulvi; dinleyenler hasbi” Bu Hoca; Erzurum’un tanınmış alimlerinden merhum Mehmet Kırkıncı Hocadır. Ülkümen Hoca bu alimle dost olur. Bir sohbetlerinde Ülkümen Hoca, Almanya’da ki Hocası Prof. Ervin Baur ile olan bir hatırasını anlatarak “Ben namazımı ve Kur’an’ımı Almanya’dan getirdim” der.Bu hatıranın orijinal anlatımı Kırkıncı Hocanın Hatıralarım kitabında mevcuttur.
Lütfi Ülkümen Halkalı Ziraat Okulunda okurken Prof. Baur’dan dinlediği bir konferanstan çok etkilenir. Eğitim amacıyla Almanya’ya gittiğinde yolu aynı profesörle kesişir. Prof. Baur Türk dostu özellikle köylü hayranı bir kişidir. Ülkümen Hoca Almanya’da onunla çalışmış olmasını büyük bir şans olarak addeder. Ülkümen Hoca Türkiye ‘ye dönerken Prof. Baur’un ona “Dünyanın en akıllı ve asil insanları Türkiye’nin köylerinde yaşamaktadır. Saygı duyulacak insanlar onlardır” der. Ülkümen Hoca bu nasihati konferanslarında, kitapçıklarında ve hatıralarında sıklıkla vurgular. Hoca ta o yıllarda konferanslarında özellikle “Medeniyet ve Köy” adlı konferansında (Atatürk Üni. Yayım Servisi No:1) köyden şehirlere göçün ortaya çıkaracağı sosyo-biyolojik tehlikelere dikkat çekmektedir. Nüfusun en az %50 sinin köylerde yaşamasını sağlayacak şartların oluşturulmasının gerekli olduğunu vurgulamıştır. Kanaatim şudur ki; eğer imara uygun köy evleri inşa ederek nüfusun şehirlere yığılması önlense idi, son yıllarda yaşadığımız pandemi (Covid19) süreci ve bu günlerde içinde çırpındığımız deprem felaketinin etkileri en aza inebilirdi. Bugünden tezi yok tatil köyleri değil “iskân köyleri” projesi hayata geçirilerek insanımız “çok katlı hapishane ve mezarlık hayatından” kurtarılmalıdır.
Tekrar Hocanın hayatına dönelim. Bugün hala faaliyetlerini sürdüren “Tarımsal Araştırma Enstitüleri, (çay, fındık, bağcılık, pamuk vd.) Ülkümen Hocanın Tarım bakanlığına sunduğu bir raporun meyveleridir. Milletvekilliği dönemlerinde “Toprak Reformu Kanunu” çalışmalarına önemli katkılarda bulunmuş kanunun eksik veya uygulanamaz yönlerini açıkça ortaya koymuştur. Ülkümen Hoca uzmanlık alanı bağ bahçe tarımının ötesinde Türk Milletinin dini, ahlaki ve toplumsal aydınlanması bağlamında eserler vermiş abide bir şahsiyettir. Bu büyük mefkure adamı 78 yıllık dünya ömrünün her dakikasını bilim için, milleti ve ülkesi için, inancı ve değerleri için gayret ve himmetle geçirmiş karşısına çıkan engellerden yılmamış, fikri dünyası nedeniyle kendisine yapılan türlü haksızlık ve eziyetlere sabır göstermiş ve 5 Mart 1982 tarihinde hayata veda etmiştir. Mekânı Cennet olsun.
Değerli Sayın Prof.Dr.Ömer Akbulut Hocam, kaleminize, yüreğinize sağlık. Böyle çok değerli örnek bir hocamızın hayatını kaleme alıp, tanıtımını sağladığınız için tebrik, takdir ve teşekkürlerimi sunarım. Lütfi Ülkümen hocamızdan Allah razı olsun. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Onun yaptıklarını hayatımıza rehber edip yolundan gitmekte bizlere düşüyor.Allah bizleri muvaffak eylesin.
Teşekkürler Bu millete hizmet edenleri anmak vefa borcumuz.
Lütfü hocamız üniversite camisinim yapımında büyük emeği geçen bir hocamızdır . Üstelik ziraat fakültesi hocasıymış. Sanırım Mersinli veya hataylıydı. Cami muazzam bir camidir hala daha o mimari seviyeyi yakalayan bir cami yapılmamıştır. Son zamanlarda malesef içindeki seramikleri söküp duvarları beyaz plastik boya yaptılar ama ne yapalım hersey malesef hoyratça harcanıyor.
Sayın Hocam, Ülkümen Hoca hakkında yazınızı çok güzel kaleme almışsınız. Hocam hakkında bilmediğimiz bilgileri de sizden öğrenmiş olduk. Allah razı olsun. Ülkemizin değerli insanlarını kaleme alma konusundaki hassasiyetiniz için teşekkürler. Selamlar
İlginize teşekkürler Hocalarımızı anmak vefa borcumuz.
Hocam emeğinize ve gönlünüze sağlık. Teşekkür ediyorum. Hocamızın üniversitemizin halıcılık ile ilgili faaliyeti hakkında da önemli çalışmaları olmuştur. Bu hususta kıymetli Muharrem Güleryüz hocamdan bilgi alınabilir.
Teşekkürler. ikinci yazım Üniversite camii konusunda 5 martta yayınlanacak. Guleryuz Hocamızdan bir hayli bilgi aldım. Selamlar
Teşekkürler Bu millete hizmet edenleri anmak vefa borcumuz. Guleryuz hoca ile görüştüm. 2. yazım Universite camisi konusunda 5 martta yayınlanacak.