Çocuklara sık sık “Büyüyünce ne olacaksın?” diye soruyoruz. Doktor, öğretmen, mühendis, pilot… Oysa belki bundan önce sormamız gereken daha temel bir soru var:
“Büyüyünce nasıl bir insan olmak istiyorsun?”
Hayatın anlamı üzerine yapılan çalışmalar, insanın yalnızca hedef sahibi olduğunda değil; hayatını değerli, tutarlı ve anlamlı bulduğunda daha güçlü bir psikolojik iyi oluş geliştirdiğini gösteriyor. Viktor Frankl’ın “anlam istemi” olarak ifade ettiği bu ihtiyaç, çocukluk yıllarında da şekillenmeye başlıyor. Bu nedenle çocuklara hayatın anlamını uzun felsefi açıklamalarla öğretmek yerine, onların günlük yaşamlarında anlamı fark etmelerini sağlamalıyız.
Bu noktada yaklaşık dokuz asır önce kaleme alınan Edip Ahmed Yüknekî’nin Atebetü’l-Hakâyık adlı eseri bize dikkat çekici bir yol haritası sunuyor. Eserde ideal insan; zenginliği, makamı veya başarısıyla değil, bilgisi, dili, cömertliği, alçakgönüllülüğü, sabrı ve ahlaki duruşuyla tanımlanıyor.
Bugün çocuk eğitiminde belki de yeniden hatırlamamız gereken düşünce tam olarak budur. Çocuğun yalnızca başarılı olması değil, iyi bir insan olmayı da öğrenmesi gerekir.
Bir çocuğa yüksek not almayı hedef olarak gösterebiliriz. Ancak bunun yanında öğrenmenin neden değerli olduğunu da anlatmalıyız. “Sınavdan yüksek almak için çalışıyorum” düşüncesinin yerine, “Dünyayı anlamak ve öğrendiklerimle faydalı olmak için öğreniyorum” anlayışını yerleştirebiliriz. Çünkü amaç yalnızca bir hedefe ulaşmak değildir. Amaç, çocuğun yaptığı şey ile taşıdığı değer arasında bağ kurabilmesidir.
Atebetü’l-Hakâyıkta dünyanın geçici olduğu ve insanın burada iyilik üretmesi gerektiği vurgulanır. Bu düşünce çocuklara çok sade bir şekilde anlatılabilir:
“Bugün hayatın tarlasına ne ektin?”
Bir arkadaşına yardım ettiyse iyilik ekmiştir.
Hatasını kabul ettiyse dürüstlük ekmiştir.
Öfkelendiğinde kendini durdurabildiyse sabır ekmiştir.
Bir bilgisini paylaştıysa fayda ekmiştir.
Böylece çocuk, hayatın anlamını uzak ve soyut bir mesele olarak değil, kendi davranışlarının içinde görmeye başlar.
Edip Ahmed’in üzerinde durduğu bir başka önemli değer de dili korumaktır. Günümüzde çocukların iletişim alanı yalnızca okul ve aile değildir; sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve çevrim içi oyunlar da hayatlarının önemli bir parçasıdır. Bu nedenle çocuklara şu üç soruyu öğretmek belki de çağımızın en önemli ahlak eğitimlerinden biridir:
“Söylediğim doğru mu? Gerekli mi? Kırıcı mı?”
Hayatın anlamı yalnızca büyük ideallerde değil, insanın günlük hayatta başkalarına nasıl davrandığında da saklıdır.
Çocuklara cömertliği de yalnızca para vermek olarak anlatmamalıyız. Bir çocuk zamanını, bilgisini, ilgisini, oyuncağını veya sevgisini paylaşabilir. Böylece hayatın yalnızca “Ben ne kazanacağım?” sorusundan ibaret olmadığını öğrenir.
“Ben başkalarına ne katabilirim?” sorusu da anlamlı bir hayatın önemli parçalarından biridir.
Bir başka önemli konu ise çocukları yalnızca başarıya değil, hayal kırıklıklarına da hazırlamaktır. Hayatta her istediğimiz gerçekleşmez. Bazen kaybederiz, bazen başarısız oluruz, bazen haksızlığa uğrarız.
Frankl’ın yaklaşımında insan, değiştiremeyeceği durumlar karşısında bile kendi tutumunu seçebilir. Atebetü’l-Hakâyık’tada sabır, hilm ve kader bilinci insanın zorluklar karşısında ayakta kalmasını sağlayan temel değerler arasındadır.
Çocuğa şu düşünceyi kazandırmak önemlidir:
“Her şeyi kontrol edemezsin ama nasıl davranacağını seçebilirsin.”
Başarısız olabilirsin ama yeniden deneyebilirsin.
Birisi sana haksızlık yapabilir ama sen haksızlık yapan kişi olmak zorunda değilsin.
İstediğin gerçekleşmeyebilir ama değerlerinden vazgeçmek zorunda değilsin.
Belki de çocuklara hayatın anlamını öğretmenin en etkili yolu onlara hazır cevaplar vermek değil, doğru soruları sormaktır:
“İyi bir insan kimdir?”
“İnsan neden iyilik yapmalı?”
“Bir insanı değerli yapan nedir?”
“Bugün kime faydan dokundu?”
“İnsanlar seni nasıl hatırlasın isterdin?”
Bu soruların tek bir doğru cevabı yoktur. Ama çocuk bu sorular üzerinde düşündükçe kendi anlam dünyasını kurmaya başlar. Burada yetişkinlere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Çünkü çocuklar çoğu zaman söylediklerimizden çok, yaşadıklarımızı öğrenirler. Para hakkında sürekli konuşup cömertliği öğretemeyiz. Her hatada öfkelenip sabrı anlatamayız. İnsanları makamlarına göre değerlendirip tevazudan söz edemeyiz. Edip Ahmed’in yüzyıllar önce eleştirdiği şeylerden biri de inanç ile davranış arasındaki bu kopukluktu. Belki de çocuklara verebileceğimiz en önemli hayat dersi şudur:
Hayat yalnızca kazanmak, sahip olmak ve başarılı olmak değildir. Hayat; öğrenmek, sevmek, paylaşmak, sabretmek, iyilik yapmak ve ardında güzel bir iz bırakabilmektir.
Çocuklarımızın hangi mesleği seçeceği elbette önemlidir.
Ama bundan daha önemli bir soru vardır:
Nasıl bir insan olacaklar?