
1990’lı yılların sonlarına kadar Dünya Gazetesi dağıtım ağı üzerinden bayilere gönderilen Kuveyt’te yayınlanan el Müctema dergisi sayıları ve akranlarına ulaşabiliyordum. Takip ettiğim bir başka dergi ise Ezher dergisiydi. Mütemadiyen edinirdim. Yazıları bana tiryak gibi geliyordu. El Müctema dergisini abone olarak takip ettiğim de olurdu. 28 Şubat sonrasında bu dergilerin dağıtımı durduruldu. Siyasi atmosfer takiplerine imkan vermedi. Ben de bu maarif ağaçlarından ve araçlarından kendimi mahrum oldum. İkisine de ulaşmaya çalışsam da bunu düzenli olarak başaramadım. Bu açıdan 1990’lı yıllar dergi takipçiliği açısından benim için kurak ve hazan yılları oldu.
El Müctema dergisinin İslam alemiyle ilgili bölümünde bir şiir yer alırdı. Mealen şöyledir: Ben vatanım olarak İslam’dan başka bir yer tanımadım. Şam (Levant) ve Nil Vadisi nazarımda birdir. Ve nerede bir ülkede Allah’ın adı anılırsa.. Orasını köşeleriyle birlikte vatanımın özü sayarım.
İslam haziresinde nesiller bu duygularla bezeli olarak yetişmişler ve büyümüşlerdi. İnançlarının gölgesinde vatan ayırmıyorlardı. İnançlarını yaşayabildikleri yerler onların vatanlarıydı. Vatan bazen Mekke olurdu bazen de Medine. Bu açıdan eslafımız ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ sloganını hayata geçirmiştir.
Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir.”
Şarklılar hep bu ölçü içinde davranmışlardır. Taliban bu nedenle ülkelerinde misafir olarak gördükleri Bin Ladin’i delil olmadan Amerikalılara teslim etmemişlerdir. Bunun için yıkılmayı bile göze almışlardır. Mertlik budur.
Bunu tamamlayan buyruklardan birisi de şudur: “Birbirinizle hasetleşmeyiniz. Almayacağınız bir malın fiyatını müşteri kızıştırmak için artırmayınız. Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz. Birbirinize darılıp yüz çevirmeyiniz. Birinizin satışı üzerine başka biriniz satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları, böylelikle kardeş olunuz. Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz, yardımı kesmez ve onu hakir görmez. –Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret ederek buyurdular ki– Takvâ buradadır. Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi, bir kimseye şer olarak yeter. Her müslümanın kanı, malı ve ırzı, başka müslümana haramdır.” Müslim, Birr 32. Ayrıca bk. Buhârî, Edeb 57; Ebû Dâvûd, Edeb 47; Tirmizî, Birr 24; İbni Mâce, Duâ 5 (Müslim rivayeti dışındakiler, Enes İbni Mâlik’ten gelmiştir).
Süleyman Halebi: Bu buyruklara imtisalen Halep’ten Ezher’e giden bir ilim talebesi olan Süleyman Halebi Napolyon’un Mısır’a halef olarak bıraktığı Fransiz General Jean Baptiste Kléber’e suikast düzenleyerek öldürmüştür. Fransız işgalini ve işgalcilerini onaylamamıştır.Fransızların burada tutunamamalarının bir nedeni de karşılaştıkları bu düşmanca atmosferdir. Hem Kürt hem de Suriyeli olmasına rağmen inancı onu buna sürüklemiştir. Bunun cezası olarak kazığa geçirilmiştir.
İzzettin Kassam: Hamas’ın iki piri vardır. Birisi Ahmet Yasin diğeri de İzzettin Kassam. Bir başka ümmet savaşçısı, beynelmilel savaşçı da şüphesiz İzzettin Kassam’dır. Hamas savaşçı tugaylarına İzzettin Kassam Tugayları ismini vermiştir. Cepheden cepheye koşuşturmaları sırasında 1935 yılında Filistin cephesinde şehit düşmüştür.
Mücahitlerin piri İzzettin Kassam’a Suriye’nin Lazkiye kasabasına bağlı Cebale köyünde doğdu. Ailesi son derece dindardı. Köy öğretmeni olan babası hayat görüşünün oluşmasında kilit rol oynamıştır. 14 yaşında köyünden ayrılarak Kahire’de El-Ezher Üniversitesi’ne kaydoldu ve burada Müslüman Kardeşlere katıldı. Çok geçmeden kendi kozasını ördü. Daha sonra köyüne dönen el-Kassam köyün camisinde imamlık yapmaya başladı. Vaazlarında İslâmî dirilişin ancak öze dönerek sağlanacağını, emperyalizmin en büyük düşman olduğunu işledi, dile getirdi. Kassam’ın ünü giderek tüm Suriye’ye yayılmaya başladı.
1911’de İtalya’nın Trablus’u işgal etmesi üzerine bölgeye giderek Osmanlı birlikleriyle İtalyanlara karşı savaştı. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusuna yazıldı. Savaşın ardından Şam’ın Fransız işgalinden kurtarılması için mücadele etmeye ve halkı örgütlemeye başlayan el-Kassam, gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı.
1922’de Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı ve o zaman Filistin topraklarında olan Hayfa kenti yakınlarında bir köye yerleşti. Filistin topraklarının Yahudi göçmenlerce satın alınmasına ya da işgal edilmesine şiddetle karşı çıktı. Hayfa’daki İslâmî bir okulda öğretmenlik yapmaya başladı ve Genç Müslümanlar Birliği’ne katıldı. Burada tevafuk eseri olarak Filistin ulusal savaşına önderlik eden el-Fetih’in fikir babası Hacı Emin el-Hüseyni ile tanıştı. Ancak onun milliyetçi fikirlerine mesafeliydi. Yıllar sonra Hacı Emin ve el-Kassam’ın fikir önderliğini yaptığı hareketler, Filistin Kurtuluş Örgütü ve HAMAS haline dönüştü ve birbirlerine rakip olmaya devam etti.
Abdullah Azzam: Bu anlamda İzzettin Kassam modelini hatırlatan isim ve haleflerinden birisi de ismi Afgan cihadıyla anılan Filistin asıllı Abdullah Azzam’dır. O da 1970-73 arasında Kahire’deki Ezher Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamıştır. Suudi Arabistan’da öğretim üyesi iken Afgan cihadının kuvveden fiile çıkmasıyla Afgan topraklarına gitmiş ve burada ‘Mektebetü Hidemat’ adıyla anılan yabancı mücahit adaylarını Afgan cihadına katma ve devşirme sürecini örgütlemiştir. Afgan cihadına lojistik destek sağlamıştır. O da selefleri gibi şahadet mertebesiyle bu dünyadan göçmüştür. Şimdi ruhları Gazze’de çarpışıyor!
Mustafa Özcan