Felsefe gerekli mi, gereksiz mi, sorusunun ya da tartışmasının nihai cevabını bulamadan devran uzar gider. Genelde akim bir tartışma olarak telakki edilir. Cevabı sical şeklinde tezahür eder. Felsefe eğer marifet sevgisi ise aynı zamanda insanın düşünce melekesini geliştirir ve muhakeme gücünü artırır. Bununla birlikte kaçınılması gereken bir yönü vardır. Değerlendirmelerinde haddi vasatı aşmamak. Çıkarımlarını müsellemat/ön kabuller olarak almamak gerekir. Vardığı sonuçlar tartışmaya açıktır aksi halde felsefe dogması yaşanır. Dogmalara karşı olanlar mesele felsefeye gelince dogma taraftarı kesilebilirler. Bu ise insani düşüncedeki yanılma payını reddeder ve bu da yanlışların takdis edilmesine varır ve şüpheleri değil saplantıları güçlendirir.
Merhum Abbas Mahmut Akkad, ‘Tefekkür Bir İslam Farizasıdır’ adlı kitabında Müslümanları düşünmeye davet eder. Tefekkür dinimizde makbul addedilmiştir. İnsan tefekkür ederek gelişir. Tezekkür bilinenleri hatırlamak ve yakın plana getirmek ise tefekkür de bilinmeyenleri düşünme yoluyla keşfetmektir. Bilinmeyenlere pencere açmaktır. Zihni keşifleri sağlar.
Bizde bazı dönemlerde felsefenin gerekliliği veya gereksizliği üzerine tartışmalar uzayıp gitmiştir. Bu minvalde Cezayir gibi ülkelerde de bu yönde tartışmalar dinmeden ve kesilmemeden sürmektedir. Cezayir milletvekillerinden Reşid Şerşar zorluğuna binaen lise ve dengi okullarda felsefe
okutulmasının gereksizliğine atıf yapmıştır. Karşı çıkmıştır. Bu derslerin kaldırılmasını savunmuştur. Bakalorya düzeyinde yapılan bu eğitimin verimsizliğini ve akim olmasını gündeme getirmiştir. Lakin bu itirazına itiraz edenler de çıkmıştır. Söz konusu milletvekili felsefe eğitiminin faydasız olduğunu ve vakit kaybı olduğunu nazara vermiş ve buna binaen bu dersin kaldırılmasını talep etmiştir. Bizde de vaktiyle ilahiyatlarda felsefe dersi okutulup okutulmaması tartışılmıştır. Merhum Ahmet Davudoğlu gibi alimler klasik tarzda devam edilmesini ve felsefe yerine klasik müfredattaki kelama ağırlık verilmesini istemişlerdir. Lakin daha sonra İslam enstitüleri yerine ilahiyatlar ikame edilince bu tartışmalar çatısız kalmıştır. Asiye Osmaniye adlı Cezayirli yazar felsefenin sadece eğitim müfredatı olmadığını aklı, ahlakı ve insanlığı terbiye ettiğini savunmuştur. Yeni nesillere nasıl düşünmeleri gerektiğini telkin eder ve yol gösterir. Ne düşüneceklerini değil nasıl düşüneceklerini öğretir. Önlerine sorgulama yollarını açar. Çocukları mümkün mertebe müsellemat/ön kabullerden arındırır, kurtarır. Yönlendirilmiş akılla değil eleştirel akılla evrenle yüzleşmeye hazırlar. Belki müktesebatıyla kainata meydan okur. Asiye Osmaniyye felsefenin aynı zamanda fikri aşırılığa karşı bir panzehir hükmünde olduğu kanaatindedir. Fertteki temyiz yani ayırt etme melekesini de geliştirmektedir. İçine kapanma yerine insanı dışa açar.
Kendini ifade etme biçimini güçlendirir. Bir çırpıda felsefeden vazgeçmek yerine felsefe öğretim yollarını gözden geçirmek daha isabetli olacaktır. Felsefeyi vakıadan koparmak yerine onu yaşanılır bir vasata bağlayarak önünü açmak ve canlandırmak daha isabetli olsa gerek. Bu maddeyi tahsil edenleri de işin içine katmak lazımdır. Metinleri ezberleyen değil onları muhakeme eden bir felsefe dersi seviyesine ihtiyaç vardır. Bunu kazandırmak matlup ve yerinde olacaktır. Bu dersin tedrisinde basmakalıp yöntemler yerine kavramlarla ve sorularla özgür çerçevede etkileşim kurulması hedef alınmalıdır.
Felsefenin müfredattan arındırılması eğitimin sınav boyutuna indirgenmesi anlamına gelir. Felsefeyi klasik kalıplarından kurtararak daha dinamik ve verimli hale getirmekle işe başlamak mümkündür.
Felsefeye karşı çıkmak yerine onu damıtmak ve güncellemek yerinde olur. Felsefe tek başına iyi tek başına kötü değildir. İyiliğini veya kötülüğünü muhtevası tayin eder. Tedrisi üzerine değil muhtevası üzerine tartışmalıyız. Bu ders ve benzerleri muhtevasına göre değer kazanır ve değerlendirilir.
Gazali de böyle söylemiştir.