Çocuklarımıza matematiği öğretiyoruz, fen bilgisini öğretiyoruz, yabancı dil öğretiyoruz. Peki, doğru olanı seçmeyi, vicdanının sesini dinlemeyi ve kimse görmese bile dürüst kalabilmeyi öğretebiliyor muyuz?
İşte tam bu noktada iki önemli kavram karşımıza çıkıyor: ahlak ve etik.
Çoğu zaman aynı anlamda kullansak da aslında aralarında ince ama önemli bir fark vardır. Ahlak, bireyin ailesinden, çevresinden ve toplumundan öğrendiği, hayatına yansıttığı değerler bütünüdür. Saygı göstermek, dürüst olmak, emanete sahip çıkmak, yardımsever olmak ahlakın günlük hayattaki karşılıklarıdır. Kısacası ahlak, yaşadığımız değerlerdir.
Etik ise bu davranışların neden doğru ya da yanlış olduğunu sorgulayan düşünce sistemidir. Bir başka ifadeyle ahlak davranışımızı, etik ise o davranışın gerekçesini oluşturur. Ahlak uygulamadır; etik ise bu uygulamanın pusulasıdır.
Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Bu değerler gerçekten ders anlatılarak kazandırılabilir mi?
Bence hayır.
Çocuklar, söylediklerimizden çok gördüklerimizi öğrenirler. Dürüstlük anlatan ama kopyaya göz yuman bir öğretmen, adaletten bahseden ama öğrenciler arasında ayrım yapan bir yetişkin ya da saygıyı öğütleyip öfkesini kontrol edemeyen bir ebeveyn; farkında olmadan en güçlü dersi verir. Çünkü değerler kulaktan çok gözle öğrenilir.
Bu nedenle okullar yalnızca bilgi veren kurumlar değil, değerlerin yaşandığı hayat alanları olmalıdır. Öğretmen sadece ders anlatan kişi değil, aynı zamanda yürüyen bir değerler eğitimidir.
Etik eğitimi de ezberlenecek kurallar listesi olmamalıdır. Bunun yerine öğrencilerin düşünmesini sağlayan uygulamalar yapılabilir. Bir arkadaşının sırrını paylaşmalı mı? Bulduğu cüzdanı ne yapmalı? Sınavda kopya çektiğini gördüğü arkadaşını uyarmalı mı? Bir deneyde sonuç istediği gibi çıkmadığında verileri değiştirmek doğru mudur? İşte bu tür gerçek yaşam ikilemleri üzerinde konuşan çocuklar, doğru cevabı ezberlemek yerine doğruyu aramayı öğrenirler.
Drama çalışmaları, canlandırmalar, vaka analizleri, sınıf tartışmaları, gönüllülük faaliyetleri, öğrenci meclisleri ve sosyal sorumluluk projeleri etik eğitiminin en güçlü araçlarıdır. Çünkü çocuk ancak yaşayarak öğrenir.
Fen Bilimleri öğretmeni olarak özellikle bilim etiğinin üzerinde durulması gerektiğine inanıyorum. Bir deney sonucunu değiştirmek neden yanlıştır? Doğaya zarar veren bir buluş gerçekten başarı sayılır mı? Yapay zekâ kullanırken hangi sınırlar korunmalıdır? Bilim kadar bilim insanının vicdanı da geleceği şekillendirir.
Okul iklimi de en az ders içerikleri kadar önemlidir. Öğrencinin fikrine değer verilen, hata yaptığında dışlanmadığı, adaletin gerçekten hissedildiği bir okulda etik davranışlar kendiliğinden filizlenir. Sevgi ve saygının olduğu yerde sorumluluk gelişir; güvenin olduğu yerde dürüstlük kök salar.
Bugün çocuklarımızı sınavlara hazırlıyoruz. Oysa hayatın en zor sınavı test kitapçığında değil, günlük yaşamın içinde karşımıza çıkıyor. O sınavın soruları; “Doğru olan nedir?”, “Kimse görmüyorken nasıl davranmalıyım?” ve “Vicdanım bana ne söylüyor?” sorularıdır.
Belki de eğitimde asıl başarı, yüksek notlar değil; yüksek karakterler yetiştirebilmektir.
Çünkü bilgi, insanı güçlü yapabilir.
Ama ahlak ve etik, onu gerçekten insan yapar.