Önce sosyal medyanın kışkırtıcı ve ifsat edici eli dokundu mahremimize. Yediğimiz içtiğimiz döküldü sosyal medya mecralarından. Mutfaklarımızdan, yemek masalarımızdan en mutlu ve en keyifli görüntüler paylaşıldı. Pişirdiği yemeğin kokusunu komşusu almıştır diye bir kap da komşusuna veren kültürün çocukları, yediği içtiği nesi varsa tamamını sosyal medyadan konu-komşu, tanıdık tanımadık herkesin gözüne sokar hale geldi.
Sonra evlerimizin yaşam alanları/oturma odaları sunuldu nâmahrem gözlere. Hânelerdeki mahrem hayatın görüntüleri sosyal medya fosseptiğine boca edildi. Sifonun çekilmesi gibi geri dönüşü imkânsız mecralara salındı mahrem görüntüler. Kıyamete kadar kaç kez dolup boşalacak olan yeryüzünün yaban gözlerine allanıp-pullanıp takdim edildi en değerli anlarımız ve varlıklarımız. Beğeni toplamak, beğeni tıklamalarını artırmak adına daha mahrem ve ardından en mahrem alanlarımızı ve anlarımızı paylaşmayı normal kabul etmeye başladık. Sonunda ailenin ya da ebeveynin en mahrem kabul edilen odası da ifşa edildi bizzat o ailenin fertleri tarafından sosyal medya platformlarında.
Artık ‘hâne’ ile ‘sokak’ arasında bir fark kalmadı. Hânenin sırrı, mahremiyeti, gizemi, maneviyatı tüm hovardalığıyla sosyal medya fosseptiğine boca edildiği gibi tüm ayrıntısıyla sokakta görünür hale geldi. Gelinen bu aşamanın, toplumun istikbali olan çocukların ruh ve beden sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olacağı açıktır.
Nitekim bu hassasiyetin bir sonucu olarak yasalaştırılmış olan 117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanununun birinci maddesinde; 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır/zararlı tesir yapacağı anlaşılan mevkute/süreli yayın ve mevkute tanımına girmeyen diğer basılmış eserlerin bazı sınırlamalara tabi tutulduğunu belirtmekte ve bu sınırlamaları diğer maddelerde açıklamaktadır.
Söz konusu süreli ve süresiz yayınların 18 yaşından küçükler için muzır olduğu hakkındaki karar ise Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı bünyesinde oluşturulan yetkili kurulun kararına bağlı kılınmıştır. Kurul, basılmış eserlerin küçükler için muzır olup olmadığı hususunda yapacağı incelemede, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunundaki genel amaç ve temel ilkeleri göz önünde bulundurmak zorundadır.
Türk Milli Eğitiminin genel amaçları Türk Milletinin bütün fertlerini hangi ilkeler doğrultusunda yetiştirileceğini belirlemektedir. Milli Eğitim Temel Kanununun ikinci maddesinde açıklanan iki paragraftan ibaret genel amaçlarından birincisinde Türk Milletinin bütün fertlerini, “Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren yurttaşların yetiştirilmesi”; ikincisinde ise “Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere… sahip kişilerin yetiştirmesi” genel amaç olarak belirlenmiştir.
Dolayısıyla güncel adıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde oluşturulan yetkili kurulun küçükleri muzır neşriyattan korumak amacıyla Milli Eğitim Temel Kanununda çizilen çerçeveye göre çalışmaları yürütmesi gerekmektedir. Kurul, bu Kanunla kendisine verilen görevlere ilaveten, Türk Ceza Kanununun 426, 427 ve 428 inci maddelerinde tanımlanan suçlarla ilgili olarak yargı organlarına resmi bilirkişilik yapmakla da görevlendirilmiştir.
Kurulca tetkik edilerek küçükler için muzır olduğuna karar verilmiş yayınların ön kapaklarına “Küçüklere zararlıdır” damga veya işaretinin basılması ve bu ibarenin herkesin kolayca görüp okuyabileceği şekil ve büyüklükte yazılması zorunlu tutulmuştur.
Bu suretle damgalanan eserler hakkında aşağıdaki sınırlamalar getirilmiştir:
a) Açık sergilerde ve seyyar müvezziler/dağıtıcılar tarafından satılamaz.
b) Dükkanlarda, camekânlarda ve benzeri yerlerde teşhir edilemez.
c) Bir yerden bir yere teşhir maksadıyla açık bir surette nakledilemez ve dağıtıcılar tarafından bunlar için sipariş kabul olunamaz.
d) Gazeteler, mecmualar, duvar ve el ilanları, radyo ve TV ile veya diğer suretlerle ilan edilemez, satışı için reklam ve propaganda yapılamaz.
e) Para mukabili veya parasız küçüklere gösterilemez, verilemez ve hiçbir suretle okul ve benzeri yerlere sokulamaz.
Bu tür eserler, ancak 18 yaşından büyük olanlara içi görülmeyen zarf veya poşet içinde satılabilir. Bu zarf ve poşetlerin üzerinde eserin ismi ile “Küçüklere zararlıdır” ibaresinden başka hiç bir yazı ve resim bulunamaz.
Kısacası 18 yaşından küçüklerin maneviyatı/ruh sağlığı üzerinde zararlı tesir yapacağı tespit edilen süreli ve süresiz yayınların toplum içerisinde serbest dolaşımına izin verilmemekte, kanunun belirlediği üzere ancak “içi görülmeyen zarf veya poşet” içinde satışına izin verilmektedir.
Yediden yetmiş yedisine her yaştan kadın ve erkeğin topluca yararlandıkları kamusal alanlarda, özellikle son bir yılda bir kısım yetişkinlerin sınır tanımaz özgürlük talepleriyle ve görünümleriyle arz-ı endam etmelerinin küçüklerin ruh sağlığını etkilememesi biyolojinin ve psikolojinin bilimsel verilerine göre mümkün görülmemektedir. Özel hayatta sınırsız özgürlüğe sahip olan yetişkinlerin kamusal alanda çocuk, ergen ve gençlerin de bulunduğunu dikkate alarak tutum ve davranış sergilemeleri çocuk haklarına saygının bir gereğidir.
Özellikle 2024 yılının ilkbaharından itibaren, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanununun amir hükmü gereği içi görünmez poşete konulması gerekli görülen görüntülerin sokakta, çarşıda, pazarda kısaca sosyal hayatın tüm mekânlarında küçükleri tâciz eder boyutta arz-ı endam ettiği hususu toplumun tüm kesimleri tarafından dile getirilmeye başlanmış durumdadır. Mahremiyetin berhava edildiği bahse konu görüntülerin makul bir izahı ve gerekçesi olamayacağı gibi kişisel hak ve özgürlük kapsamında değerlendirilmesi de söz konusu edilemez.
Bazı yetişkinlerin gündelik hayatta ve kimi kamu terbiye alanlarında “Benim hayatım, size ne! Benim bedenim, istediğimi giyerim!” şeklindeki pervasız söylemlerin küçüklerin ruh sağlığı açısından masum ruhlarını zedeleyici sonuçlarını görmek gerek. Bu tutumların doğurduğu olumsuz sonuçları görmek için klasik sistemimizin ilm-i terbiye olarak ifade ettiği pedagojik gözle bakmak yeterli.
Netice itibarıyla başta küçükler olmak üzere ailenin ve toplumun tüm bireylerini koruma görevi bağlamında, uzmanlarınca gerçekleştirilecek bilimsel araştırmalara dayalı olarak gerekli tedbirlerin alınması sosyal devletin en önemli ve ivedilikli görevi olarak önümüzde durmaktadır.