Osmanlı Devleti, içten ve dıştan gelen hücumlar, oyunlar, kumpaslar neticesinde yıkılmış bir devlettir. Büyük devletlerin büyük haini olur. İhanetin büyüğü de içeriden gelir. Bu bağlamda Bürütüs sadece Roma’da görülmez bizde de epey Bürütüs vardır.
M. Kemal’in Gençliğe Hitabe’sinde bahsettiği “dahili bedhahlar”la aslında bu hainler kastedilir. Lisede İnkılap Tarihi öğretmenimiz bir Albay idi ve böyle dedi. Ve ‘dahili bedhahlar’a örnek olarak milli mücadele esnasında faaliyet gösteren İngiliz Muhipler Cemiyetini, Amerika mandacılığını savunanları, İstanbul’daki ve Anadolu’daki işgallerde işgal ordularına destek veren, istihbarat hizmeti sunan Yunanları, Ermenileri, Rumları, gayrimüslimleri saydı hain olarak. Üniversitede Küçük Ağa romanında kiliselerin silah deposu, Türk askerini içeriden vuranların da gayrimüslim vatandaşlar olduğunu okuyunca taşlar yerine oturdu.
Siz bakmayın 28 Şubatçı zihniyetin dahili düşman derken başını örten öğrencileri, sakallı çarşaflı Anadolu insanını, imam hatipleri yani milletimizi kastetmelerine. Esas dahili bedhahlar milleti düşman gören o hainlerdi. Hâlâ bu anlayış etkilidir. En son örneği de Fetöcülerdir.
Beşinci Murad’ı, şeyhülislamı, Namık Kemal’i, İttihat ve Terakki yöneticilerini nasıl ikna ettiler bilinmiyor ama Osmanlı Devletini en üstten aşağı doğru birçok kişiyi locaya üye kaydeden masonların zaman içinde ‘dahili bedhahlar’dan olduğu anlaşıldığı için M. Kemal, mason localarını resmen kapattı. Fakat bu kapatma fazla uzun sürmedi loncalar Büyük Kulüp, Rotary, Lions, Bilderbeg gibi farklı isimler, söylemler, faaliyet alanları ile etkinliklerini sürdürdüler. 28 Şubatçı asker ve siyaset adamlarının aynı kulüp üyesi olması tesadüf olamaz. Ne yazık ki Türk milleti bu iş birliğini kulüp üyeleri öldükten sonra yayınlanan baş sağlığı ilanlarından sonra öğrendi. Seçimden bir gün önce Mesut Yılmaz’ın masonluk belgesini yayınlayan zamanın Takvim gazetesine dava açmayan Mesut Yılmaz, kendisine mason diyen Erbakan ile pazarlığı bitirmesine rağmen son dakikada hükumet kurmaktan vazgeçti. Mesut Yılmaz’ın mason olduğunu öldükten sonra Büyük Kulüp’ün baş sağlığı ilanından öğrendik.
Son 25 yıldır masonlar ve onların ‘şirin, stk, güler yüzlü paydaşları’ Rotary, Lions dernekleri (!) artık elleri öpülesi mihraklar oldu. Rotary ve Lionslar için ‘Aslında siz eli öpülesi kimselersiniz çünkü çok paylaşımcısınız, okullar yaptırarak, sosyal yardımlarla bunu gösterdiniz ben sizi yanlış tanımışım’ diyerek özür dileyen kişi TBMM Başkanı Bülent Arınç idi.
Türkiye’de Bilderberg konusunda her yıl yazı yazan, Türkiye’den kimler katıldı, neler konuşuldu’yu yazan Fehmi Koru, gizli Bilderberg toplantılarına katıldıktan sonra artık bu konuyu yazmıyor. Bu da başka bir taktik. “Artık bizden biri oldun kalemini tut.”
Fehmi Koru yazmasa da 2025 Bilderberg toplantısı ve konusu hakkında basınımız yazdı. Türkiye’den Maliye Bakanı Mehmet Şimşek katılmış. Ukrayna-Rusya Savaşı, Nüfus Azaltma ve Göç gibi konular konuşulmuş. Hayret, 2025’in dünya çapında en önemli konusu Soykırımcı Siyonist İsrail’in Gazze’deki soykırımı yok konular arasında. Orta Doğu diye bir ara başlık var ama içeriği meçhul.
İkinci hayretim nüfus azaltma konusuna. Türkiye’de nüfus çoğalmak değil nerdeyse durma noktasına geldi. Evlilikler ekonomik olarak teşvik ediliyor. CB Erdoğan nüfus konusunda SOS verdiğimizi söylüyor. Bilderberg’de hükumetin bakanı nüfus azaltma konusunda konuşmuş. Neler dedi acaba? Çok enteresan.
Yurt dışında bunlar olurken yurt içinde Rotary ve Lionsların hayli etkili olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz yıllarda bu uluslararası dernekleri en çok Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösterdiğine şahit oluyoruz. İş o kadar aleni ve tabii hale gelmiş ki bu gizemli kuruluşların İstanbul, Ankara, İzmir, Samsun, Manisa, Aydın, Kars, Bursa ve Adana’da MEB’e bağlı ilköğretim, ortaokul ve liseleri var. Bu gizemli kuruluşlar katkıda bulundukları okullara kendi isimlerini veriyorlar ve MEB bu okulları böyle tescil ediyor.
Merak ediyorum bu isimleri okullara veren bu uluslararası gizemli kuruluşlar velilere, öğrencilere ve Türk milletine kendilerini nasıl takdim ediyorlar, ilgili yerlerdeki dernekler okullara hangi aralıklarla gelip ‘katkıda buluyorlar?’ Yoksa kontrol mü deseydim. Mesela cinsiyet eşitliği, LGBT konusunda nasıl bir tavrı var bu derneklerin?
Burada hatırlatmazsam olmaz. Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi olarak şahsi teşebbüsümle Aydın MEM tarafından Söke’de bir ortaokula “Şair İsmet Özel Ortaokulu” adı verilmişti. Fakat Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredattan İsmet Özel çıkarılınca bu hususu yanlış bulduğumuzu yazmıştık. Bakanlık benim bu yazım üzerine (yani benim yorumum) okullara verilecek isim yönetmeliğini değiştirdi. Artık il Mem, okullara kendi yetkisi ile isim veremeyecek. Önce komisyonlar kurulacak. Sonra teklif edilen isim gerekçesi ile Bakanlığa sunulacak. Onay Bakanlıktan çıkacak. O yazıda sorduğum soruyu yineliyorum. Eğer Bakanlık bu yönetmeliği darbeci, FETÖ’cü ve eğitimle bağdaşmayan kişilerin isimlerini yenilemek için değiştirdi ise; adında, verdiği diplomada Rotary, Lions olan okulların adını yerli ve milli kişilerle değiştirmesini teklif ediyorum. Milli Görüş ve Cihannüma geleneğinden gelen, müfredata Maarif Modeli diyen, eğitimde paradigma değişimi iddiası olan Bakanlığa yakışan budur. Bekleyip göreceğiz.
Yazının başında son 25 yıldır uluslararası bu derneklerle ilgili hassasiyetin kaybolduğunu söyledik. Acaba bu dernekler 15 Temmuz Fetöcü darbe girişimine nasıl tepkide bulundular? Gazze’deki soykırım hakkında açık bir tutumları var mı? Yani milletimizin hassasiyetine ne derece sahipler ki para vererek okullarımıza isim veriyorlar.
Son olarak bize ve bizden önceki nesillere yabancı mihraklara karşı her daim uyanık tutmaya çalışan ve masonları ve kardeş kuruluşlarını gündemden düşürmeyen Cevat Rıfat Atılhan’a, Necmettin Erbakan’a, Necip Fazıl’a, Kadir Mısıroğlu’ya, Mehmet Şevket Eygi’ye, Samiha Ayverdi’ye Allah’tan rahmet diliyorum.
Kâmil Yeşil